Bismillah… “Aşk ayetini tefsir edebilmek için önce âşık olmak lâzım.” Zulmete doğan hafif bir ışık hiç birşeyin kalıcı olmadığını anlatıyordu. Gece’nin gelmesiyle birlikte hicran meşalesini yaktım. Vuslatı tatmadan hicranla tanışmak nasıldır? Benim tek bildiğim aşkı tanıyabilmek için hicranın şart oluşudur. Minarelerden yükselen aşk ezanını sadece âşık olanlar duyup anlayabilirler. Zira aşığın gönlü her türlü acı ve çileye razılık...
Bismillahirrahmanirrahim Şemin yakıcı sıcaklığı sadece bedeni eritir… Gözlerine hakim olan sessizlik onu uzaklara götürüyordu yavaşça esen titrek rüzgarla. O güzel gözleri dışarıya gam ile bakıyordu. Bakışları artık onu ele verir bir hâle gelmişti. Saklanılır mı gamın ağıtları? O saklamak istiyordu belki de… Pencere önünde oturup yağan karı izliyordu, diğer yandan da düşünceler zihnini meşgul etmekteydi. Kimseyle paylaşamazdı hüznünü....
“Bütün gece uyuyamamıştı. Sükût, yalnızlığına ortak olarak buluşmuştu yaralı yüreğinde. İçinde öyle bir dert barınıyordu ki artık “O”nu saklamaya takati kalmamıştı… Gözyaşına engel olunur mu? Yaşlar sadece gözlerden mi akar? Yürekte hiç mi gözyaşı yoktur? Hangisi daha içli ve acı vericidir? Derdini içinde tutmak mı yoksa onu aşikar ederek sırları yok etmek mi?… Yine gizlice akıyordu yüreğinin gözyaşları derin nehir sularına. Kimse...
Yanlışların doğru; doğruların ise yanlış bilindiği bir zamanda bir genç yaşardı. Bu delikanlı diğer gençlerden farklıydı. Onu farklı kılan şey isminin Hadi oluşu ve gözlerine sakladığı derin hasretti. Hasta annesi ile birlikte yıkık bir harabede yaşarlardı. Hadi içine kapanık biriydi. Çok az konuşuyordu. Tek dayanağı hasta annesi idi. Çünkü sahip olduğu bu imanı ona borçluydu. Ve ne yazık ki son günlerde annesinin durumu giderek ağırlaşmaktaydı. Sonunda...
Ne başı, ne de bir sonu vardır yaşanılanların. Her defasında olduğu gibi bu kez de hüznümü kâğıdımla ve kalemimle paylaşıyorum. Elemim gözyaşı misali aktı kâğıdıma yüreğimden çıkan acı dolu yakarışımla. Gözlerim doluyor, akıtamıyorum gözyaşlarımı. Kalemim konuşuyor gözyaşlarımın yerine… Bana bu sözleri yazdıran da neydi? Hangi elem yüreğimi böylesine yaktı? Cevabı buldum. Biliyorum, galiba! Bunca zamandır gaflet uykusundaydım....
Zulmetin arkasına saklanmış endişeli bakışlar Yaşlı gözlere kanlarla çızılmış ağıtlar Mazlumiyeti haykıran dillere yazılmış feryatlar Bir katliamın izlerini taşıyordu Onlar Sahra’nın kızgın toprağı üstünde şehitler Yere serilmiş cansız nur-i bedenler Yükselirken ağıtlar kızıl arşa birer birer Bir katliamın izlerini taşıyordu Onlar Bileklerine prangalar takarken vefasız hain Zulümlere karşı direnişini gösteriyordu halin Figâr bakışları olmuştu...
Bismillahirrahmanirrahim “Ağlayan gözler görüyorum. Talan olan evler görüyorum. Kana bulanan baharlar görüyorum. Diğer tarafta ise, Mazlumların hakkını çalan kirli eller görüyorum…” Dünya’nın her köşesinde zulüm var. Masum çocuklar oyun çağındayken savaş ortamında yetişmektedir. Nedir bu masum çocukların suçu? Sadece çocukların değil, bu masum insanların suçu nedir ki onlara bu elemleri yaşatıyorlar? Yoksa suçları hakkın yanında olmak mıdır?...






