Onlara Öf Bile Deme!

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Nisan 2010 3.9K kez okundu Evlilik ve Aile 1 Yorum
Onlara Öf Bile Deme!
Bu yazıyı değerlendirin

Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi emretmiştir. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı «Öf» bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.[1]

Anne ve baba makamı o kadar yüce ve kutsal bir makamdır ki kuranı kerimde defalarca Allah’tan hemen sonra zikredilmiştir ve anne babaya iyilikte bulunmak, Allah’ın, imandan sonra, kullarından istediği başlıca istek olarak kuranın farklı yerlerinde ifade edilmiştir.

Birçok şeyimizi ve belki de her şeyimizi anne ve babamıza borçlu olduğumuzu söylemeye gerek yok. Bunu zaten hepimiz biliyoruz.

Birçok zorluklara katlanarak bizi sevgi ve şefkatle büyüten annelerimiz, çoğu zaman bizim rahatımız için kendilerini bile unutarak hayatlarının en güzel yıllarını seve seve bizim için feda etmişlerdir.

Babalarımız nice zorluklara göğüs gererek, nice dayanılması zor olaylarla boğuşarak bizim huzurlu ve rahat olabilmemiz için en güzel yıllarını harcadıklarını biliyoruz. Dolayısıyla rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki hiçbir insan anne ve babasının ona yaptıkları iyiliklerin karşılığını ödeyemez. Hiç kimse annesinin onu taşıdığı o dokuz aylık zor günlerin bedelini ödeyemez. Çocukları için her şeylerini gözlerini kıpmadan feda edebilen annelerin hakkını hiç kimse ödeyemez.

Yüce Allah kuranı kerimdin birçok yerinde kendi adının yanı sıra anne-baba’dan söz etmiştir ve her zaman anne ve baba hakkını kendi haklarının yanında duyurmuştur.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın.[2]

Anne ve babaya yapılan kötülüğü kendisine şirk koşmak kadar kötü gören yüce Allah diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor: Allah’a kulluk edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.[3]

Başka bir ayette ise şöyle okuyoruz: Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve «İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.[4]

Bu ayetleri bir araya getirdiğimizde ise anne ve babaya yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler olarak iki konu açıklığa kavuşuyor.

Yüce Allah’ın, Anne ve babayı kendisinden sonra ikinci kademede zikretmesi ve iman etmek gibi en değerli görevden sonra anne ve babaya yapılması gereken iyilikten söz etmesi anne ve babanın gerçek makamını gözler önüne seriyor.

İmam Rıza (as) şöyle buyuruyor: Yüce Allah kendisine ve anne-babamıza teşekkür etmemizi emretmiştir dolayısıyla anne ve babasına teşekkür etmeyen birisi Allah’a da şükredemez.

İşin aslına bakacak olursak anne ve babaya gösterilmesi gereken saygının asıl sebebi, insanların kendi hayatlarını devam ettirebilmelerinde gizlidir. zira ailelerin ve buna bağlı olarak da toplumların ayakta kalması ancak anne ve babaların gerekli ilgiyi görmesiyle mümkün olabilir. Evlatların anne ve babaya ilgisiz olduğu bir aileden kin ve nefretten başka bir ürün çıkmaz. Bu tür ailelerden oluşan bir toplum ise kesinlikle uzun süre hayatını devam ettiremez.

Avrupa toplumlarında bugün gördüğümüz tablo, aile kurumunun iflas etmesinin bir sonucudur. Bu tür toplumlarda aile ve aileler arası diyalog anlamını yitirmiştir, anne ve baba kavramları anlamsızlaşmıştır ve insanlar artık sadece kendi zevkleri için yaşıyorlar.

Sadece kendi zevkleri için yaşayan bir insan ise ne yaşlı anne ve babasına katlanabilir ne de hasta eşi veya evladına.

Yaşlıların, yaşlılar yurdundan başka bir yer bulamadığı bu tür toplumlarda, yaşlıların tek yaptığı iş kendilerini kandırarak mutluluk taklit’i yapmak ve ölümü beklemektir.

Zengin İslam kültürü, anne ve baba kavramlarına öylesine bir değer kazandırmıştır ki adeta evlatların anne ve babalarına secde etmesi gerektiğini insana anımsatıyor.

İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyuruyor: Yüce Allah üç konuda hiç kimsenin hata yapmasına müsaade etmemiştir:

1- Verilen emaneti geri vermek konusunda, emanet veren kişi iyi de olsa kötü de olsa.

2- Verilen sözün yerine getirilmesinde, iyi bir insana verilen sözle kötü bir insana verilen söz farkı olmaksızın.

3- Anne ve babaya iyilik yapmak ve onlara iyi davranmak konusunda, iyi bir anne baba olsunlar ya da kötü olsunlar.

Bu hadis ışığında İslam’ın anne ve babaya sadece anne ve baba oldukları için değer verildiğini bize gösteriyor, iyi veya kötü olmaları onlara gösterilmesi gereken iyilik konusunda etkisizdir. Dolayısıyla anne ve babanın kötü ahlaklı olması, eğitimsiz olması veya dini konulara kayıtsız olması bizi onlara karşı saygısızlaştırmamalıdır.

Onlar ne olurlarsa olsunlar bizim anne ve babamızdırlar ve biz ne yaparsak yapalım onların evlatlarıyız. Hiçbir şey onların anne ve babalık hakkını gölgede bırakamaz. Evet onlar bizi, Allah’a karşı gelmeye davet ediyorlarsa ve hatta bunu diretiyorlarsa bu konuda onlara tabi olmamalıyız.

İmam Humeyni “dini kurallara uymayan anne ve baba başta olmak üzere diğer akrabalarımızla olan ilişkilerimizi kesebilir miyiz?” sorusuna şu yanıtı vermişlerdir: Hayır, akraba ilişkisini kesmek caiz değildir, ancak kurallarına uyarak onları doğruya sevk etmelisiniz.

İmam Zeynel Abidin (as) şöyle buyuruyor: Annenin senin üzerindeki hakkı budur: Hiç kimseyi taşımadığı bir yerde (rahminde) seni taşıdığını bilmelisin, hiç kimseye tattırmadığı kalbinin meyvesiyle seni beslemiştir. Elini, ayağını, gözünü, kulağını ve bütün vücudunu seve seve senin için olumsuzluklara karşı kalkan etmiştir, hamilelik döneminin bütün olumsuzluklar, acılar, ağrılar ve üzüntülerini yüce Allah seni o dar yerden çıkartana dek üstlenmiştir.

Annen, kendisi aç iken senin tok olmanla sevinçliydi, kendisi çıplak iken seni giydirdi, kendisi güneşte iken seni gölgede tuttu, kendisi zorluklara katlanarak sana zorluk tattırmadı, kendisi uyak kaldı ve seni uykuya doyurdu. O senin hayat kaynağındır, kucağı, huzur bulduğun yer, göğsü susuzluğunu giderdiğin yer, kendisi ise senin belalara karşı kalkanın olmuştur. Dünyanın soğuğunu sıcağını senin için kendi üzerine almıştır.

Annenin bu yaptıklarının karşılığını ona vermelisin ama Allah’ın yardımı olmadan bunu asla başaramazsın.

Bu hadisten de anlaşıldığı üzere anne kucağı bir insanın en çok güven bulduğu yerdir. İnsanın en çok hayat ve güven bulduğu bu ortam aynı zamanda insanın en çok etkilendiği yerdir.

Bir anne, salih bir evlat yetiştirebileceği gibi kendisinden sonra kötülük kaynağı bir evlat da geride bırakabilir.

İnsanlar hayatın ilk kurallarını annelerinden öğreniyorlar ve anneler her zaman insanların hayat şeklinde en etkin kişilerdirler.

Annelerin her zaman evlatlarının hayrını istedikleri ve her zaman evlatlarının iyiliklerinden yana oldukları hiç kimsenin kuşku duymadığı bir gerçektir ancak onların her zaman evlatlarını doğruya sevk ettikleri söylenemez.

Anneniz sizi aşırı kısıtlıyorsa, evleneceğiniz veya arkadaşlık yapacağınız kişi konusunda size çok baskı yapıyorsa veya size yönelik doğru bulmadığınız herhangi bir davranışta bulunuyorsa bunun asıl kaynağı, size duyduğu aşırı sevgidir.

Onun kalbi sizin yara almanıza dayanamaz, sizin üzülmenize dayanamaz, sizin kötülüklere maruz kalmanıza dayanamaz. dolayısıyla annenizi anlayıp onun bu davranışlarını anlayışla karşılamanız annenize yapabileceğiniz en basit iyiliklerden birisidir.

Anneniz, çok yanlış bir eğitimle büyümüş olabilir, kendi anne ve babasından doğru eğitimi almamış olabilir ve bunları farkında olmadan sizin hayatınıza da yansıtıyor olabilir. Bu, onun sizi sevmediği veya iyiliğinizi istemediği anlamında değildir.

Hiç kuşkusuz anne ve babasının saygınlığını korumayan evlatlar kendi evlatlarının saygısızlıklarına uğrayacaklardır.

Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Anne ve babanıza iyi davranın ki evlatlarınız da size iyi davransınlar.

Anneler günü hediyesi.

Anneler günü annelerimizin iyiliklerini telafi etmek için küçük de olsa bir fırsattır. Bu günde evlatlar annelerine daha iyi bir hediye alma telaşında iken anneler de bütün evlatlarını tekrar bir arada görmek sevincini yaşıyorlar. Ama acaba anneler gününde veya başka günlerde renkli kutularda annelerimize sunduğumuz bu hediyeler annemizin bize yaptığı iyiliklerin karşılığını verebilir mi?

Acaba annemizin bizim için katlandığı onca zorluklar ve acılar bu kutularla telafi edilebilir mi? Bu hediyelerin hangisi annemizin sıcak kucağının bedeli olabilir? Ya da hangisi annemizin bizi karnında taşıdığı zorlukları telafi edebilir? Hangisi doğum acısını telafi edebilir? yada hangisi annemizin gençliğinin bedeli olabilir?

Çok pahalı bir hediye almak ve pahalı hediye almak yarışına girmek elbette ki annemizi sevindirmediği gibi her zaman bizim iyiliğimizi düşünen annemizi üzebilir de. dolayısıyla anneye verilen hediye konusu gibi hassas bir konuda yarışlardan uzak bir yol izlemek annemizin sevinmesi ve herkesin huzuru için izlenilebilen en uygun yoldur.

Anne-baba ve yaşlılar yurdu.

Her gün biraz daha makineleşen dünyamızın insanları maalesef gün geçtikçe biraz daha insani değerlerden uzaklaşıyorlar.

Yaşlı anne ve babaları birer işe yaramaz asalak varlık olarak algılayan günümüzün insanları en uygun çare olarak bu değerli insanları bir araya getirip ölümü beklemeleri için onları bir yuvaya tıkmayı öngörüyorlar.

Yaşlılar yurdu insanlarımızın ne denli insanlıktan uzaklaştığını gösteriyor aynı zamanda. Yıllarca bizim için katlanmadık zorlukları kalmayan insanları güçsüzleşince kendimizden uzaklaştırmak ve eski bir eşya gibi bir köşeye atmak vicdanlı bir insanın asla yapamayacağı bir davranıştır.

Batı dünyasının bir mahsulü olan yaşlı yurtları, maalesef artık yurdumuzda da boy göstermeye başladı ve her gün biraz daha batılılaşan yurdumun insanı da onların izinden giderek dünyadaki en değerli varlıklarını yani annesini ve babasını bu merkezlere teslim ediyor.

Bu merkezlerde anne veya babanıza iyi baktıklarını söyleyen kişiler olabilir ancak onların orada yediği yiyecek, hijyen veya diğer sağlık konularından bahsetmiyorum bile. Anne ve babanızın oradaki psikolojik açlığından, psikolojik sağlığından ve evlatlarından uzak kalmanın onlara verdiği acıdan bahsediyorum.

En güzel yıllarını sizin için seve seve harcayan anneniz, yaşlılık yıllarında evlatlarının yanında kalmak istiyor, torunlarını, yanında görmek istiyor ve bir işe yaradığını hissetmek istiyor.

Bir eski eşya gibi muamele gören bu annenin nasıl bir psikolojiye sahip olabileceğini tahmin edebilir misiniz? Kendinizi annenizin veya babanızın yerine koyun, size böyle bir şey yapılsaydı ne hissederdiniz?

Kendi evinde ona verilen bir kase soğuk çorba bile yaşlılar yurdunda ona verilen dünyanın en güzel yemeğinden onun için daha değerlidir.

Anne ve babanızın kendi isteğiyle yaşlanmadığının farkında mısınız? Kendi isteğiyle hastalanmadığını ve isteyerek size rahatsızlık vermek istemediğini biliyor musunuz? O sadece sizin iyiliğinizi istiyor ve son günlerinde ne zorluklarla yetiştirdiği bu ağacın gölgesinde kalmak istiyor.

—————–

[1] – İsra 23.

[2] – Enam 151.

[3] – Nisa 36.

[4] – Bakara 83.

—————–

HAZIRLAYAN: ZEHRANET


Yorum Bırak

  1. somali dedi ki:

    somali de domali hu aliisa feder ali ben afk bn afk somali tekali ispirt tekalalican