Kerbela’da Bir An

Kerbela’da Bir An

Ara 28, 2009 2 Yazar: beytül ahzan


Kupkuru bir çöl…
Issız, tenha…
Güneş yakıp kavurmakta
İnceden inceye.
Karanlık!
Adeta şehadet kokuyor.
Bir çığlık
Acı ve çaresiz…
Ah-u figan ediyor birileri
Çocuklar ağlıyor.
Kadınlar inim inim inliyor.
Çadırların ötesinde bir meydan var.
Ceset dolu, kan dolu.
Kanın keskin kokusu hissediliyor.
Bir beden var, defalarca oklanmış.
Fakat o da ne?
Başsız bir beden bu…
Üstüne taşlar atılmış
Her tarafından kanlar akıyor.
Birisi koşuyor meydana doğru
O başsız bedenin üstüne kapanıyor.
Başına , dizine vurup “vaah” diyor.
Ağlamaktan beti benzi atmış…
“Kardeşim” diyor
Fatıma’dan izler görünüyor onda
O, Fatıma kızı Zeyneb-i Kubra .
Yüreği  dağlanmış, parelenmiş
Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor…
Durmaksızın.
Gökyüzü acayip!
Kızıla bürünmüş.
Nereye dönsem cansız, ruhsuz!
Küsmüş gibi her şey….
Burası; bu kuru çöl,
Kerbela!
Hüznün ve acının buluşma noktası.
Vahşetin tanığı toprak.
Toprağa düşmüş bir masum
Kanına bulanmış,
Başı bedeninden ayrılmış.
Bu haliyle kanıtladı bizlere
O yaşamazdı zalimlerle
Ona göre bu zulümdü.
Yezid’e cevabını böyle verdi.
Huseyn Aşura’da bir tarih yazdı.
Tarihini bize emanet etti.
Nerede Kerbela, nerede Huseyn?
Nerede onun şehadeti?
Allah’ım bağışla bizi:
Azgınlara boyun eğmeyen Huseyn’i
Sahiplenemedik.
Muharrem 1 dedi mi ;
Matem havasına girdik
Muharrem 11 oldu;
Karalarımızı çıkardık
Biz Huseyn’i, tanıyamadık.
Kerbela’da verilen mesajı idrak edemedik.
Kerbela’da Huseyn; öğlen namazında,
Haykırıyordu insanlığa;
“Namaz uğrunda ölüyorum!
İslam adına şehit ediliyorum!”
Sessiz kalamazsın bu duruma,
Gömülemez tarihin geçmiş sayfalarına Kerbela!!!

KÜBRA AYDIN