İskilipli Atıf Hoca Kimdir Neden Asıldı?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 23 Nisan 2018 1.2K kez okundu Genel Yorum Yok
İskilipli Atıf Hoca Kimdir Neden Asıldı?
Bu yazıyı değerlendirin

İskilipli Atıf Hoca kimdir ve neden idam edilmiştir?

iskilipli fatih hocanın idamıŞapka kanuna karşı çıkarak muhalif olmasıyla tanınan ve Mehmet Atıf adıyla da bilinen İskilipli Atıf şeklinde anılan ve idam edilen din aliminin hikayesini merak edenlerle paylaşıyoruz

İskilipli Atıf Hoca Kimdir?

İskilipli Âtıf Hoca, 1875 yılında İskilip’te doğmuştur. Bugün ise  Çorum’a bağlı bir ilçe merkezi olan Bayat’a bağlı Toyhane köyündendir. Daha doğrusu İskilipli Atıf hoca sevenlerine ve savunucularına göre, Din-i İslam yolunda şehit edilmiştir! Zira araştırma sonuçlarıma göre bazı internet sitelerinde idamı ile alakalı farklı görüşlere yer verilmiştir. Araştırmalarım sonuclarını bu yazımızda sizler için  derledik.


İskilipli Atıf Hoca; 1875 yılında dünyayaya gelmiştir.  Eğtim hayatına devam ettiği yılllarda Eğitimini 2 yıl İskilip’te yapmış, ardından medrese eğitimi için 1900 lü yılların başında İstanbul’a gelmiş ve 1902 de medrese eğitimini tamamlayarak Fatih camii’nde dersler vermeye başlamıştır.


Ardından Şeyhülislam tarafından Bodrum’a sürülmüş, oradan Kırım’a geçmiştir. 31 mart vakasından sonra tutuklanmış, Sinop’a yollanmıştır.
Iskilipli Atıf hoca’nın önemli bir din adamı olduğu kabul edilir genel kanı olarak. Ancak hakkında tartışmalar, söylemler  hala devam etmektedir. Kimilerine göre vatan haini, kimilerine göre din yolunda şehit edilmiştir.
Iskilipli Atıf hoca, kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında şapka kanununa muhalefetten tutuklanmış, İstiklal mahkemelerinde yargılanarak ardından Ankara’da idam edilmiştir.mıştır..

İskilipli Atıf Hoca neden asıldı?

“İskilipli Âtıf Hoca’nın idamından  bir buçuk sene önce yazdığı Frenk Mukallitliği isimli kitabı bahane edilerek tutuklanmıştır. Daha sonra Giresun istiklal mahkemesinde yargılanarak suç bulunamaması sebebi  ile İstanbul’a gönderilmiştir. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklanma emri çıktığı için, 26 Aralık 1925’te arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara’ya gönderildi. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Savcı, İskilipli Atıf Hoca için 3 yıl hapis cezası istedi. Mahkeme müdafaa için bir gün sonraya bırakıldı. Ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atıf Hoca için alınan kararı açıklar: IDAM… Yani ŞEHADET”

Mahkemede savunması yapılırken, savcı kendisi için 1 ila 3 yıl hapis cezası istemiş, İskilipli Atıf hoca yazdığı bu Risale-i, şapka kanunu çıkmadan önce piyasaya çıkardığını ve bu nedenle kanundan önce çıkan eserle ilgili savunmasını yapmıştır. Risale’yi kanundan önce yazdığını belirten Atıf hoca, düşüncelerinin kanun çıktıktan sonra da değişmediğini söylemiştir. Savcının 3 yıl ceza istemesine karşın, hakim idam cezası vermiştir.

 

Ayrıca bazı internet sitelerinde İskilipli Âtıf Hoca’nın idamı için şöyle denilmektedir. “Şapka Kanunu’na muhalefetten İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak 4 Şubat 1926 tarihinde idam edildlen Atıf Hoca hayatını anlatan bir film çekilmiştir. Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli bir eseri vardır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarının sembol yazarlarından Şevket Süreyya Aydemir, ‘Suyu Arayan Adam’ kitabında kendisinden bahseder ve haksız yere öldürüldüğünü savunur.

Oysa ki Şevket Süreyya Aydemir’in İskilipli Atıf Hocanın hocanın haksız yere öldürüldüğünü savunduğu iddiası yanlıştır. Şevket Süreyya Aydemir kitabında hocadan bahseder ama onun haksız yere öldürüldüğü şeklinde bir ifadede bulunmaz. Alıntı yapılan birçok yazıdan da anlaşıldığı gibi  kitabında konu ile ilgili olarak Şevket Süreyya Aydemir şunları söylüyor.

“Hükümlüler arasında sarıklı bir müderris göze çarpıyordu. Müderrisin (Hoca) başında fes ve sarık vardı. Cübbesi ve kıyafeti temizdi. Suçu o sıralarda yayınlanan Şapka Kanunu’na muhalefet etmekti. Fakat bu suç birtakım ithamlarla da karışınca mahkemeden en ağır hükmü almıştı. Artık son saatlerini yaşıyordu.

Şevket Süreyya Aydemir’in anlattıklarına bakılırsa,  halkın ve aydınların Şapka Devrimi’nin yapılacağından ve bu konuda çalışmalar yapılmakta olduğundan önceden haberdar olduklarını ve bazı aydınların bu konudaki devrimi beklemeden şapka giymeye başladıklarını anlıyoruz ve gördükte.. Ankara’daki muhakeme safahatı sırasında yaşanan trajikomik anları anlatırken şöyle diyor Aydemir;

“Biz mahkeme binasına girince evvelâ alt kat sahanlığında veya odaların aralığında bir yerlerde oturtulduk. Yukarıda birtakım hareketler oluyordu. İnenler, çıkanlar, getirilenler, götürülenler vardı. Fakat bir ara yukarıda kopan gürültü, bütün hareketleri durdurdu. İri yarı, pehlivan yapılı bir mahkeme üyesi, merdivenin başında bağırıyor tepiniyordu. Başında kocaman bir kalpağı vardı. Hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış tartaklayıp duruyordu:

-Nedir bu kepazelik? Bu şapka da ne oluyor? Baban da mı şapka giyerdi? Anandan mı şapkalı doğdun?

Sonra sözler, muameleler daha da sertleşti. Arkasından kuvvetli bir tekme yiyen genç merdivenlerden aşağı tekerlendi. Çantası bir tarafa, şapkası bir tarafa gitti. Fakat heybetli üye hâlâ hıncını alamıyordu. Basamakların başında boyuna birtakım küfürler, ağır tabirler savuruyordu. Şapkasını, çantasını güç bela toparlayan genç kendini sokağa attı. Artık bu tabirleri işitemeyecek kadar uzaklaşmıştı. Bu genç bir gazeteci idi (Hikmet Şevki).

Peki, taraftarları ve savunucularınca idamına sebep olarak gösterilen şu meşhur “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli kitapta neler yazıyor? Bu kitap nasıl bir kitaptır ki; yazarını idama götürüyor?

 

Bazı sitelerdeki bilgide şu yönde;”Âtıf Hoca 1924 yılında ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka  adlı kitabını neşretmişti. Yani kanunun kabulünden evvel. Kitabı yayımlamadan önce Maarif Vekâleti’ne göndermiş, basılması için izin almıştı. Bu, körü körüne Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eserdi.
32 sayfalık risalede kılık kıyafette Avrupa’yı taklidin ruhtaki bir bozuluşa alamet olduğunu, bunun kişide müstakil bağımsız bir şahsiyet inşa eden İslam düşüncesine zıt düştüğünü anlatıyordu. Ve Peygamber’in -Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır.- hadisine dayanarak şapka giymenin dinen ‘memnu’ (yasak) olduğu hükmüne varıyordu. Kanun çıktıktan sonra Hoca yakalandı, yargılandı, beraat etti. Ancak birilerini rahatsız etmişti onun ceza almaması. Tekrar tutuklandı ve bu defa Ankara’ya getirildi…”

 

Türkiye’de İskilipli Âtıf Hoca ve benzeri din ulemâsına revâ görüldüğü söylenen muamelelere en sert tepkiyi gösterenlerin başında şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek gelmektedir. O, bu mecrada yazı yazan ve yayınlar çıkaran kişilerin âdetâ önderliğini yapmaktadır. Onun ekolüne bağlı olarak yetişen ve o terbiyeyi alan kişiler de bu konuda tıpkı onun gibi düşünmektedirler. Nitekim Necip Fazıl Kısakürek, bu konuda başlı başına bir eser yazmıştır.“Son Devrin Din Mazlumları”isimli kitabında İskilipli Atıf Hoca’dan tutun da Menemen olaylarına sebep olan Derviş Mehmet’e ve Şeyh Sait’e varıncaya kadar, bazı kesimlerin Cumhuriyet düşmanı olarak ilan ettiği ne kadar şahsiyet varsa eserinde onlara destek vermektedir Necip Fazıl Kısakürek  bugün yaşamakta olduğumuz Lâik-anti lâik tartışmalarının temelinde de büyük ölçüde Necip Fazıl Kısakürek tarafından yakılan bu ateş vardır! Onun çömezleri ile karşıt görüşün çömezleri de tutum ve tavırlarıyla ha bire bu ateşe odun taşıyarak ateşi söndürmek yerine harlamakla meşguldürler!

 

(*)Lâik-anti lâik ya da yaygın söylenişiyle Cumhuriyetçi-İslamcı şeklinde bugün bile hâlâ yaşanmakta olan tartışmaların ve kamplaşmaların filizlendiği Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan bir olayın; İskilipli Âtıf Hoca’nın idamının arkasında yatan gerçek sebepleri bulmaya çalıştığımız bu yazı dizisi, ilk defa 2007 yılının Nisan ayı içinde “Olay, şapka sarık-postal çarık meselesi değildir  başlığı ile yayınlanmış, bu kere yayına hazırlarken yeni baştan gözden geçirilmiştir. Umarım ve dilerim ki; konuya ilişkin bir bilgi boşluğunu doldurmuş ve önemli bir görevi ifa etmiş oluruz.

bazı siteleerdeki bilgilere göre; İskilipli Atıf Hoca’nın, “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli eserini durduk yerde yazmadığı, bu işi uygulamaya konulacak kılık-kıyafet inkılâbına bir tepki ve kitleleri harekete geçirerek bu inkılâbı önleme maksadıyla yazdığı ortadadır. Zira nasıl ki; bahse konu inkılâbı destekleyenler, konudan haberdar olup, yaranma ve yağcılık adına acelecilik ederek ötede beride şapka giymeye başladılarsa, karşıtları da konudan haberdar olup, türlü şekillerde bu inkılâbı engelleme çabası içine girmişlerdir.

 

Bir yazarın yorumlarına göre ise; Müfettiş olarak gittiği bir köyde gördüklerini şöyle anlatıyor. Benim köyüm, Âtıf Hoca’nın köyüne oldukça yakın bir köydür. Onun köyü ile benim köyüm iki ayrı vilayetin iki ayrı köyü olmakla birlikte, birbirlerine çok yakındır. Daha doğrusu benim köyümün yolu, onun köyünün yakınından geçer. İki köy arasındaki mesafe de zaten yaya yürüyüşü ile 2-3 saat çeker. Geçmişte bizim köyden hocanın köyüne gelin giden kızlar da olmuştur.

 

Yanılmıyorsam 1990’ların ilk yarısıydı. Müfettiş olarak görevim icabı İskilip’e gitmiştim. Bir gün İskilip caddelerinde yürürken az ötemizde yaşlı ve oldukça uzun boylu hafif kambur bir kadın dikkatimi çekti. Hareketleri, dikkat çekecek düzeyde anormal olmalıydı ki; bakışlarım ister istemez bu kadına dikilmişti. Yanımdakiler durumumu fark edince bana dönüp kadının duymaması için seslerini alçaltarak şöyle dediler;

-“Hocam, o gördüğün kadın kim biliyor musun?”

Nereden bileyim ben? Hareketleri dikkatimi çektiği için baktım sadece! dedim.

-“Hocam dediler, Bu kadın, rahmetli Atıf Hocanın kızı. Babasının idamı üzerine ruhsal dengesi bozulmuş. İşte böyle kendi başına dolaşıp duruyor buralarda. Vatandaşların yardımlarıyla geçiniyor!”

Doğrusu ya bunları duyunca içim bir  cız etmiştii, diye üzüntüsünü dile getirmiştir.

 

Salih Okur isimli yazarın makalesinden öğreniyoruz ki; bana “Atıf Hoca’nın Kızı”şeklinde tanıtılan bayan, gerçekten de Atıf Hoca’nın kızı Melahat imiş. Hocanın idamından sonra İskilip’e dönen eşi Zahide ve kızı Melahat bir süre köyde kaldıktan sonra köy şartlarınabazı


Iskilip’te Atıf hoca’nın mahkemeye verdiği ifade ve mahkeme süreci ile ilgili 1993 te meclis araştırması istenmiş, fakat devletteki resmi belgede eksiklikler ve yırtık olduğu için bir sonuca varılamamıştır.
Ayrıca İskilipli Atıf Hoca’nın kurtuluş savaşı sırasında İngiliz mandasını destekleyen bir cemiyetin başkanı olduğu ve Yunan uçakları tarafından dağıtılan ve milli mücadele karşıtı şeklinde genel olarak özetlenebilecek bir fetvanın altına imza attığı gerekçesiyle vatan hainliği nedeniyle idam edildiği, çeşitli kişiler tarafından öne sürülmüştür. Buna karşın pek çok yerde şapka kanunu’na muhalefet ettiği ve ülkede genel olarak bu muhalefetin önünün kesilmesi ve laiklik sistemini önünün tıkanmaması için İskilipli Atıf Hoca’nın şehit edildiği hala tartışılmaktadır.
Kendi ifadesiyle Batı medeniyeti ancak insanın hayvani ve cismani yönüne hizmet ediyor” demiştir. Ankara Samanpazarında 1926 yılında idam edilen İskilipli Atıf Hoca’nın Ankara’da bulunan mezarı, 2009 yılında İskilip Gülbabaya taşınmıştır.

İskilipli Fatih Hocanın İdam Hikayesi



Yorum Bırak