Hadislerden Gençlere İlahi Mesajlar

Yazar: beytül ahzan Tarih: 31 Mart 2011 16.5K kez okundu Hadis Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin

İslam’ın mesajlarını bir anlamda iki kısma ayırabiliriz; bir kısmı hangi sınıfta veya hangi yaşta olursa olsun, bütün insanları ilgilendiren mesajlardır. Bir kısmı ise bir sınıfı, mesela kadınları, erkekleri, çocukları, gençleri, ergenlik çağındakileri veya ihtiyarları ilgilendiren mesajlar. Biz bu yazıda özellikle gençlik ve gençlerle ilgili bazı hadisleri seçerek sunmaya çalışacağız; inşallah ki gençlerimiz için faydalı ve uyarıcı olur, ellerindeki nimeti en güzel şekilde değerlendirmeye çalışırlar. Fakat ondan önce Allah-u Teala’nın bizlere verdiği ömür nimeti hakkında bazı hadislere dikkatinizi çekmek istiyoruz:

Hz. Emir-ül Mû’minin Ali (a.s): “Aldığı her nefesinin, eceline doğru attığı bir adım olduğunu bilip de, (hayır) işine koşan ve (dünyevi) arzularını kısaltan kimseye Allah merhamet eylesin.” (1) Yine şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Şuan ki vaktinizin, (ömrünüzün kadrini bilin). Daha bağlar, zincirler bağlanmadan, ışıklar sönmeden, tevbe kapısı kapanmadan, kalem kurumadan ve amel defteri toplanmadan.” (2)

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kıyamet gününde insan için, gece ve gündüzün saatleri sayısınca, tam 24 tane hazine açılacaktır. Bunlardan bazıları açılınca, içerisini nur ve sürurla dolu olarak bulacaklar ve öyle bir nur, öyle bir sevinç onu kaplayacaktır ki, eğer onu cehennem ehli arasında paylaştırırlarsa, azabın elem ve acısını unutturacak kadar şaşırırlar. Bu Allah’a itaat ettiği saatlere ait hazinelerdir. Diğer bazıları, açıldığında ise onu karanlık, pis kokularla kaplı ve korkunç bir şekilde görür ve öylesine korkar ve çığlık atar, feryat eder ki eğer bunu bütün cennet ehli arasında paylaştırsalar; cennet nimetlerini onlara zehir eder. O da Allah’a itaatsizlik ve isyan ettiği saatlere ait hazinelerdir. Üçüncü grup hazineler açıldığında ise, onları boş bulur ve kendisini, sevindirecek veya üzecek bir şey göremez onlarda. Bu ise uyuduğu veya dünyanın mubah olan şeyleriyle meşgul olduğu saate aittir. Bunları gördüğünde ise, anlatılamayacak kadar teessüf ve hayret hissi kendisini sarar ve o saatleri neden iyi amellerle doldurmadığına üzülür…” (3)

İşte bu hadislerden ömür nimetinin ne kadar önemli olduğunu ve bir anlamda insanın manevi ticaretinin sermayesi olduğunu ve her anının değerlendirilmesi gerektiğini anlıyoruz. Öyle bir sermaye ki eksildikçe, yeri kesinlikle dolmaz. Aynı yaz sıcağında buz satan kimse misali; buzlarını bir an evvel satabilirse kâr eder ve zarardan kurtulur ama müşteri bulunmaz veya geç bulunursa, sermayesi olan buzlar sıcağın etkisiyle eriyip gidecek ve yerinin doldurulması da kesinlikle mümkün değildir. Evet insan ne kadar çabuk gafletten uyanır ve bu sermayesini kurtarmaya ve onu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırsa, o kadar kârlı çıkar. Ancak geç uyananlar da ümitlerini kesmemeli ve bilmelidirler ki, zararın neresinden dönülse kârdır. Bu yüzden sevgili peygamberimiz bir hadisinde bu noktayı şöyle vurgulamaktadır: “Kim (gafletten uyanır da) ömrünün kalan kısmında iyi ameller işlemeye (Allah’a iyi bir kul olmaya) çalışırsa geçmişteki günahlarından hesaba çekilmez; ancak ömrünün kalan kısmın kötülük ve günahlarla geçiren bir kimse önceki ve sonraki bütün yaptıklarından hesap verecektir.” (4)

Evet, bu açıklamaların ardından şimdi asıl mevzua geçebiliriz. Mükellefiyetlerimizin ilk çağı olan, ömrümüzün baharı hükmünde olan gençlik nimeti hakkında, konumuzun başında söz verdiğimiz hadislerden bir kısmını aktarmaya çalışacağız. Allah-u Teala hepimize ders almayı ve bu hadisleri hayata geçirmeyi nasip buyursun. Amin!

1- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kıyamet günü adım adımdan açtırmadan her kul dört şey hakkında sorgulanacaktır: ömrünü nelerde geçirdiğinden, gençliği nelerde geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehlibeyt’in sevgisinden.” (5)

Gördüğünüz gibi ömür nimeti hakkında topyekün hesap sorulmanın ardından gençlik hakkında ayrıca hesap sorulacaktır. Bu da gençliğin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Zira gençlik ömrün baharı sayılır. Gençlikte insanın elinde olan güç-kuvvet ve imkanlar başka bir zaman yoktur. Bir sonraki hadis de bu hakikati vurgulamaktadır:

2- Hz. Emir-ül Mû’minin Ali (a.s): “İki şeyin değerini ancak onu yitiren bilir: gençlik ve vücut sağlığı.” (6)

O halde insan gençliği ve vücut sağlığından mümkün mertebe yararlanıp dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmeğe çalışmalıdır. Bir sonraki hadisin mesajı da aynı yöndedir:

3- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah’ın bir meleği her gece (yeryüzüne) inerek şöyle seslenir: ey yirmi yaşına erişen (gençler), (Allah rızasını ve saadeti kazanmak için) çalışın; çaba gösterin.” (7)

4- Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde şöyle buyurmaktadır: “(Ey insan!) Dünyadaki nasibini unutma.” (8)

İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ayetin tefsirinde babalarından naklen şöyle buyurmaktadır: “Yani sıhhatinle, gücünle, meşgalesizliğinle, gençliğinle ve mali imkanlarınla ahiretini kazanmayı unutma.” (9)

5- Resul-i Ekrem (s.a.a) Ebuzer-i Gıffari’ye hitaben şöyle buyurdu: “Ey Ebazer; beş şeyin kadrini, beş şeyden önce bil: yaşlanmadan önce gençliğinin; hastalanmadan önce sağlığının; fakirleşmeden önce mali imkanlarının; (Boş ve istenmedik) meşgalelere müptela olmadan eli boşluğunun ve ölmeden önce hayatının.” (10)

Evet gençliğin kadrini bilip de kendini, o yaşlarda en doruk noktada olan nefsani heveslerden ve günahtan uzak tutar ve Rabbine kulluk etmeye çalışırsa, böyle bir insanın yaptığı amellerin değeri, tabii ki başkalarıyla aynı olamaz.

6- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Gençliğinde Allah’a kulluk yapan bir gencin, yaşlandıktan sonra kulluk yapan bir yaşlıya olan üstünlüğü, peygamberlerin diğer insanlara olan üstülüğü gibidir.” (11)

7- Resul-i Ekrem (s.a.a): “(Her kesin) tevbe etmesi iyidir; fakat gençlerin tevbesi herkesten daha iyi (ve gerçekçi bir tevbedir.)” (12)

8- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah katında, gençken tevbe eden kimseden daha çok sevilen ve yaşlandıktan sonra da günah etmeye devam eden bir yaşlıdan daha çok buğz edilen bir kimse yoktur.” (13)

9- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Şüphesiz, yaratıkların Allah katında en çok sevileni, genç ve yakışıklı olmasına rağmen, Allah yolundan çıkmayan ve (bu nimeti) Allah yolunda ona itaat etmek için kullanan kimsedir. İşte o gençle Allah, meleklerine iftihar ederek şöyle buyurur: işte budur benim gerçek kulum.” (14)

10- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır: Kaderime inanan, kitabıma razı olan, verdiğim rızkla kanaat eden, benim rızam için kendi nefsani arzu ve şehvetini terk eden genç benim katımda, (derece bakımından) bazı meleklerim gibidir.” (15)

11- Hz. Emir-ül Mû’minin (a.s) oğlu Hasan’a hitaben şöyle yazıyor: “Yeni yetişen (gencin) kalbi boş bir tarlaya benzer; içerisine hangi (tohum) atılırsa, onu alır (bitirir). Ben de seni (ey oğlum), kalbin katılaşmadan terbiye ettim (İslam’a göre yetiştirdim).” (16)

12- İmam Cafer-i Sadık (a.s): “Bir kimse mû’min bir genç olduğu halde, Kur’an’ı okursa, Kur’an onun etine, kanına (canına, ruhuna) işler.” (17)

13- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Siz (Müslümanlara) gençler hakkında iyiliği (iyi davranmayı) tavsiye ediyorum. Çünkü onların kalbi daha ince ve yumuşaktır. Allah beni (kullarına) müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdi. Gençler (sözümü kabul edip) benimle ahitleştiler. Fakat yaşlılar (sözümü reddederek) benimle muhalefete kalkıştılar…” (18)

14- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah tevbekar genci sever.” (19)

15- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah-u Teala, ibadet eden genç ile meleklerine övünüp şöyle buyurur: “Bakın benim kuluma, kendi şehvet (ve nefsani heveslerini) benim için terk etmiştir.” (20)

16- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Allah’ın gölgesinden başka bir gölge bulunmayan (kıyamet) gününde yedi kişi Arş-ı İlahinin gölgesi altında yer alacaklar: Adil imam, Allah’ın (c.c.) ibadetinde büyüyen genç ve….” (21)

17- Resul-i Ekrem (s.a.a): “Dünya ve dünyanın boş şeylerini bırakıp da gençliğini Allah’a itaat etmekte geçiren gence Allah, yetmiş iki sıddıkîn sevabını inayet eder.” (22)

Evet bütün bunların gençlik çağının önemini ve gençlerin doğruları daha çabuk kabul edebileceğini ve bilahare gençliğini Allah yolunda ve günahlardan uzak bir şekilde geçiren gençlerin değerini, gençlikte tevbe edip dönüş yapmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Elbette gençliğin bazı olumsuz yönleri de vardır ki onları da dikkate almak lazımdır ki aşağıda bunlardan bir kaçına değinmemiz yerinde olur:

18- İmam Cafer-i Sadık (a.s): “Akıllı kimse beş şeyin (sarhoşluğundan) kendini korumalıdır; servet sarhoşluğu, methedilme sarhoşluğu ve gençlik sarhoşluğu. Zira bunların her birisinin habis ve zehirli esintileri vardır ki aklı zail eder ve insanın vakâr ve şahsiyetini zedeler.” (23)

Evet, gençler doğru dürüst bir terbiye almaz ve Allah korkusuyla aşina olmazlarsa, gençliğin güç ve kuvveti, nefsanî hevesler, şeytan ve ortam bozukluğu onları her türlü kötülüğe sevk edebilir. Tersi de böyledir; insan ta çocukluktan beri çocuklarını Allah, din ve doğrularla tanıştırırsa, onlar, güzellikleri ve doğruları kabul etmeye daha yatkındırlar ve daha çabuk kabul ederler. Kısacası ağaç yaşken eğilir; tabi ki hangi tarafa eğersen o tarafa eğilir. Bu yüzden ta küçüklüğünden ve gençliğinde onları ilim, bilgi ve ilahi gerçeklerle tanıştırmak lazım şimdi de bu konuda birkaç tavsiye:

19- Hz. Ali (a.s): “Ey gençler, haysiyet ve şerefinizi edep ve terbiye ile, dininizi ise ilim ve bilgi ile koruyun.” (24)

20- Hz. Ali (a.s): “Yeni yetişen gençlerin öncelikle öğrenmeleri gereken şeyler, ergenlik çağında muhtaç olacakları şeylerdir.” (25)

21- İmam Sadık (a.s): “Siz Müslüman gençlerin, günlerine ancak iki şekilde başlamalarını severim. Başka yok. Alim olarak veya öğrenci olarak; eğer bunu yapmazlarsa tefrit ve ihmal etmiş olurlar; bunu yapan ise kendini ve ömrünü heba eder; bunu yapan ise günahkâr olur; günahkâr ise (tevbe edip dönüş yapmadığı takdirde) Muhammed’i hak olarak seçene andolsun ki cehennemde yer alacaktır.” (26)

22- İmam Bakır (a.s): “Bize Ehl-i Beyt’e bağlı olan gençlerden birisini bana getirirler ve ben onun dini konularda derin bilgi sahibi olmaya çalışmadığını görürsem, onu edeplendiririm.” (27)

——————

(1) Gurer-ul Hikem, Hadis. 5214

(2) Tenbih-ul Havvatir, c. 2, s. 89

(3) Bihar-ul Ebvar, c.7, s.258

(4) Emal-is Saduk,, s. 56

(5) Bihar-ul Envar, c. 7, s. 258

(6) Gurer-ul Hikem, Hadis.

(7) Müstedrek-ül Vesail, c. 2, s. 353

(8) Kasas, 77

(9) Mean-il Ahbar, s.325

(10) Bihar-ül Envar, c.77, s.75

(11) Kenz-ül Ummal, Hadis. 43059

(12) Tenbih-ul Havvatir, c.2, s.118

(13) Kenz-ül Ummal, Hadis. 10233

(14) Kenz-ül Ummal, Hadis. 43103

(15) Kenz-ül Ummal, Hadis. 43104

(16) Nehc-ül Belağa, Mektup: 31

(17) Vesail-üş Şia, c.2, s.140

(18) Kitab-u Şebab-i Kureyş, s.1

(19) Kenz-ül Ummal, Hadis. 10185

(20) Kenz-ül Ummal, Hadis. 43057

(21) El-Hisal, s.343

(22) Mekarim-ül Ahlak, c.2, s.373

(23) Gurer-ul Hikem, Hadis: 10948

(24) Tarih-i Ya’kubi, s.152

(25) Şerh-i Nehc-ül Belağa, c.20, s.333

(26) Emal-is Saduk, s.303

(27) El-Mehasin, c.1, s.357

—————

MUSA AYDIN


Yorum Bırak