Nebevi Bir Hadisin Şerhi-3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 21 Ağustos 2010 2.3K kez okundu Hadis Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin


6- Ellerinize ve dillerinize hakim olun (onları harama bulaşmaktan koruyun).”

Ele hakim olma iki türlü tefsir edilebilir. Birincisi insanın eliyle başkasına zulmetmekten, haksızlık yapmaktan çekinmesi, elle yapılabilecek diğer günahlardan uzak durması. Bir diğer manası ise (ki bu mana daha çok muhtemeldir) bütün uzuvlara hakim olmak demektir. İnsanın eli, yaptığı amellerde ve işlerde bir anlama baş rolü oynadığı için, ele hakim olmak, insanın bütün organlarına hakimiyetin bir ifadesi olarak tanınır ve kullanılır. Bu yüzden biz geçen derslerde önemli organlarımızın kontrolü hakkında bahsettiğimiz için, bu derste daha çok dil hakkında bahsetmeğe çalışacağız:

DİL

“Biz o insana iki göz, bir dil ve iki kulak vermedik mi?” (Beled, 9)

Bu ayeti Kerimeden de anlaşıldığı gibi Allah-u Teala’nın insana lütfettiği en büyük nimetlerden birisi de dil ve konuşma nimetidir. Bu nimetin önemini ancak ondan mahrum olan kimselerin zorluk ve ıstırabını gördüğümüz zaman anlarız. Evet diğer nimetler gibi bu nimetin de şükrünü yerine getirmeliyiz. İlahi nimetlerin şükrü onları Allah-u Teala’nın isteği ve rızası doğrultusunda  kullanmakla olur. Dil nimetinin şükrünü de ancak onu Allah’ın razı olduğu şekilde kullanıp razı olmadığı şeylerden korumaktır. Evet dil vücudumuzun küçük bir organı  olmasına rağmen çok büyük işler gerçekleştirebilir. Hem yaptığı itaatler büyüktür; hem de günahlar. Biz bu derste hadis-i şeriflere dayanarak dilin önemi ve insan hayatındaki rolü ve daha sonra da dil vasıtasıyla yapılan sevap ve günahları sıralayacağız.

Hz. Emir-ül Mu’minin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dil insanın ölçüsüdür.”

Yani insanın ne olduğu diliyle ölçülür. Dil insanın şahsiyetini ortaya koyar. Nitekim Hz. Ali (a.s) diğer bir hadiste: “İnsan, dilinin altında gizlidir.” buyurmaktadır. Yine şöyle buyuruyor: “Dil aklın tercümanı ve ölçüsüdür.” Dile gelen şeylerle insanın aklı ölçülür.

Resul-i Ekrem (s.a.a) ise şöyle buyurmaktadır: “Kişinin güzelliği dilidir.”

İmam Bakır (a.s) ise dilin insan hayatındaki önemini şöyle beyan etmektedir: “Hiç şüphesiz bu dil, her hayır ve şerrin anahtarıdır. Mu’mine yakışan altın ve gümüşü mühürleyip koruduğu gibi, dilini de mühürleyip gereksiz ve günah olan şeylerden korumasıdır.”

Resul-i Ekrem (s.a.a) ise şu cümlelerle dilin önemini beyan etmektedir:

“Bir kulun kalbi doğru olmadıkça, imanı doğru olmaz; dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.”

Yani kalp ve dil yamulur ve günahlara bulaşırsa, insanın imanını da yamultur ve Allah korusun insanı isyanlara ve sapıklıklara sürükler.

Yine Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “İnsan oğlu sabahladığında, bütün organları diline hitaben şöyle derler: Ey dil bizim hakkımızda Allah’tan kork; zira bizim durumumuz sana bağlıdır; sen doğru olursan biz de doğru oluruz; sen yamulursan biz de yamuluruz.”

Evet insan hayatında böylesine önemli olan bir organ hakkında son derece dikkatli ve titiz davranmalıyız. Zira saadet ve mutluluğumuz, büyük ölçüde bu organımızın kontrolüne bağlıdır. Nitekim Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“İnsanın selameti dilini korumasındadır veya insan dilini korumadığı müddetçe  günahlardan korunamaz.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Mu’minin kurtuluşu, dilini korumasındadır.”

Emir-ül Mu’minin Ali (a.s) bir hadiste mu’min ile münafığın farkını şöyle beyan etmektedir: “Mu’minin dili, kalbinin arkasındadır; münafığın kalbi ise dilinin arkasındadır; zira mu’min kimse konuşmak istediği zaman, konuşacağı şeyi içerisinde düşünür; iyi ve hayırlı bir şey olursa, onu açıklar; ama kötü bir şey olduğunda ise onu saklı tutar, konuşmaz. Münafık ise diline gelen her şeyi konuşur; hem lehine olan şeyi anlatır hem de aleyhine.”

Bir başka hadiste Hz. Ali (a.s) akıllı ve ahmağın farkını şöyle izah etmektedir: “Akıllı insanın dili, kalbinin arkasındadır; önce düşünür sonra konuşur; ahmağın kalbi ise dilinin arkasındadır; önce konuşur, sonra düşünür.”

DİLİN İNSAN ÜZERİNDEKİ HAKKI

İmam Zeynel Abidin (a.s): “Hukuk Risalesi”nde dilin haklarını şöyle beyan etmektedir:  “Dilin hakkı onu kötü sözler söylemekten alıkoyarak değer vermek, hayır şeylere alıştırmak, faydasız sözler söylememek  ve insanlara iyilik yapıp  onlar hakkında iyi konuşmaktır.”

Hz. Ali (a.s) insanın değer kazanıp kaybetmesini dile bağlayarak şöyle buyuruyor: “Dilini koruyan-kontrol eden bir kimse, kendi nefsine değer vermiştir.”  Zira insanı çoğu zaman bu dünyada kendi dili rezil eder ve ahirette de azaba düşer kılar. İşte bu yüzden başka bir hadiste Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Kim dilini korursa, Allah da onun ayıp ve kusurunu örter.”

Yine Hz. Ali (a.s): “Dilin kayması ve sapması, en şiddetli helaktır.”

Resul-i Ekrem (s.a.a) ise şöyle buyuruyor: “İnsanin belası dilindedir.”

Hz. Ali (a.s) den şöyle nakledilmiştir. “Nice dil var ki insanın canını alır.” Yine şöyle buyuruyor: “Bilin ki dil kuduz bir köpektir; serbest bırakırsan, ısırır.”

İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Allah bir kulun rezil ve perişan olmasını dilerse, onu rezil edecek kusur ve ayıpları diline döker.

Resul-i Ekrem (s.a.a): “İnsanın hata ve günahlarının en çoğu dilinden kaynaklanır.”
İmam Kazım (a.s): “Dilini korursan, izzet sahibi olursun…”

Hz. Ali (a.s): “Dilinden daha çok hapsedilmeyi hak eden bir şey yoktur.”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kıyamet gününde dilin kazandığı şeylerden başka bir şey mi insanları cehenneme götürecek?!”
Yine şöyle buyurmuştur: “Çok konuşan kimsenin hatası çok olur; hatası çok olanın günahı çok olur; günahları çok olan cehenneme layık olur.”

İmam Sadık (a.s),  Hz. Lokman’ın oğluna şöyle dediğini nakletmiştir:

“Oğlum, konuşmak gümüş ise, susma da hiç şüphesiz altındır.”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Çok suskunluk şeytanı insandan uzaklaştırır ve dinin hususunda sana yardımcı olur.”

İmam Rıza (a.s): “Sukut etmek-az konuşmak, hikmet kapılarından biridir. Susmak muhabbete vesile olur;  susmak her hayrın kılavuzudur.”

Hz. Ali (a.s): “Susmayı terk etme; zira onun en az faydası selamettir.

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Susan birini gördüğünde, ona yaklaşın; zira o hikmet verir.”

Hz. Ali (a.s): “Bir insan söylediği sözlerin de amelinin bir parçası olduğunu bilirse,   buna daima dikkat ederse, faydalı olan şeylerin dışında az konuşurdu.”

Yine şöyle buyurmuştur: “Bilmediğin şeyi konuşma; hatta her bildiğini de konuşma; zira Allah-u Teala senin her organına bir çok görevler yüklemiştir ki kıyamet gününde onlardan hesap soracak .”

Hz. Ali (a.s): “Allah-u Teala bir kulun maslahatını istediği zaman, ona az konuşmayı, az yemeyi, az uyumayı ilham eder.”

BAZEN SUSMAK DEĞİL KONUŞMAK GEREKİR

Evet bazen susmak yerine insanın görevi konuşmaktır. Evet konuşmak her zaman kötü değildir. Boş ve  günah şeylerden sakınmanın yanı sıra, bazen de hakkı söylemek, emri bil maruf ve neyi emil münker etmek, mazluma yardımcı olmak, başkalarına tebliğde bulunup iyileri ve doğruları söylemek, ibadet etmek, zikir söylemek, mu’min kardeşlerin gönlünü hoş etmek gibi bazısı farz bazısı da müstehap olan konuşmalar da vardır. Birkaç hadiste bu konu hakkında aktararak son vermek istiyoruz.

Hz. Ali (a.s): “Hikmetli sözleri söylemekten çekinip susmakta bir hayır olmadığı gibi, bilgisiz konuşmakta da bir hayır yoktur.”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Alim olan ilmi üzere susmamalıdır; onu bilmeyenlere öğretmelidir; cahil olan da cahilliği üzerine susmamalıdır; bilmediğini sorup öğrenmelidir. Zira Allah-u Teala  şöyle buyuruyor: “Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun öğrenin”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Hakkı söylemekten çekinip susan kimse, dilsiz şeytandır.”

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s): “Hak üzerine konuşmak, batıl üzerine susmaktan iyidir.”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kişi Allah’ın razı olduğu bir sözü söyler; fakat onun nereye kadar varacağını düşünmez; ama Allah o sözün sevabını kıyamet gününe kadar ondan yararlanıldığı müddetçe onun için yazar. Birisi de Allah’ın gazap ettiği ve sevmediği bir şeyi söyler ve nereye kadar varacağını düşünmez; ama Allah o sözün  vebalini kıyamet gününe kadar, ona amel edildiği müddetçe onun için yazar.”

Hz. Ali (a.s): “Allah’ın yarattığı en güzel şey nedir?” diye sorulduğunda, “Sözdür” buyurdu. “Allah’ın yarattığı en çirkin şey nedir?” diye sorulunca da yine “Sözdür” buyurarak ekledi:  “Yüzleri ağartan da sözdür, karartan da.”

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s): “Güzel söz malı çoğaltır; rızkı bollaştırır; eceli unutturur; insanı akrabalara çoluk çocuğa sevdirir ve insanı cennete sokar.”

Evet isteyen dille en iyi ibadetleri, iyilikleri yapar; Allah’ın rızasını kazanır; isteyen de dille en büyük günahları ve kötülükleri işleyip Allah’ın kahr-u gazabını elde eder.”

Allah-u Teala hepimizi bu ilahi nimetten en iyi şekilde istifade edip dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmaya muvaffak kılsın.

Son olarak aşağıda karşılıklı olarak dilin sevap ve günahlarını açıklamaya çalışacağız.

Dilin Sevapları:

1-   Dille Allah’a ibadet ediyoruz.
2-   Kur’an okuyoruz; Allah’ı zikrediyoruz.
3-   Marufa emir ve münkerden nehyediyoruz.
4-   Din, namus ve vatanımızı savunuyoruz.
5-   Dille zalimlere feryat edip mazlumları savunuyoruz.
6-   Kalpleri birbirine yakınlaştırıp sevgi, samimiyet bağlarını sağlamlaştırıyoruz.
7-   İnsanları hidayet edip iyilikleri tanıtıyoruz.
8-   Ezan okuyor, zikir ediyoruz; Allah’ın dinini savunuyoruz; mu’minlerin aleyhine söylenen sözlerde onları savunuyoruz.
9-   Kalpleri kazanıyor, gönülleri sevindiriyoruz.
10-  Allah’a şükrediyor, ona minnettarlığımızı dile getiriyoruz.
11- Gerçekleri olduğu gibi aktarıyoruz.

Dilin günahları:

1- Dille tağutları ve Allah düşmanlarını medhediyoruz.
2- Batıl, saçma sözler söylüyoruz.
3- Münkere emir ve maruftan nehyediyoruz.
4- Ecnebiler, din düşmanları ve kafirlerin lehine konuşup tebliğ ediyoruz.
5- Mazlumu tahkir, zalimi teşvik ediyoruz.
6- Söz taşımakla, küfür ve benzeri şeylerle gönüllere kin ve düşmanlık ekiyoruz.
7- İnsanları doğru yoldan saptırıp kendi heva ve heveslerimize esir ediyoruz.
8- Gıybet ediyor, bühtanlara yelteniyoruz.
9- Kalpleri kırıp müminleri haksız yere üzüyoruz.
10- Allah’a  isyan  ediyor,  nankörlük  yapıyoruz.  Başımıza  gelenlerden dolayı şikayet ediyoruz.
11- Gerçekleri tahrif ediyoruz.

Dili Kontrol Etmenin Yolu:

Dili kontrol etmek için çeşitli yöntemler denenmekte ve bu konuda çeşitli tavsiyeler yapılmıştır. Hatta Resulullah’ın zamanında dahi bazı sahabe, dillerine hakim olabilmek için, dillerinin altına bir şey (örneğin çakıl taşı gibi) yerleştiriyor ve bu vesileyle mümkün mertebe lüzumsuz ve günah olabilecek konuşmalardan korunmaya çalışıyorlardı. Fakat bize göre bunlar etkili olmakla birlikte köklü çözüm değildir. Köklü çözüm insanın ciddiyet gösterip takva (Allah korkusu) melekesini kendinde oluşturmasıyla olabilir. Bu yüzden biz burada birkaç kelime de takva hakkında bahsetmeği uygun buluyoruz.

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’nin hadislerinden anlaşıldığı gibi insanın kurtuluşuna vesile olacak şey takvadır. Takva lügatta korunmak ve sakınmak anlamına gelir. Şer’i açıdan takva bir insanın ahiretine zarar veren her şeyden sakınması ve Allah-u Teala’dan korkarak onun emir ve  nehiylerine karşı gelmekten çekinmesidir. İmam Cafer-i Sadık (a.s) takvanın anlamı sorulunca şöyle buyurdu: “Takva Allah’ın emir ettiği her yerde hazır olman ve nehyetiği yerden uzak durmandır.” (Sefinet-ül Bihar, c.2, s.678)

Görüldüğü gibi takvanın iki yönü vardır. Birinci yönü Allah-u Teala’nın bütün emirlerini yerine getirmektir. İkinci yönü ise Allah-u Teala’nın haram kıldığı her şeyden kaçınmaktır.

Kur’anı Kerim takva hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Takvalı olanları kurtuluşa erdiririz.” (Meryem, 72)
“İman edip takvalı olanlara dünya ve ahirette müjde vardır.” (Yunus, 63-64)
“Allah takvalı olanlarla birliktedir.” (Nahl, 128)
“Allah sadece takvalı olanların amellerini kabul eder.” (Maide, 27)
“Allah takvalı olanları sever.” (Al-i İmran, 76)
“Sizin Allah katında en değerli olanınız, en çok takvalı olanınızdır.” (Hucurat, 13)…

Resul-i Ekrem’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: Kendi akrabalarına buyurdu ki demeyin ki Muhammet bizdendir, Allah onun sebebine bizi bağışlar; Allah’a ant olsun ki benim dostlarım sizin ve başkalarının içerisinden ancak takvalı olanlardır.”

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Takva dinde doğruluğun ve sağlamlığın anahtarıdır. Ahiret için birikimdir. Her kötü huydan ve her felaketten uzaklaşmanın vesilesidir.”

İşte görüldüğü gibi takva bu kadar önemlidir.

Evet takva iki bölümden oluşmuştur. Farzları yerine getirmek ve günahlardan uzak durmak. Takvanın ikinci bölümü birinci bölümünden önce gelir. Zira günahlarla yapılan hayır ameller insanları manevi yönde ilerletmez. Zira Allah takvalılardan ve Allah’tan korkup günahlardan sakınanlardan amellerini kabul buyurur. Eğer günah olmazsa az ameller insana faydalı olur; onu manevi açıdan yüceltir, ilerletir. Ama günahla birlikte çok amelin bile faydası yoktur.

Öte yandan bir çok büyük günahlar, insanın yaptığı hayırları batıl ve yok eder.

MUSA AYDIN


Yorum Bırak