Ölümü Beklerken

Yazar: beytül ahzan Tarih: 7 Eylül 2010 2K kez okundu Hikaye ve Kıssa Yorum Yok
Ölümü Beklerken
Bu yazıyı değerlendirin

Hüccetü’l-İslam Hacı Seyit Esedullah Medenî  bir mektubunda şöyle yazmıştı:

Dini bayramların birinde merhum Ayetullah Hacı Seyit Mahmud Şahrudî’yi ziyaret etmek amacıyla, öğlen vaktine az bir zaman kala evine gittim. Ziyaret saati sona ermiş, tüm ziyaretçiler gitmişti. Buna rağmen istiharat ettiği yerden tekrar geri dönerek benimle buluşmayı kabul etti. Kısacası, sohbet sırasında bir konu üzerine şunları anlattı:

Merhum Abacı’yla  birlikte ziyaret maksadıyla Kazımeyn şehrinden Samerra’ya yaya olarak hareket ettik. Yolculuk sırasında Seyit Muhammed’in (ra) türbesini ziyaret ettik. Tekrar yola koyulduğumuzda türbenin yaklaşık bir fersah ötesinde merhum Abacı, yorgunluktan bitkin bir hale geldi. Artık yürüyebilecek gücü kalmamıştı. Bana “Artık ölümüm kesindir; ne yürüyebilecek, ne de geri dönebilecek halim kalmadı. Senin de bana karşı elinden bir şey gelmez. Burada kalman canını tehlikeye atmak sayılır; dolayısıyla da haramdır. O halde git ve kendini kurtar. Bana karşı elinden bir şey gelmediği için dini açıdan herhangi bir yükümlülüğün yoktur!” dedi.

Kısaca görevim gereği onu orada bırakarak son derece üzgün bir şekilde yola koyuldum. Ertesi gün Samerra’ya vardığımda bir hana girdim. Gördüğüm manzara ilginçti. O sırada Abacı’nın da aynı handan dışarı çıktığını görmüştüm. Selam verip “Nasıl oldu da benden önce geldiniz?” dedim. Şöyle cevap verdi:

“Dün gördüğün gibi çaresizdim. Her şeyimle kendimi ölüme hazırlamıştım. Gözlerimi kapatıp öylece uzandım. Tamamen ölümümü bekliyordum. Arada bir gayet ılık bir rüzgar esintisi duyuyor, o sesin ölüm meleğine ait olduğunu düşünerek gözlerimi açıp etrafa bakınıyordum.  Bir şey göremeyince de tekrar gözlerimi kapatıp uzanıyordum. Derken ayak sesleriyle kendime geldim. Yerimden doğrulup bana doğru yaklaşmakta olan ayak seslerinin sahibine baktım. Bir adam, merkebinin yularından tutmuş bana doğru geliyordu. Kıyafetleriyle sıradan bir Arap’ı andıran bu adam, yanıma geldiğinde selam verip hal-hatır sordu. Sonra da “Çölün ortasında neden uzanmışsın?” dedi. “Her yanım ağrıyor, hareket edecek halim yok, çaresiz ölümü bekliyorum!” dedim. “O halde kalk da seni gideceğin yere götüreyim!” dedi. “Kalkacak gücüm yok” deyince beni yerimden kaldırarak merkebine bindirdi. Eliyle dokunduğu uzuvlarımın rahatladığını, ağrılarının dindiğini hissettim. Bir süre sonra bedenimde hiç ağrı kalmamış, iyileşmiştim. Merkebin yularından çekerek yola koyuldu. Israrla onun da merkebe binmesini istedim ama “Ben yaya yürümeğe alışığım” deyip teklifimi kabul etmedi.

O sırada gözüm, beline sarılmış yeşil şala ilişti. Kendi kendime “Allah Resulü’nün soyundan biri yaya olarak yürürken merkep üzerinde hareket etmekten utanmıyor musun? Bu reva olmaz!” diye söylendim. Bu düşünceler arasında hemen toparlanıp kendimi merkepten yere attım. “Efendim, rica ederim merkebe siz binin!” dedim. Bu sözleri söyler söylemez bir anda kendimi handa buldum. Ne seyit, ne de merkebi ortalarda yoktu.”

Bu olay, 29, Rebiyülahır 1395 h.k. tarihinde gerçekleşmiştir.

——————–

Ayetullah Destgayb’ın “Gizemli Öyküler” isimli kitabından alıntıdır.

Öykü:129  Sayfa:305


Yorum Bırak