Tuzunu Bile

Yazar: beytül ahzan Tarih: 31 Ağustos 2009 2.1K kez okundu Hikaye ve Kıssa Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin


Gökyüzü bulutluydu. Yağmur yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştı. Bulutlar ay ışığının yere inmesine mani oluyor, diğer tarafa yansıyan ışıklar sanki boşa gidiyordu. Ben de pencerenin kenarında oturmuş yoldan geçen insanları seyrediyordum. Ansızın gözüm İmam Sadık’a (a.s) ilişti. Üzerime iyice yorgunluk çökmüştü ama yine de İmam’ı takip etmeye karar vermiştim. Dışarı çıkıp yavaş yavaş onu izlemeye koyuldum. Nereye gideceğini merak ediyordum. Elinde bir sepetle her akşam buradan geçiyor, boş sepetle geri dönüyordu. Bu yüzden ilgimi çekmişti. Beni görmesin diye bir ağacın arkasına gizlendim. Yolda yürürken ansızın elindeki sepet yere düştü. İçinde ne varsa hepsi yola döküldü. Eğilip yere dökülenleri aramaya başladı.

Bunu fırsat bilerek öne çıktım ve selam verdim. Sesimden kim olduğumu tanıdı.
-Mualla, sen misin, diye sordu.[Mualla b. Huneys, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) dostlarından biriydi.]
-Evet, benim efendim, dedim.
-Eğil, sen de ara; dökülenleri toplamam için bana yardım et, dedi.
Gecenin karanlığında gözü görmeyen insanlar gibi elimi yere sürüp dökülenleri aramaya başladım. Elime değen ekmekleri yerden kaldırıyor, temizliyor ve sepete koyuyordum. Derken sepet tamamen doldu. İmam’a dönerek:
-Efendim, izin verin ben taşıyayım; sepet oldukça ağır, dedim.
-Hayır, benim taşımam daha uygun olur; ama istiyorsan benimle gelebilirsin, dedi.
-Nereye gidiyorsunuz, diye sordum.
-Saide Oğulları Gölgeliği’ne, dedi. [Gündüzleri güneşin sıcağından kurtulmak için insanların sıkça gittiği bir gölgelikti. Geceleri ise fakirler, kimsesizler ve yolcular buraya gelir, geceyi burada geçirirlerdi.]

Derken yola koyulduk. Bir süre sonra gölgeliğe varmıştık. Kıyafetlerinden fakir oldukları anlaşılan bir grup, dağınık bir vaziyette orada uyuyordu. İmam (a.s) oraya varır varmaz uyuyan herkesin yanına bir veya iki ekmek koymaya başladı. “Ama bunlar…” deyip konuşmak istedim. Eliyle sus işareti yapıp ekmekleri dağıtmaya devam etti. Son kişinin ekmeğini de yanı başına koyduktan sonra geri döndük. Yolda dayanamayıp sordum:

-Efendimiz, dedim; tıpkı babalarınız gibi yalın ayaklılara gizlice yardım etmeniz gayet güzel bir olay; ama “Bunlar Ehlibeyt’in takipçileri midir, değil midir; sizleri hakkıyla tanıyorlar mı, tanımıyorlar mı?” diye hiç düşünmüyor musunuz da sürekli onlara yardım ediyorsunuz?
İmam (a.s) tebessüm ederek cevap verdi:
-Eğer öyle olsalardı, tuzlarını dahi eksik etmezdik!
O gece sabaha kadar uyuyamadım. İmam’ı ve yaptıklarını düşündüm. Sonra da kendi kendime şöyle dedim:
-Onca cömertlik, böylesine bir yücelik karşısında gerçekten de kalp gözleri kapalı olanlar onu hakkıyla tanımış olsalardı, gönlü deryalar kadar engin olan bu İmam, tüm mal varlığını onlarla paylaşırdı; hatta yemeğinin tuzunu bile!..

Kaynak: Muntehe’l-Âmal, s.244


Yorum Bırak