Hadisler Işığında Resulullah’ın Şemaili – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Nisan 2011 6K kez okundu Hz. Muhammed (saa) Yorum Yok

20- İlel’uş-Şerâyi, Uyûn-u Ahbar’ir-Rıza ve el-Mecalis adlı eserlerin İmam Rıza’ya (a.s), onun da dedelerine (hepsine selâm olsun) dayanarak verdiği bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) şöyle dedi: “Şu beş şeyi ölünceye kadar bırakmam: Kölelerle birlikte yer sofrasında yemek yemek, çıplak sırtlı eşeğe binmek, elimle keçi sağmak, yünden dokunmuş elbise giymek ve çocuklara selâm vermek. Bunları, benden sonra sünnetim olsun diye yapıyorum.” [İlel’üş-Şerâyi, s.130, bab:108, h:1]

21- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre İmam Ali (a.s), Benî Sa’d kabilesinden birine şöyle dedi: “Sana kendim ve eşim Fatıma hakkında bir bilgi vereyim istemez misin? Bir sabah biz henüz yataktayken Peygamber (s.a.a) bize geldi ve ‘es-Selâmu aleykum’ dedi. Biz içinde bulunduğumuz durumdan utandığımız için ses çıkarmadık. Arkasından yine, ‘es-Selâmu aleykum’ dedi. Biz yine ses çıkarmadık. Arkasından bir daha ‘es-Selâmu aleykum’ deyince, eğer cevap vermezsek geri döner diye korktuk. Çünkü hep böyle yapardı. Bir eve varınca, kapıda üç kere selâm verir ve eğer girmesine izin verilmezse geri dönerdi. İşte bu endişe ile, ‘Ve aleyk’es-selâm, ey Allah’ın Resulü, buyur.’ dedik. Bunun üzerine içeri girdi.” [c.1, s.11, h:32]

22- el-Kâfi adlı eserde Rib’î b. Abdullah’a dayanılarak verilen bilgiye göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) kadınlara selâm verir, onlar da onun selâmına cevap verirlerdi. İmam Ali (a.s) de kadınlara selâm verirdi. Fakat genç kızlara selâm vermek istemezdi.” [Usûl-i Kâfi, c.2, s.148, h:1]

23- Yine el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abd-ülazim b. Abdullah el-Hasanî’nin merfu olarak aktardığı bir hadiste şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) üç türlü oturuşu vardı: ‘Kurfesa’ diye adlandırılan birinci şekilde ayak bileklerini diker ve ayak bileklerinin önünden elleri ile dirseklerini kavrardı. İkincisinde dizleri üzerine çömelirdi. Üçüncüsünde bir ayağını büker ve öbür ayağını onun üzerine uzatırdı. Bağdaş kurarak oturduğu hiç görülmemiştir.” [Usûl-i Kâfi, c.2, s.558, h:2]

24- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserin Kitab’un-Nübüvvet adlı eserden iktibas ederek naklettiğine göre İmam Ali (a.s) şöyle diyor: “Peygamberimizin (s.a.a), el sıkıştığı kişinin elini karşı taraf elini çekmeden bıraktığı hiç görülmemiştir. Biri ona uzun uzun bir ihtiyacını arz ettiğinde veya onunla arasında yaptığı konuşmayı uzattığında, karşı taraf konuşma yerinden ayrılmadan önce onun konuşma yerinden ayrıldığı hiç görülmemiştir. Biri onunla tartıştığında susardı (tartışmayı kesen taraf mutlaka o olurdu), karşı taraf susana kadar onu dinlerdi. Onunla oturana doğru ayaklarını uzattığı hiç görülmemiştir. “

“İki iş arasında tercih yapması istendiğinde, mutlaka zor olanı seçerdi. Şahsına yapılan hiçbir haksızlığın intikamını almaya kalkışmazdı. Yalnız Allah’ın yasaklarının çiğnendiği durumlar hariç. O zaman yüce Allah adına öfkeye kapılırdı. Ölünceye kadar bir şeye yaslanarak yemek yediği olmadı. Kendisinden bir şey istenip ‘Hayır’ dediği hiç olmazdı. Biri ondan bir şey isteyince ya isteğini karşılar veya güzel sözlerle gönlünü alırdı. Namazı hem hafif, hem de eksiksiz olurdu. Hutbeleri (konuşmaları) kısa ve özlü olurdu. Bir yere gelmekte olduğu, yaydığı güzel kokudan bilinirdi.”

“Bir toplulukta yemek yediğinde yemeğe ilk o başlar ve en son o sofradan el çekerdi. Yemek yerken önünden yerdi. Sadece meyve ve hurma yerken elini tabakta gezdirirdi. Suyu üç nefeste içerdi. Suyu yudum yudum içerdi, bir kere de yutmazdı. Yemek yemesi, su içmesi, alması ve vermesi sağ eli ile olurdu. Her şeyi sadece sağ eli ile alır ve mutlaka sağ eli ile verirdi. Sol elini bedeninin diğer işlerinde kullanırdı. Elbise giymeye, ayakkabı giymeye ve taranmaya varıncaya kadar bütün işlerini sağ eli ile yapmayı severdi.”

“Dua ederken duasını üç kere tekrarlar, konuşurken sözlerini tekrarlamaz, bir defa söylerdi. Bir yere girerken üç kere izin isterdi. Herkesin anlayacağı açıklıkta konuşurdu. Konuşurken dişlerinin arasından nur çıkıyor gibi görünürdü. Onu gördüğünde üst dişlerinin seyrek olduğunu sanırdın, ama öyle değildi.”

“Bakarken göz ucu ile bakardı. Hiç kimseye hoşuna gitmeyecek söz söylemezdi. Yürürken yokuş iner gibi heybetli yürürdü. Devamlı, ‘En iyileriniz, ahlâkı en güzel olanınızdır’ derdi. Hiçbir zevki yermez ve de övmezdi. Yanında konuşanlar tartışmaya girmezlerdi. Ondan söz edenler ‘Onun gibisini ne ondan önce ve ne ondan sonra gözlerim görmedi’ derlerdi.” [s.23]

25- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Cemil b. Derrac’tan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) bakışlarını ashabı arasında bölüştürür ve her birine eşit şekilde bakardı. Arkadaşları arasında ayaklarını uzatarak oturduğu hiç görülmemiştir. Biri ile el sıkıştığında, karşı taraf elini bırakmadan elini çekmezdi. Herkes bu durumun farkında olduğu için onunla kim el sıkışsa, elini kendine doğru çekerek, Peygamberin elini bırakırdı.” [Usûl-i Kâfi, c.2, s.671, h:1]

26- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle nakledilir: “Resulullah (s.a.a) her konuşmasında sözlerini gülümseyerek söylerdi.” [s.21]

27- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre Yunus Şeybanî şöyle diyor: “İmam Cafer Sadık (a.s) bana, ‘Birbirinizle şakalaşıyor musunuz?’ diye sordu. Ben, ‘Ara sıra.’ dedim. İmam bana şöyle dedi: Şakalaşsanız ya… Çünkü şakalaşmak iyi ahlâkın bir göstergesidir. İnsan şakalaşınca Müslüman kardeşini sevindirmiş olur. Peygamberimiz (s.a.a) karşısındakilerle onları sevindirmek maksadı ile şakalaşır, latife yapardı.” [s.21]

28- Yine Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserin Ebu’l-Kasım Kufî’nin Kita-b’ul-Ahlâk adlı eserinden iktibas edip naklettiğine göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle diyor: “Her müminin espri konusu olacak bir özelliği vardır. Peygamberimiz (s.a.a) insanlarla şakalaşır, fakat (şakasında da) sadece gerçeği söylerdi.” [s.21]

29- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muammer b. Hallad’ın şöyle dediğini nakleder: “İmam Ebu’l-Hasan’a (a.s), ‘Canım sana feda olsun, insan öyle bir toplulukta oluyor ki, insanlar bazı sözler söyleyerek birbirleri ile şakalaşıp gülüşüyorlar, buna ne dersin?’ diye sordum. İmam ‘…olmadıkça bir sakıncası yok.’ dedi. Öyle zannediyorum ki, İmamın ‘olmadıkça’ ifadesinden maksadı, küfür ve çirkin, edep dışı sözlerdir.”

“Sonra İmam sözlerine şöyle devam etti: Peygamberimize (s.a.a) bir bedevî gelir, ona hediye getirirdi. Arkasından da Peygamberimize (s.a.a), ‘Hediyemizin bedelini ver.’ diye takılırdı. Peygamberimiz (s.a.a) de onun bu sözüne gülerdi; öyle ki canı sıkıldığında, dertli zamanlarında, ‘Bizim bedevî ne yapıyor? Keşke bize gelse!’ derdi.” [Usûl-i Kâfi, c.2, s.663, h:1]

30- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Talha b. Zeyd’e dayanarak verdiği bilgiye göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) çoğunlukla yüzü kıbleye dönük olarak otururdu.”

31- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle deniyor: “Peygamberimize (s.a.a) hayır dua etsin diye getirilen çocukları efendimiz çocukların ailelerini onurlandırmak için kucağına alırdı. Kimi zaman küçükler kucağında çiş ederlerdi. Bunu görenler bağırıp çağırınca, ‘Çocuğun sidiğini kesmeyin de işini bitirsin.’ derdi. Sonra çocuğa hayır dua eder ve isim koyardı. Ailesi bu durumdan son derece memnun olurdu. Peygamberimizi, çocuklarının kucağında çiş etmiş olmasından rahatsız olmuş görmezlerdi. Onlar gittikten sonra Peygamberimiz elbisesini yıkardı.” [s.25]

32- Yine aynı eserde şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) hayvan sırtındayken hiç kimsenin yanında yaya yürümesine izin vermezdi. Mutlaka yanındakini de bineğine alırdı. Eğer adam binmeyi reddederse ‘Önümden git ve istediğin yerde buluşalım’ derdi.” [s.22]

33- Yine aynı eserde Ebu’l-Kasım Kufî’nin, Kitab’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle dediği nakledilir: “Rivayetlerden edindiğimiz bilgiye göre Peygamberimizin (s.a.a) şahsı için intikam aldığı asla görülmemiştir. O her zaman affeder, karşı tarafın kusurunu bağışlardı.”

34- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre: Peygamberimiz (s.a.a) arkadaşlarından birini üç gün görmeyince ne olduğunu sorardı. Eğer yolculuğa çıkmışsa, ona dua eder; eğer evinde olursa, onu görmeye gider ve eğer hasta olduğunu öğrenirse, ziyaretine koşardı.” [s.19]

35- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre Enes b. Malik şöyle diyor: “Peygamberimize (s.a.a) hizmet ettiğim dokuz yıl boyunca bana, ‘Şu işi şöyle yapsaydın ya.’ dediğini veya herhangi bir konuda beni azarladığını hiç hatırlamıyorum.” [s.16]

36- İhya’ul-Ulûm’da verilen bilgiye göre Enes b. Malik şöyle diyor: “Peygamberimizi (s.a.a) hak üzere gönderen Allah adına yemin ederim ki, hoşuna gitmeyen hiçbir iş için bana, ‘Bunu niye yaptın?’ dediği olmadı. Eşleri ne zaman beni azarlamağa kalkışsalardı, ‘Bırakın onu, onun yaptığı kitap ve takdir gereğidir’ derdi.” [c.7, s.112]

37- Yine aynı eserde Enes b. Malik’ten şöyle rivayet eder: “Kim olursa olsun, ashabından biri veya bir başkası Resulullah’ı (s.a.a) kendisini çağırdığında ona, “Lebbeyk=buyur” diye karşılık verirdi.”(1) [c.7, s.145]

38- Yine aynı eserde şöyle nakledilir: “Peygamberimiz (s.a.a), ashabını onurlandırmak ve gönüllerini almak için onları künyeleri ile çağırırdı. Künyesi olmayanlara ise künye takardı ve o adam artık Peygamberin kendisine verdiği künye ile çağrılırdı. Çocuklu kadınlara olduğu gibi, çocuksuz kadınlara da künye takardı. Hatta çocuklara bile künye takarak onların gönüllerini hoş ederdi.” [c.7, s.115]

39- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) yanına gelenleri kendi minderine oturturdu. Eğer adam oturmak istemese ısrar ederek ona minderinde oturmayı kabul ettirirdi. [c.7, s.114]

40- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Aclan’ın şöyle dediğini nakleder: “Bir gün İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yanında idim. O sırada bir dilenci geldi. İmam kalktı ve hurma dolu bir sepetin yanına gitti ve bir avuç hurma alarak dilenciye verdi. Sonra bir dilenci daha geldi. İmam yine yerinden kalkarak ona da bir avuç hurma verdi. Arkasından bir başka dilenci daha geldi. İmam yine kalktı ve ona da bir avuç hurma verdi. Bir süre sonra yine bir başka dilenci gelince, ‘Bize de, sana da Allah rızk versin.’ dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Peygamberimiz (s.a.a) kendisinden dünya malı bir şey isteyen herkese istediğini verirdi. Bir gün kadının biri oğlunu Peygambere gönderdi. Gönderirken oğluna, ‘Git ve ona isteyeceğin şeyi söyle. Eğer ‘Verecek bir şeyimiz yok’ derse, ‘Bana sırtındaki gömleği ver, de.’ diye tembih etti. Çocuk da annesinin dediğini yapınca, Peygamberimiz (s.a.a) gömleğini çıkararak çocuğun önüne attı. (Başka bir nüshaya göre çıkarıp çocuğa verdi.)”

“Ama yüce Allah, onu infakta, ne israf, ne de cimrilik etmeyip mutedil olması yönünde terbiye etmek amacıyla şu eğitici mesajı indirdi: Elini boynuna bağlanmış yapma (cimri olma), tamamen de açma. Sonra kınanır, hasret içinde kalırsın.” (İsrâ, 29] [Fürû-i Kâfi, c.4, s.55, h:7]

41- Yine aynı eserde Cabir’e dayanılarak verilen bilgiye göre İmam Bâkır (a.s) şöyle diyor: “Peygamberimiz (s.a.a) hediye olarak verilen yiyecekten yer, fakat sadakadan yemezdi.” [Fürû-i Kâfi, c.5, s.143, h:7]

42- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre Musa b. İmrân b. Bezî’ şöyle dedi: “Bir gün İmam Rıza’ya (a.s) ‘Canım sana feda olsun, insanların rivayet ettiklerine göre Peygamberimiz (s.a.a) bir yere giderken kullandığı yolu değiştirerek başka bir yoldan dönerdi. Bu rivayet doğru mu?’ diye sordum. İmam bana şu cevabı verdi: ‘Evet, doğrudur. Ben de çoğu zaman öyle yaparım. Sen de öyle yap.’ Ardından İmam, ‘Bil ki eğer böyle yaparsan, daha çok rızk elde edersin.’ dedi.” [Fürû-i Kâfi, c.5, s.314, h:14]

43- el-İkbal adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) her zaman güneş doğduktan sonra evden çıkardı.” [s.281]

44- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Muğîre’den, o da adını verdiği bir raviden şöyle nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) bir eve girince, girdiği zaman topluluğun kapıya en yakın olan noktasına otururdu. [Usûl-i Kâfi, c.2, s.662, h:6]

Peygamberimizin (s.a.a) temizlik ve süslenme ile ilgili sünnetleri ve edepleri konusunda

45- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) başını ve sakalını sidr ile yıkardı.”

46- el-Caferiyyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Cafer b. Muhammed’den (a.s), o da dedelerinden İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) sık sık saçlarını tarayıp düzeltirdi. Çoğu zaman taranırken su kullanır ve ‘Su mümin için yeterli güzel kokudur’ derdi.” [s.156]

47- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre Peygamberimiz (s.a.a) şöyle dedi: “Mecusiler sakallarını kısaltıp bıyıklarını uzatırlar. Biz ise bıyıklarımızı kısaltıp sakallarımızı uzatırız.” [c.1, s.76, h:334]

48- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet eder: “Tırnakları kesmek Peygamberin (s.a.a) sünnetidir.”

49- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde şöyle deniyor: “Rivayete göre kesilen saçları, tırnakları ve bedenden çıkan kanı toprağa gömmek sünnettir.” [c.1, s.74, h:94]

50- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. Müslim’in şöyle dediğini nakleder: “İmam Muhammed Bâkır’a (a.s) kına ile saç boyama konusu soruldu. İmam da bu soruya, ‘Peygamberimiz (s.a.a) kına ile saçlarını boyardı. İşte onun bizde bulunan boyanmış saçı!’ diye cevap verdi.” [c.1, s.69, h:53]

51- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) vücuduna yağ sürerdi. [s.35]

52- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde İmam Ali’den (a.s) şöyle nakleder: “Koltuk altı tüylerini almak kötü kokuyu giderir. Bunu yapmak temizliktir ve temizlik Peygamberimizin (s.a.a) emrettiği bir sünnettir.” [c.1, s.68, h:264]

53- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimizin (s.a.a) bir sürme kalemi vardı. Her gece onunla gözlerine sürme çekerdi. Kullandığı sürme, İsmid (Antimon) sürmesi (taşı) idi. [s.34]

54- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Usame’ye dayandırdığı rivayette İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Dişleri misvaklamak (fırçalamak), Peygamberin (s.a.a) sünnetidir.” [Fürû-i Kâfi, c.3, s.23, h:2]

55- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Hz. Ali’nin (a.s) 400 kelimelik hadisinde şöyle dediğini rivayet eder: “Dişleri misvaklamak Allah’ı razı eden, Peygamberin (s.a.a) sünneti olan ve ağzı temizleyen bir uygulamadır.”

56- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre İmam Sadık (a.s) şöyle diyor: “Şu dört şey peygamberlerin ahlâkındandır: Güzel koku sürünmek, ustura ile tıraş olmak, vücuttaki istenmeyen tüyleri nure (kıl döken bir ilâç çeşidi) ile temizlemek ve eşlerle çok yatıp kalkmak.” [c.1, s.77, h:120]

57- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Sinan’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) bir misk hokkası vardı. Her abdestten sonra onu ıslak eline alırdı. Böylece dışarı çıktığında yaydığı temiz kokudan onun gelmekte olduğu anlaşılırdı.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.515, h:3,]

58- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) kendisine ikram edilen her ıtırdan sürünür ve “Kokusu güzel ve taşınması kolay.” derdi. Eğer kokudan sürünmez ise, parmağını içine batırıp koklardı. [s.34]

59- Aynı eserde verilen biliye göre, Peygamberimiz (s.a.a) Ud ağacının buharını koklardı. [s.34]

60- Zahîret’ul-Mead adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimizin (s.a.a) en sevdiği koku türü misk idi.

61- el-Kâfi adı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İshak Tavil Attar’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) yemek için yaptığı harcamadan daha çoğunu koku için yapardı.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.512, h:18]

62- Aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer Sadık’tan (a.s) İmam Ali’nin (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Bıyıklara güzel koku sürmek, peygamberlerin ahlâkındandır ve amelleri yazan meleklere saygı göstermektir.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.510, h:5]

63- Yine aynı eserde müellifin kendi rivayet zinciriyle Hazzaz’a dayandırdığı hadiste İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediği rivayet edilir: “Bulûğ çağındaki her erkeğin her cuma günü bıyıklarını kısaltması, tırnaklarını kesmesi ve güzel koku sürünmesi gerekir. Peygamberimiz (s.a.a) cuma günü olunca eğer yanında güzel koku yoksa, eşlerinden birinin kokulu baş örtüsünü ister, suda ıslattıktan sonra onunla yüzünü ovardı.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s511, h:10]

64- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Ammar’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygambere (s.a.a) Ramazan Bayramında güzel koku hediye edildiğinde, kokuyu ikram etmeye önce eşlerinden başlardı.”(2)

65- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) çeşitli yağlar sürünürdü. Çoğunlukla menekşe yağı sürünür ve “Bu, yağların en iyisidir.” derdi. [s.33]

Peygamberimizin (s.a.a) yolculukla ilgili adabı hakkında

66-Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Sinan’dan İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) perşembe günleri yola çıkardı.” [c.2, s.173, h:3]

Bu anlamda çok sayıda hadis vardır.

67- Emân’ul-Ahtâr ve Mısbah’uz-Zâir adlı eserlerde, Avarif’ul-Meârif adlı eserin şöyle rivayet ettiği yer alır: “Peygamberimiz (s.a.a) yolculuğa çıkarken yanında şu beş şeyi taşırdı: Ayna, sürmelik, tarak, misvak ve bir rivayete göre makas.

68- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde İbn-i Abbas’a dayanılarak verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) yürürken yorgun ve tembel olmadığı anlaşılacak şekilde yürürdü. [s.22]

69- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muaviye b. Ammar’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilir: “Peygamberimiz (s.a.a) yolculukları sırasında yokuş aşağı inerken, ‘La ilâhe illallah’ ve yokuş yukarı çıkarken, ‘Allahu Ekber’ derdi.” [c.2, s.179, h:1]

70- Kutb’un Lübb’ül-Lübab adlı eserinde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) yolculuk sırasında konakladığı yerden ayrılmak istediğinde, orada mutlaka iki rekât namaz kılar ve “Konakladığımız yerler şahitlik etsinler diye bu namazları kılıyorum” derdi.

71- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) [yolculuğa çıkan] müminlerle vedalaşırken şöyle dua ederdi: “Allah, takvayı yol azığınız yapsın. Sizi bütün hayırlara yöneltsin. Bütün isteklerinizi yerine getirsin. Dininizi ve dünyanızı tehlikelerden korusun. Sağ, salim ve bol kârlarla dönmenizi nasip etsin.” [c.2, s.179, h:1]

72- el-Caferiyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer Sadık’tan (a.s), o da dedelerinden İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) Mekke’den (hacdan) gelen birine şöyle dua ederdi: Allah ziyaretlerini kabul etsin, günahlarını affetsin ve harcadıklarının yerini doldursun.” [s.75]

Peygamberimizin (s.a.a) giyimle ilgili adabı hakkında

73-İh-ya’ul-Ulûm adlı eserde şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) izar, rida, gömlek ve cübbeden ne bulursa onu giyerdi. Yeşil elbiseler hoşuna giderdi. Çoğunlukla beyaz elbise giyerdi ve ‘Beyaz kumaşı dirilerinize giydirin ve ölülerinize kefen yapın.’ derdi.”

“Savaşta veya başka zamanlarda işlemeli kaftan giyerdi. İnce atlastan kaftanı vardı. Bu kaftanın yeşil rengi beyaz tenine güzel giderdi. Bütün elbiseleri topuklarından aşağı inmezdi. İzarı ise bunların üzerinde daha kısa olur ve bacaklarının ortasına kadar inerdi. Bel bağı ile bu izarı bağlardı. Bazen namazda ve namaz dışında bu bel bağını açardı.”

“Zaferan ile boyanmış bir abası vardı. Kimi zaman sadece buna bürünerek namaz kıldırırdı. Kimi zaman sadece kisaya bürünür, üzerinde başka elbise olmazdı. Keçeden yapılmış bir boy elbisesi vardı. Onu giyer ve ‘Ben bir kulum, köleler gibi giyinirim’ derdi. Sırf Cuma günleri giydiği, diğer elbiselerinden ayrı iki kat elbisesi vardı. Kimi zaman bir izar giyer, üzerinde başka bir elbise olmazdı. İzarın uçlarını omuzları arasında bağlardı. Cenaze namazlarını bu kıyafetle kıldığı da olurdu.”

“Bazen evinde tek bir izar içinde, izara bürünmüş, sol ucunu sağ omzuna ve sağ ucunu da sol omzuna atmış hâlde namaz kılardı ve bu izar eşi ile münasebet hâlinde sırtında bulunan izarı olurdu. Geceleri sadece izar içinde namaz kıldığı da olurdu. “Siyah renkli bir elbisesi vardı. Onu birine hediye etti. Eşi Ümmü Seleme, ‘Anam-babam sana feda olsun, o siyah elbiseye ne oldu, ne yaptın onu?’ dedi. ‘Onu birine giydirdim.’ dedi. Eşi, ‘Siyah renkli olmasına rağmen siyahlığına senin beyaz tenin kadar yakışan bir şey görmedim.’ dedi.”

“Enes der ki: ‘Uçları bağlanmış kilime bürünerek bize öğle namazı kıldırdığı olurdu.’ Yüzük takardı. Mektupları (resmî yazıları) yüzüğü ile mühürler ve ‘Yazıları mühürlemek, töhmete maruz kalmaktan daha iyidir.’ derdi.”

Allame Tabatabai

——————

(1)- [Bu rivayet, İhya’ul-Ulûm adlı eserde aynı şekilde yer almıştır; ama rivayetin ravisi Enes değildir.]

(2)- [Men La Yahzuruh’ul-Fakih kitabının c.2, s, 113. hadisinde bu rivayet mürsel olarak nakledilmiştir. Fakat aynı kitabın c.4, s.170’de bu hadis bu senetle dipnotta rivayet edilmiştir.]


Yorum Bırak