Resulullah (sav) Hakkında 13 Kur’anî Nükte

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Mayıs 2010 2K kez okundu Hz. Muhammed (saa) Yorum Yok
Resulullah (sav) Hakkında 13 Kur’anî Nükte
Bu yazıyı değerlendirin

Bismillahirrahmanirrahim

1- Bütün alemlere rahmet:

Âlemleri yaradan Allah-u Teala kendisini tanıtırken rahmetinin bütün alemi kapladığını; canlı, cansız bütün varlıkları, mümin, kafir bütün insanları genel rahmetine mazhar kıldığını belirtiyor; “asiet rahmeti kulle şey” (Rahmetim her şeyi kapsamıştır). Diğer taraftan özel bir rahmeti olduğunu ve bunu da yalnızca muttaki ve müminlere ait olduğunu beyan ediyor; “seektubuha lillezine yetteku” (Rahmetimi ancak takva ehline yazarım). Kur’an’da Resulullah’ı tanıtırken Onun aynı sıfata sahip olduğunu; hem genel rahmet hem de özel rahmete sahip olduğunu beyan buyuruyor.

a) “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

Resulullah bütün âlemlere rahmettir, hidayet yolunu göstermede insanlar arasında hiç bir fark gözetmez, ilahi mesajı tebliğ edip insanları hak yola davet etmede ayrıcalık yapmaz, kulların Allah’a dönmelerinde o kadar çaba harcamıştır ki, Allah-u Teala kendisine şöyle buyuruyor: “(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!” (Şuara, 3)

Resulullah, genel rahmeti gereği bütün insanları düşünmek ve onların hidayetlerini istemek zorundadır. Ama birçok insanlar alemlere rahmet, ilahi feyz kaynağı bu peygamberin kadrini bilemediler ve bilememektedirler.

b) “Andolsun, size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, bir sıkıntıya düşmeniz pek ağır gelir ona, pek düşkündür size, müminlere esirger ve rahimdir.” (Tevbe, 128)

Ayet-i Kerime’de belirtilen “rahimdir” kelimesi, Resulullah’ın müminlere özel inayeti ve rahmeti olduğuna işaret etmektedir. Hidayet yolunu bulmuş, tekâmül yolunda ilerlemek isteyen, Rabbulalemin’e ulaşmak arzusunda olan müminlere özel ilgi ve alakası olduğunu belirtiyor.

Ayrıca, o hayatında rahmet vesilesi olduğu gibi, mematından sonra da rahmet vesilesidir.

2- Allah-u Teala her Peygambere ismiyle hitap etmiştir, ama İslam Peygamberine lakabıyla:

Ya Eyyuher-resul, Ya Eyyuhen-Nebi gibi

3- Diğer ümmetlere Resullerini isimle çağırmak caiz idi. Ama Resulullah’ı ismiyle çağırmak yasak kılınmıştır.

“(Ey müminler!) Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın.” (Nur, 63)

4- Allah Onun bulunduğu şehire bile yemin etmiştir: (Beled, 1)
La uqsimı bi-hazel-beled * ve ente hillun bi-hazel-beled. (Sen bu beldede (Mekke’de) olduğun halde-olduğun için, bu beldeye yemin ederim!)

5- Allah-u Teala sadece onun ömrüne-canına yemin etmiştir:
“Senin canına yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.” (Hicr, 72)

6- O şahitlerin şahididir:
“Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..” (Nisa, 41)

“Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırılmayı temenni ederler ve Allah’tan hiçbir haberi gizleyemezler.” (Nisa, 42)

7- Allah ona, kendi razı oluncaya kadar verecek-lütufta bulunacak:

“Rabbin sana sen razı oluncaya kadar verecek!” (Duha, 5)

Hiçbir Peygamber hakkında böyle bir tabir yoktur. Hadislerde bu makamın şefaat makamı olduğu nakledilmiştir.

8- Bütün peygamberlerden onun nübüvvetine misak ve ahit alınmıştır:

“Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar: “Kabul ettik” dediler. (Allah da) dedi ki: “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım.”(Al-i İmran, 81)

9- Allah-u Teala onun azametli (muhteşem) bir ahlak üzere olduğunu söylemiştir:

Bu tabir de hiçbir Peygamber hakkında kullanılmamıştır. İnneke le-ala hulukin azim… (Kalem, 4)

Hz. Ali’ye birisi gelere şöyle dedi: “Kur’an Resulullah hakkında ‘Sem azametli bir ahlak üzeresin’ buyuruyor. Ben bunu anlayamıyorum. Bunu bana açar mısınız? Nasıl azametli ahlak üzeredir Allah Resulü?! Hz. Ali, onun cevabında şöyle buyurdu: “Allah-u Teala Kur’an’da dünya nimetlerinden bahsederken “Metaun qalil” (az bir metadır) buyuruyor. Öbür taraftan bu az diye nitelendirdiği nimetler hakkında yine şöyle buyuruyor: “Ve in teuddu nimetallahi la tuhsuha.” (Allah’ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, sayıp bitiremezsiniz.) Eğer az diye tanıttığı şeyi sayıp bitirmeye gücümüz yetmeyecekse, azametli diye tarif ettiği şeyi ben sana nasıl anlatayım?! Nasıl tarif edeyim?

10- Allah-u Teala onu bize en güzel, en kamil örnek olarak tanıtıyor:

“Muhakkak ki sizin için Allah Resulünde güzel örnek vardır.” (Ahzap, 21)

Ona has olan makamlar, ya da ona has hükümler elbette vardır. Bizim onun gibi olmamız, ya da onun makamına ulaşmamız asla mümkün değildir. Ama bir nebze olsun, ona benzememiz gerekir. Nasıl ki bize “tahallaqu bi-ahlaqillah” (Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın) buyrulmuştur. Gayet tabii ki bizim haşa Allah gibi olmamız istenmemiştir. Bu makul olmaz. Ama bir takım sıfatlarda ona benzememiz gerektiği kastedilmiştir. Örneğin, O celle celaluhu adildir,i bizden de adil olmamız istenmiştir. O bağışlayıcıdır, o ayıpları örtendir. O kötülüğe karşı iyilik edendir… vs. Bunlar, Rahman’ın kullarından da istenmiştir.

11- Yüce Rabbimiz, birçok yerde Habib’ini kendi isminin yanında zikretmiştir. İşte bunlardan bazı örnekler:

1- Allah’a iman, Resulüne iman: (Hucurat 15, Hadid 7, Nur 62, Mücadele 4 vs.)

2- Allah’a itaat, Resulüne itaat: (Al-i İmran 132, Nisa 13-59-69,  Fetih 17, Nur 52, Enfal 20 vs.)

3- Allah’ın davetine icabet, Resülünün davetine icabet etmek: (Al-i İmran 172, Enfal 24)

4- Allah’a teslim olmak, Resulüne teslim olmak: (Ahzap, 31)

5- Allah’ı inkar etmek, Reulünü inkar etmek: (Tevbe 54-80-84, Fetih 13 )

6- Allah’ı sevmek, Resulünü sevmek: (Tevbe, 24)

7- Allah’a yardım etmek, Resulüne yardım etmek: (Haşr)

8- Allah’ın velayeti, Resulünün velayeti: (Maide 55-56 )

9- Allah’ın hükmü, Resulünün hükmü: (Nur, 48-51, Ahzap 36)

10- Allah’ın vaadi, Reslünün vaadi: (Ahzap 22)

11- Allah’ın verdiğine razı olmak, Resulünün verdiğine razı olmak: (Tevbe 59)

12- Allah’a hicret etmek, Resulüne hicret etmek: (Nisa 100)

13- Allah’ın müstağni kılması, Reslünün müstağni kılması: (Tevbe, 74)

14- Allah’ın  rızası, Resulünün rızası: (Tevbe 62)

15- Allah’ı istemek, Resulünü istemek: (Ahzap 29)

16- Allah’ın tahrimi, Resulünün tahrimi (haram kılışı): (Tevbe 29, A’raf 157)

17- Allah’a karşı gelmek, Resulüne karşı gelmek: (Nisa 14, Enfal 13, Ahzap 36, Cin 23)

18- Allah’a hıyanet etmek, Resulüne hıyanet etmek: (Enfal 27)

19- Allah’a düşman olmak, Resulüne düşman olmak: (Tevbe, 63, Mücadele 5-20, Haşr 4)

20- Allah’a düşmanıyla dost olmanın hükmü, Resulünün düşmanıyla dost olmanın hükmü: (Mücadele 22)

21- Allah’la alay etmek, Resulüyle alay etmek: (Tevbe 65)

22- Allah’a karşı savaşmak, Resulüne karşı savaşmak: (Bakara 279, Maide, 33, Tevbe, 107)

23- Allah’a eziyet etmek, Resülüne eziyet etmek: (Ahzap 57, Tevbe 61)

24- Allah’tan öne geçmek, Resulünden öne geçmek: (Hucurat 1)

25- Allah’a karşı yalan söylemek, Resulüne karşı yalan söylemek: (Tevbe 90)

12- Allah-u Teala Kur’an’da “Evvelul-Müslimin” (teslim olanların ilki) sıfatını sadece Allah Resulü (s.a.a) hakkında kullanmıştır: İki yerde: Birisi En’am suresinin 163. ayetinde, diğeri ise, Zümer suresinin, 12. ayetinde. Hiçbir Peygamber hakkında bu tabir yoktur. Evet bazı peygamberler hakkında ve ene minel-müslimin tabiri vardır, ama ve ene evveul-muslimin yoktur. O misak aleminde bütün varlıklardan evvel İlahi davete icabet etmiş ve Rabbine teslim olmuştur!

13- Resulullah’ın (s.a.a) Miracı:

Kur’an-ı Kerim Resulullah’ın miracından bahseder (İsra ve Necm Surelerinde). Bu olay sadece Hatemü’l-Enbiya olan, Seyyid-i Kainat Efendimiz’e has bir olaydır, ona özel bir makamdır. Hiçbir Peygamberin miracından ne Kur’an’da ne de hadislerde, ya da Semavi kitaplarda bahsedilmez!

Kur’an açısından Resulullah’ın (s.a.a) yüce şahsiyetini özetlemek istersek şöyle demeliyiz:

1- O bütün kainatın efdali ve efendisidir.

2- Fazilet denen her şeyde her kesin önündedir.

3- O kulluğunun, vahye ittibasının, takvasının, teslimiyet ve tevekkülünün neticesinde o makama ulaşmıştır.

4- Bir insanın ulaşabileceği bütün kemallere ulaştığı için, bütün insanların üzerinde mutlak velayet ve tasarruf hakkına sahiptir.

5- Her açıdan onların örneğidir.

6- İtaati kayıtsız ve şartsız her kese farzdır.

7- Hem sözleri vahye dayanır, hem hükümleri hem de ameli. Bundan dolayı masumdur. Ne günahı vardır, ne de insanlara direktif mahiyetinde söylediği her hangi bir sözde, vereceği herhangi bir hükümde hata yapar, aksi takdirde mutlak itaati, örnekliği anlamsız olurdu. Sünnetinin hücciyetinin hiçbir anlamı ve mantığı kalmazdı.

MUSA AYDIN


Yorum Bırak