Harut ile Marut Hadisesi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 2 Eylül 2011 89.5K kez okundu İslamiyet Öncesi Tarih 11 Yorum
5 (100%) 1 vote

HARUT VE MARUT:

Harut ve Marut adındaki iki meleğin dini hikayesini öğreneceğiniz bu sayfada, ilgili ayetlere de yer verilmiştir.

Harut ve Marut

Harut ve Marut Kıssası Hakkında bilgiler ayetler, kimdir gibi bilgiler:

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

‘’ Tuttular da Süleyman’ın saltanatı aleyhine, şeytanların kapıldıkları şeylere uydular. Hâlbuki Süleyman kâfir olmamıştı, şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyü yapmasını ve Babil’deki Hârût, Mârût adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. O iki melek, hiçbir kimseye biz, ancak ve ancak Allah tarafından bir sınamayız, sakın kâfir olma demeden bir şey öğretmiyordu. Onlardan, karıyla kocanın arasını açan şeyleri öğreniyorlardı. Öğrenenler de Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, fakat hiçbir faydası olmayacak şeyleri öğrenmekteydiler. And olsun ki bu bilgiyi satın alanın ahiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmişlerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o şeyin ne pis şey olduğunu bilselerdi.’’ [Bakara suresi-102]

Ali b. İbrahim ve Ayyaşi (ra) kendi tefsir kitaplarında Hz. Muhammed Bakır’dan (as) şöyle rivayet ediyorlar:  ‘’Her gece ve gündüz Âdem evlatlarının amellerini kaydetmek için, yeryüzüne melekler nazil oluyorlardı. Onların işlemiş olukları amelleri yazdıktan sonra da, gökyüzüne geri dönüyorlardı. Yeryüzü insanlarının işlemiş oldukları günahlara, gökyüzündeki melekler çok üzülüyorlardı. Melekler yeryüzünde işlenen günahları gördüklerinde veya duyduklarında, hep yeryüzü  mahlûklarını ayıplıyorlardı. Yeryüzü mahlûklarının yüce Rabbe karşı yapmış oldukları iftira, ettikleri isnat ve ona karşı günah işlemek için gösterdikleri cesarete şaşırıp duruyorlardı. Meleklerden bir kısmı şöyle arz etiler:  “Ya Rabbi! İnsanların sana nispet verdikleri şeylerden seni tenzih ederiz. Ya rabbi! Senin yeryüzündeki yaratmış olduğun şu insan mahlûkatının orada işlemiş oldukları günahlar karşısında, onara neden gazap edip azabınıı göndermiyorsun? Görüyoruz ki, senin hakkında sana iftira ediyorlar, senden başkasına tapıyorlar. Senin yasakladığın şeyleri yapıyorlar, emrettiğin şeyleri ise yerine getirmiyorlar. Senin gücün onlara her türlü baş etmeye yeterliyken, yine de onlara neden hilimli davranıyor ve onları nimet ve afiyet içerisinde yaşatıyorsun?”

Yüce Allah meleklerin bu sözleri karşısına kendi kuvvet ve kudretini onlara gösterip, kendi emirlerinin kendi mahlûkatı için cari olduğunu onlara anlatmak için ve kendisinin ihsan etmiş olduğu nimetleri onlara hatırlatmak için şöyle buyurdu: ‘’ Ey Meleklerim! Benim insanlar için vermediğim nimetleri sizlere verdiğimi bilmiyor musunuz? Ben sizleri günah işlemekten korunacağınız bir şekilde yarattım. Zira ben sizlere günah işletecek olan şehvet ve nefsi sizlerde halk etmedim. İşte sizlerin diğer mahlûkata olan özelliğiniz de bu oldu. Ben sizleri sadece ibadet edesiniz diye yarattım. Şayet sizlerde de insanlardaki gibi şehvet ve nefis gücü yaratmış olsaydım, siz de onlar gibi olurdunuz.’’

Sonra yüce Rab meleklere şöyle vahyetti: ‘’ Ey meleklerim! İçinizden iki meleği seçin, ben o iki meleği yeryüzüne göndereceğim. Onlara, insanlara verdiğim şehvet, yemek, içmek, hırs ve arzu duygularını vereceğim, velhasıl onları da bir insan gibi duygular ile donatıp imtihan etmek için yeryüzüne göndereceğim ve o vakit insanlar ile sizlerin arasındaki farkı görmüş olursunuz.’’

 Yüce Allah’ın bu isteği üzerine melekler aralarında Harut ile Marut namındaki iki meleği seçtiler. Zira bu iki melek diğer meleklerden daha çok  Âdem evlatları hakkında daha çok konuşuyor ve daha çok onlar hakkında azabın gönderilmesini talep ediyorlardı. Melekler aralarından Harut ve Marut’u seçtikten sonra yüce Allah o iki meleğe şöyle vahyetti:  “Ben sizde şehvet, cima, hırs, arzu, yemek, içmek duygularını halk ettim. Âdem evlatlarında olan güçleri sizlerde de yarattım. Bana hiçbir şeyi şerik koşmayın, kimseyi öldürmeyin, zina etmeyin, içki içmeyin.”

 Sonra da Yüce Allah bunlara insan elbisesi giydirip ve insan suretinde yaratarak yeryüzüne gönderdi. Harut ve Marut, Babil denilen bir vilayet bölgesine indirildiler. Yeryüzüne indirildikten hemen sonra bir ev ile karşılaştılar. Eve doğru geldiler, eve vardıklarında güzel yüzlü, güzel kokulu ve güzel süsler ile süslenmiş bir kadın gördüler. Onunla konuşmaya başladılar. Dikkatle onu tepeden tırnağa süzdüler. Kendilerinde yaratılan şehvet duygusunun ağır basması dolayısıyla ona âşık oldular. Kadına aşık olmaları konusunda birbirleriyle tartıştılar. Rablerinin kendilerini zina etmekten yasakladığını hatırladılar. Sonra vazgeçip yürümeye başladılar. Biraz yol yürüdükten sonra şehvet duygusuonlara ağır bastı ve onları yollarından geri çevirdi. Tekrar kadının yanına döndüler. Kendirlerinden geçmiş bir vaziyette onuı zinaya davet ettiler.

Kadın onlara: “Benim taptığım bir dinim vardır, dinimden olmayanlarla zina etmem’’diye söyledi. Harut ve Marut: “Senin dinin hangi dindir ve emri nedir?” diye sorular. Kadın: “Benim bir tanrım vardır, kim tanrıma tapar ve onun karşısına geçip ona secde eder ise onun istediği her şeyi kabul ederim.’’dedi. Melekler: “Senin tanrın nedir?” diye sordular. Kadın: “İşte bu puttur” diye cevap verdi.

Melekler birbirlerinin yüzüne bakıp: “Önümüze iki günah çıkmıştır biri zina diğeri ise puta tapıp Allah’a şirk koşmaktır.’’ diye söylediler. Sonra birbirleriyle meşveret ettiler. Daha sonra da şehvet duygusunun kendilerine ağır basması dolayısıyla kadının şartını kabullendiler. Kadına puta karşı secde etmeye hazır olduklarını bildirdiler. Kadın: “Puta secde etmeye ki razı oldunuz, şimdi putun secdenizi kabul etmesi için içki içmeniz gerekiyor. Benim tapındığım dinimde secdenin kabul olması için önce içki içip sarhoş olmak sonra da secde etmek gerekir.’’diye söyledi. Melekler birbirleriyle konuşup kendi kendileriyle: ‘’ Şimdi Allah’ın yasakladığı şeylerden üçü karşımıza çıkmış oldu; içki içmek, puta secde etmek ve zina yapmak. Bu nasıl beladır ki karşımıza çıktı.’’ diye düşündüler. Sonra şehvet duygusunun ağır basmasıyla yine kadının teklifini kabul ettiler.

Sarhoş olacak kadar içki içtiler ve putun önüne geçip secde ettiler. Sonra da kadınla zina etmeye hazırlandılar. Kadın ile zina edecekleri esnada bir dilenci kapıyı çaldı. Melekler dilenciyi görünce çok korktular. Dilenci meleklere: “Sizi böyle bu kadar telaşlı gördüğümde siz beni kaygılandırdınız. Böyle güzel ve eşsiz bir kadını tenha bir yere getirdiğinize göre kötülük peşinde olduğunuz malumdur. Siz ne kadar kötü insanlarsınız.’’ diye söyledi ve oradan ayrılıp gitti. Kadın, meleklere şöyle dedi: “Tanrıma yemin ederim ki siz gidip o dilenciyi yakalayıp öldürmedikçe, ben sizin arzunuzu yerine getirmeyeceğim. Zira o dilenci sizin de benim de yerimizi bilmiş oldu vesizi de beni de  halk içerisinde rezil edecektir. Şimdi gidin onu yakalayıp öldürdün. Sonra da  rahat bir gönül ile gelin arzuna kavuşun.” Melekler kadının  bu sözünü duyunca derhal harekete geçip dilencinin ardınca gittiler. Onu yakalayıp öldürdüler ve sonra kadının yanına döndüler.

Fakat kadını yerinde bulamadılar. Bir anda üzerilerindeki elbiseleri soyulup yere döküldü. Vücutları çırılçıplak kaldı. Durumun ne olduğunu anlayıp, parmaklarını ısırmaya başladılar. Yüce Allah onlara şöyle vahyetti: “Ey meleklerim! Sizi daha bir saat önce insanlarla bir arada olmanız için yeryüzüne indirdim. Bir saat içerisinde dört günah işlediniz. Yasakladığım günahları işlediğinizde de benden çekinmediniz. Siz yeryüzü mahlûkatını herkesten daha fazla ayıplıyor ve daha çok onlara azap göndermemi istiyordunuz. Sizlerin günah işlememiş olmanız, sizleri günahtan korunacağınız bir şekilde yaratmamdan ileri gelmektedir. Sizden  kendi ismetimi (korumamı) kaldırdığımda ve sizleri kendi halinize bıraktığımda, insanlar gibi hareket etmeye başladınız. Şimdi ya dünya azabını isteyiniz ya da ahiret azabını.”

Melekler kendi kendilerine: “Dünya azabının belirli bir vakti vardır ve geçicidir. Ahiret azabının ise belirli bir vakti yoktur ve kalıcıdır. Biz ahiret azabını istemeyelim, zira dünya azabına göre, ahiret azabı hem çok zor ve de çok kötüdür.’’diye meşveret edip, dünya azabını istediler. Yüce Rab de onları cezalandırmak için Babil şehrinde bıraktı. Cezalarını da orada verdi. Onlar da Babil halkına sihir öğretmeye başladılar. Yüce Allah da onların halka sihir öğretmeleri sebebiyle onları yeryüzünden kaldırıp, yer ile gök arasında bir boşluk yerde baş aşağı bir şekilde asarak cezalandırdı. Kıyamet gününe kadar da orada baş aşağı bir şekilde hapsedilmiş olarak cezalı kalacaklardır.”

Ayyaşi diğer bir rivayette de şöyle naklediyor: “Hz. Ali (as) Kufe mescidinde Müslümanlara vaaz ediyordu. Abdullah b. el-Kuvva namındaki biri Hz. Ali’den (as) Zühre yıldızı hakkında kendisine bilgi vermesini istedi. Hz. Ali de (as) şöyle buyurdu: “Bir gün Yüce Allah meleklere âdem evlatlarının yeryüzündeki durumlarını gösterdi. Âdem evlatları günah işlemek ile meşgullerdi. Melekler arasında Harut ile Marut şöyle söylediler: “Ya Rabbi! Şu mahlûkatın babasını (Âdem’i) sen kendi kudret elinle yarattın ve tüm meleklerin de ona secde etmelerini emrettin. Şimdi ise onun evlatları sana karşı günah işlemekten çekinmiyorlar.” 

Yüce Allah da meleklere şöyle vahyetti: “Şayet onlarda yarattığım şeyi sizlerde de yaratsaydım, sizler de onlar gibi günah işlemekten çekinmezdiniz. Melekler: “Hayır Ya Rabbi! Senin izzetine yemin ederiz ki, biz sana karşı günah işlemezdik” diye arz ettiler. Sonra yüce Allah o iki meleğe de insanlara verdiği şehvet duyusunu verdi ve onlara kendisine şirk koşmayı, adam öldürmeyi, zina etmeyi ve içki içmeyi yasak ettikten sonra yeryüzüne gönderdi. O iki melekten her biri bir bölgede Kadı’lık yapıyorlardı. Bu Zühre yıldızı olan kadın, o Kadı’lık yapan meleklerden birisinin yanına bir dava için geldi. Çok güzel ve cazibeli bir kadındı. Kadı olan melek onu görünce kendisinden geçti. Ona: “Hak seninledir, fakat arzumu yerine getirmez isen senin lehine karar vereceğim’’diye söyledi. Kadın da ona söz verdi. Bir gün ve saat kararlaştırıp oradan ayrıldı. Sonra da  Kadı olan öteki meleğin yanına gitti ve bir davası olduğunu söyledi. O Kadı da, kadını görür görmez âşık oldu ve aynı teklifi o da yaptı. Kadın onun da teklifini kabul etti ve diğer arkadaşına verdiği günü ve saati buna da verdi. Kadının onlara vermiş olduğu gün ve saat geldiğinde, Kadı olan meleklerin her ikisi de aynı vakitte orada hazır bulundular. Birbirlerini gördüklerinde her ikisi de utanıp kafalarını yere eğdiler. Sonra utanma perdesini yırtıp biri diğerine: “Arkadaş, seni buraya getiren şey neyse beni de aynı şey buraya getirmiştir.’’ diye söyledi. Sonra her ikisi de kadını birlikte zinaya davet ettiler. Kadın itiraz etti. “Benim putuma secde edip içki içmedikten sonra ben sizin isteğinizi yerine getirmem’’dedi. Kadılar önce reddettiler. Kadın ısrarda bulundu. Sonra Kadılar, kadının isteğine boyun eğdiler. İlk önce içki içtiler sonra da putun önüne geçip secde ettiler.Onunla zina edecekleri sırada bir dilenci geldi. Onları bir arada gördü. Kadın meleklere: “Şu dilenci buradan ayrılır ise bizi bir arada gördüğünü söyler ve sizleri de beni derezil eder, onu derhal öldürmeniz lazım” diye söyledi.

Kadı olan melekler derhal dilenciyi öldürdüler. Sonra kadının yanına zina etmeye döndüler. Kadın yine zina etmeyi reddetti. “Siz gökyüzüne çıktığınızda, neyle çıkıyorsanız  onu bana da öğretiniz, ondan sonra istediğinizi yerine getireyim” dedi. Zira Kadı olan melekler gündüzleri halk arasında hükmediyor, geceleri de gökyüzüne gidiyorlardı. Önce Kadı melekler öğretmeyi reddettiler.  Kadın da zina etmeyi reddetti. Sonra Kadılar öğretmeye razı oldular ve  kadına öğrettiler. Kadın onların kendisine  öğrettiği sözlerin doğru olup olmadığını anlamak için onların öğrettiği sözleri tekrar etti. Tekrar eder etmez gökyüzüne çıktı. Kadı melekler de hasret ile geriden ona bakıyorlardı. Böyle bir durumda gökyüzündeki melekler, yeryüzündeki meleklerin durumunu seyrediyor ve ibret alıyorlardı. Kadın gökyüzüne vardığında yüce Allah onu, bu yıldızın suretine saldı ve o kadın yıldız oluverdi.

YAZAR:

Yukarıda yazdığımız şu iki hadisi nakledenler olduğu gibi, reddedenler de bir hayli fazladır. Reddeden âlimlerin görüşlerine göre; bu hadise meleklerin masum olmalarına ters düşer. Zira ayet ve hadislerle meleklerin masum oldukları ispatlanmıştır. Ancak Yüce Allah iki melek olan Harut ve Marut’u yeryüzüne insanlara sihir öğretmeleri ve sihir ile mucizenin farklı şeyler olduğunu onara anlatmaları için göndermiştir. Zira o vakit halk arasında sihir çok yaygındı. Sihir ile halkın gözünü boyayanlar, halkı kendileri hakkında şekke salıyorlardı. Yüce Allah da bu iki meleği yeryüzüne gönderdi. Onların görevi, halkı imtihan etmek için onlara sihir öğretmekti. Halk sihri öğrendiklerinde, sihrin hakikatten uzak aldatıcı bir şey olduğunu anlayacak mucize ile sihrin değişik şeyler olduğunu fark ederek sihirbazların birer yalancı olduklarını bileceklerdi.  Bu takdirde de sihirciler, sihir yapma ile kendilerini büyük bir şey zannetmeyeceklerdi. Ayrıca kendi sihirlerinin hem aldatıcı hem de mucizeden ayrı bir şey olduğuna inanıp, hakka tapmaktan vazgeçmeyeceklerdi.

Melekler sihiri halka öğrettiklerinde onlara şöyle söylüyorlardı: “Ey insanlar! Bizim sizlere öğrettiğimiz sihirler, sizler için Allah’ın bir imtihandır. Bu sihirleri kendi dünyanız için araç olarak kullanmayınız. Sihir ederek de kâfir olmayınız.” İşte söz konusu bu meleklerden asla herhangi bir günah baş göstermedi. Bir müddet yeryüzünde kaldıktan sonra da gökyüzüne geri döndüler.

Bazı rivayetlere göre de Harut ile Marut, melek değillerdi. Babil vilayetinde yaşayan iki Salih insandı. İmanlı olduklarından dolayı halk onlara melek adını vermişlerdi.

Bazı rivayetlere göre de yukarıdaki hikâyenin meleklerin masum oldukları ile ilgili konuya bir zarar vermemektedir. Zira melekler, melek olarak kaldıkları müddetçe masumdurlar. Fakat Yüce Allah onları değiştirip insan suretine soktuğunda masum olmaktan çıkıp aynen insan gibi oluverirler.

İmam Hasan Askeri (as) tefsirinde şöyle naklediyor: Hz. Cafer Sadık (as) buyurmuştur ki: ‘’ Hz. Nuh’dan (as) sonra sihirbaz ve hileciler çoğalınca, Yüce Allah o zamanın peygamberinin yanına iki melek gönderdi. Melekler sihirbazların sihirlerini açıklayacak ve onarlın sihirlerinin ne ile bozulacağını öğreteceklerdi. Halka öğretmek için sihir yapmalarını ise onlara yasak kılmıştı.”  Nitekim tabipler diyor ki; “filan şey zehirli ve öldürücüdür. Onun zararını defetmekte için de filan ilaç iledir.” İşte o iki melekler de tabipler gibi her sihirin ne ile olduğunu ve bozulması için de zıddının neden ibaret bulunduğunu onlara açıklıyorlardı. Peygamber kendi yanına gönderilen o iki meleğe, insanların arasına insan kılığında girip, onlara sihirin nasıl yapıldığını ve ne ile de bozulduğunu öğretmelerini söyledi.

Onlar da insanlar arasına karışıp, onlara sihirin nasıl yapıldığını ve ne ile bozulduğunu öğretiyorlardı. Öğrettikleri herkese de, onun bir sihir olduğunu söylüyorlardı.

Nitekim Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

‘’ Tuttular da Süleyman’ın saltanatı aleyhine, şeytanların kapıldıkları şeylere uydular. Hâlbuki Süleyman kâfir olmamıştı, şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyü yapmasını ve Babil’deki  Harut, Marut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. O iki melek, hiçbir kimseye biz, ancak ve ancak Allah tarafından bir sınamayız, sakın kâfir olma demeden bir şey öğretmiyordu. Onlardan, karıyla kocanın arasını açan şeyleri öğreniyorlardı. Öğrenenler de Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, fakat hiçbir faydası olmayacak şeyleri öğrenmekteydiler. And olsun ki bu bilgiyi satın alanın ahiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmişlerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o şeyin ne pis şey olduğunu bilselerdi.’’ (Bakara suresi/102)

Tefsir rivayetçilerinden biri Hz. Hasan Askeri’ye (as) şöyle arz etti: “Ya İmam! Bazılarının iddialarına göre yeryüzünden âdem evlatları fazla günah işleyince, Yüce Allah meleklerini arasından Harut ile Marut’u seçti. Onları yeryüzüne gönderdi. Onlar yeryüzüne indikten sonra Zühre namındaki bir kadına âşık oldular. Onunla zina etmek istediler, içki içtiler, adam öldürdüler. Yüce Allah da onları Babil vilayetinde cezalandırdı. Sihirbazlar da onlardan sihir öğreniyordu. Yüce Allah Zühre namındaki o kadını şimdiki Zühre yıldızına çevirdi. Siz bu sözlere ne diyorsunuz?”

Hz. Hasan Askeri (as) şöyle cevap verdi: “Bu gibi sözleri söylemekten Allah’a sığınırım. Zira melekler masumdurlar ve Allah’ın lütfu ile küfür ve kötülüklerden mahfuzdurlar. Nitekim Yüce Allah melekeler hakkında şöyle buyuruyor: ‘’Allah’ın emirlerine karşı gelmiyor, verilen emirlere boyun eğiyorlar.’’diğer bir yerde de şöyle buyuruyor: ‘’Allah’ın indinde olanlar (yani melekler), Allah’a ibadet etmekle kibirlenmiyorlar. Gece ve gündüz Allah’a zikrediyorlar. Ve hiç yorulmuyorlar.’’

İmam şöyle devam etti: ‘’ Şayet söyledikleri gibi olsaydı, Allah o melekleri yeryüzünde kendine halife olarak tayin ederdi. Dünyada melekler,  peygamberler ve imamlar menzilesinde olurlardı. Acaba peygamber ve imamların haksız yere adam öldürmeleri, zina etmeleri mümkün müdür? Duymuyor musunuz ki, Yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘’ Senden önce bir kısım insanlardan, mahlûkat üzerine gönderdik. Şehir halkına gönderdiğimiz vahiyleri bildiriyorlardı.’’ İşte bu ayet melekleri yeryüzüne delil ve önder olarak göndermediğinin bir delilidir. Ancak melekleri, peygamberlerin üzerine göndermiştir.

Rivayetçiler o hazrete: Öyleyse şeytan da melek değildir.’’diye söylediler. Hazret şöyle cevap verdi: ‘’ Evet, o melek değildi, cinlerdendi.’’ Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

‘’O cinlerdendi.’’

———————-

Hasan Kanaatlı’nın “Peygamberlerin Hayatı” kitabından alıntıdır.

Cilt:2

Sayfa:365


Yorum Bırak

  1. Rey dedi ki:

    Keşke daha çok yazaydın bu çok az 😀

  2. zeki elverdi dedi ki:

    harut ve marut allahin verdigi imtihani kaybetti bu vaka biz insanlara düsünmesi ve ibret alinmasi gereken bir hadisedir esma ül hüsnayi anlamaktir

    harut ve marut Hacerül Esved Taşı ile alakasi vardir

    zira o iki melek Hacerül Esved Taşı ile erimisdir ve kiyamete kadar hac a gelenlere sahitlik edecek

  3. mustafa dedi ki:

    Cenabı Allah Buyuruyor: VE SANA OLUM GELINCEYE KADAR RABBINE IBADET ET (hicr suresi ayet 99) dünyada yapacak ve zevk almayan kalbi matlaşmış bizler için bir yol gösterici ayettir bu.

  4. Mert dedi ki:

    Arkadaşlar rivayetlere ve hadislere kanmayın.Kuranla örtüşüyor mu o? ona bakın Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Bir gün benim hadîslerim tartışma konusu olacaktır. O günlerde Kur’ân-ı Kerim’e bakınız.

  5. Yunus emre yildiz dedi ki:

    Arkadaşlar böyle bir hadise kitaplar da rivayetlerde geçer bu konuyu imam gazalinin kalplerin keşfi kitabında okudum yanlız konuda harut ile marut kadının dediklerini içki içtikleri zaman yapıyor du ve konu burda çok karmaşık anlatılmış

  6. ramiz dedi ki:

    Kuranda ve hadis te Allah u teala böyle şeyler buyurmuyor bide ALLAH BUYURDUKİ DİYE BAŞLAMISSIN TAMAMİYLE HİKAYE YAZMISSIN ARKADAŞ

  7. yılmaz dedi ki:

    arkadaş ne güzel öle hikaye yazmış.Bunu okuyup inananlar dinden çıkar ha söliyim

  8. erd2 dedi ki:

    Evet birileri bir hikaye yazmış,adına zühre demişler yıldız yapmışlar,gökyüzüne bakıyoruz yıldız orada yıldızı gördüğümüzde hikaye aklımıza geliyor.Bunlar algı oyunları allah birşey yaratacağı zaman herhangibaşka birşeye ihtiyacı yoktur.yıldızların yaratilma ilmi allahın ilmidir insanlar başka bir ilimle yaratılmıştır.ama kızılderili efsaneleri gibi küllerin havaya savrulması ile kutup yıldızının gülümsemesi gibi ilim ve mantık düzeyine aykırı.Oysaki allahın yaratmasından bir düzensizlik göremezssin

  9. murat yavuz dedi ki:

    arkadaşım bilerek veya bilmeyerek, zannedersem yahudi kaynaklarından almışsın hikaye kısmını yanlız imamların kisvesine farkında olmadan islam dışı zerdüştlükle yahudilik arası bir hikaye sokmuşsun. ben sana yuşa peygamberin melekle güreştiğini onun azrail olduğunu imam rıza anlatıyor diye bi güzel kisvelerim anlamazsın bile. yapmayın. Kur’an-ı Kerim’i bu kadar geri pilanda bırakmayın. ben ali şiasıyım ama ayetlerde Allah’ın kanunlarında hiçbir sapma bulamazsınız der. İnsanı gezegene çeviren bir hikaye size ne kadar akılcı geliyor.

  10. orhan dedi ki:

    allah emeği gecenlerden razı olsun tam acıklanmış cok tşler

  11. murat şahin dedi ki:

    Allah razı olsun sizden baya güzel bir yazı geniş ve açıklayıcı.
    Tüm rivayetlere yer verilmiş. sahih veya değil önemli olan yer verilmesi. Emeğiniz için sağolun.