ALLAH’TAN KORKMAK Nefsin işlediği günahlar, ilahi emirlere karşı gelmeler karşısında Allah’ın azabından korkmasından dolayı acı duymasıdır. Evliyanın, Allah dostlarının özelliklerinden biri, muttakilerin ayırıcı karakteridir. İnsanı doğruluğa ve yapıcılığa iten bir etkendir. Kötülüklere ve günahlara karşı güçlü bir kalkandır. Bu yüzden şeriat, bu özelliğe bir öncelik vermiş, söylemi içinde ona seçkin bir yer ayırmıştır. Bu özelliğe sahip...
Cahiliye çağı, çeşitli alanlarda, teoride ve pratikte her türlü kötülüğün ve rezaletin sergilendiği bir sahne konumundaydı. Cahiliye çağının en iğrenç yanı, sözünü ettiğimiz bu ahlaki çöküntü, bu yıkıcı anarşizmdi. Bu yüzden cahiliye toplumunda insanların en belirgin özellikleri saldırganlıktı. Geçerli olan yasa, orman kanunlarıydı. Toplumsal yabancılaşma, birbirini boğazlama, yağma ve talan cahiliye insanının temel uğraşısıydı. Kin ve intikam...
Hırs Mala karşı aşırı sevgi besleme, mal arttırma isteği. Bu hususta hiçbir sınır tanımama. Yerilmiş nitelikler ve kötü hasletlerin başında yer alır. Çeşitli kötülüklere ve türlü günahlara neden olur. İhtiras sahibi kimsenin ne kadar kötü ve yerilmiş olduğunu anlamak için, hırsı arttıkça üzüntüsünün ve huzursuzluğunun da arttığını bilmek yeterlidir. Şimdi de ihtirası, aşırı mal düşkünlüğünü yeren bazı sözleri okuyucunun istifadesine sunuyoruz:...
İnsanların sözlerini, davranışlarını, onların kusurlarını sergileyecek biçimde taklit edip anlatmak. Sözlü ve fiilî anlatımla gülmek, eğlenmek. Düşmanlığa, kin ve nefrete, Müslümanlar arası sevgi bağlarının kopmasına yol açtığı için İslam şeriatı bu çirkin davranışı yasaklamıştır. Bir insan, neye dayanarak başkaları ile alay eder? Onların kusurları vardır. Belli olmaz belki de birgün, alaycının kendisi alay konusu olur. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim...
Bismillah… Yıllar önce yazmak zorunda olduğum bir ödev için, bir papazla röportaj yapmam gerekiyordu. Evimin yakınlarında bulunan bir kiliseye gittim. Orada bulunan rahibelerden birine sorumlu papaz ile görüşmek istediğimi söyledim. Orta yaşlarındaki rahibe beklememi söyleyerek yanımdan ayrıldı ve bir müddet sonra otuzbeş- kırk yaşlarında kısa boylu biriyle birlikte geri geldi. Sivil ve de oldukça mütevazi giyimli olduğu için başlangıçta tanımamıştım....
Meselenin bu noktasında konuya tam bir netlik kazandırabilmek ve buraya kadar söylediklerimizi yine sağlam bir senetle pekiştirebilmek için Nehc-ül Belağa’dan bir bölüm aktarmanın faydalı olacağı inancındayız. Özellikle gençler, bu gibi konuları Nehc-ül Belağa’dan duymayı tercih etmekte, onu tatmin edici bulmaktadırlar bugün. Biz defalarca bunu söyledik, yine de söylüyoruz; Nehc-ül Belağa da Hz. Ali’nin kendisidir -tamamiyle onun görüşlerini yansıtmaktadır-...
Tezkiye-i nefs İslam nazarında Hakkı tanıma ve Allah’a yaklaşmaya bir vesile midir, yoksa Hakkı tanımanın yegane yolu filozof görüşü savunan felsefecilerin iddia ettiği gibi sadece bilgi, istidlal ve ilimle kavrayış mıdır”? sorusuna verilecek cevap açıktır. Elbette ki Hakkı tanıma ve gerçeğe ulaşmanın yegane yolu istidlal ve karmaşık mantık mukayeseleri değildir. Keza, nefsini tezkiye ve kendini kontrol ediş, Allah’a yaklaşma vesilesidir. Buraya...
Yeme, içme ve cinsel arzularda aşırılık. İffetin karşıtı olan karakter. Açgözlülük, ruhî zayıflığı ve seciye bozukluğunu gösteren tiksindirci, kötü huylardan biridir. İçgüdülerin kölesi haline gelmenin ifadesidir. İslam şeriatı, açgözlülüğü her münasebetle yermiş ve en sert üsluplarla müslümanları bu çirkin huydan sakındırmıştır. Bakınız İmam Sadık (as) bu konuda ne buyurur: “Bütün hastalıkların sebebi, mideyi tıka basa doldurmaktır. Fakat...
Asıl giydirilmek istendiğimiz elbise, büründürülmek istendiğimiz tip ve manevi bir gururla taşımamız istenilen görünüm Takva aksesuarıdır. O öylesine bir unvandır ki, hiç kimse onu senden ne oylamayla, ne darbeyle ne de silah gücüyle alamaz. İsterse zindanlara mahkum etsinler, isterse sürgünlere göndersinler ya da arsız medya komedyenlerinin o günlük mizahi sütunlarına konu etsinler fark etmez ! Takva ve takvalının taşıdığı misyonun ulviliğinden zerre kadar...
“İnsan daima sahip olamadığı şeylere taliptir” derler; kendisinde olmayan, maliki olmadığı şeylere malik olmak ister hep… Sahip olmadığı sürece ister onu; ancak sahip olduktan sonra çok geçmeden soğuyuverir o şeyden… Neden böyledir bu? Bir yaratığın bir şeyi onca istemesine rağmen onu elde ettikten sonra ondan soğuması ve artık istememesi mantıksız değil midir? Yurt dışındaki yabancı müzelerden birini ziyarete giden birisi bu müzede...









