Öyle yalnızım ki; Gönül yalnızlığı benim ki… Bir ve tek olanda gizli, Derdimin çaresi! Diyorlar ki bana; “Eve kapanma asla. Çık biraz dolaş, İnsana, dosta yanaş.” Bilmiyorlar ki benim İnsanlarla değil derdim Bir yalnızlık var. Anlamaz asla onlar. Yalnızlıkta dert midir? Bunu ancak yaşayan bilir. Neredesin ey umut? Ak artık yüreğime bulut bulut. Ayı olmayan bir gece gibi, Karanlığım baştan aşağı zifiri. Gördüğüm tek renk siyahi gri, Hadi...
Öyle çok özledim ki; Huşu içerisinde seccademe koştuğum günlerimi… Öyle çok özledim ki; “Ya Rab” feryadıyla, Rabbime koştuğum zamanları… Öyle çok özledim ki; Günahlarımdan ötürü Allah’ıma yalvarıp yalvarıp ağlamalarımı… Öyle çok özledim ki; Tüm bencilliklerimi bir kenara itip, Yalnız kul olduğum saatleri… Öyle çok özledim ki; Suya hasret kalmış bir insan gibi, Namaz vaktinin gelişini beklemeyi… Öyle çok özledim ki; Kendimi, Her şeyi, Unutup...
Bismillahirrahmanirrahim Şemin yakıcı sıcaklığı sadece bedeni eritir… Gözlerine hakim olan sessizlik onu uzaklara götürüyordu yavaşça esen titrek rüzgarla. O güzel gözleri dışarıya gam ile bakıyordu. Bakışları artık onu ele verir bir hâle gelmişti. Saklanılır mı gamın ağıtları? O saklamak istiyordu belki de… Pencere önünde oturup yağan karı izliyordu, diğer yandan da düşünceler zihnini meşgul etmekteydi. Kimseyle paylaşamazdı hüznünü....
Her günüm bir işkence benim. Sahip çıkmadım en değerli varlığıma. Ne istiyorlar benden anlamıyorum ki. Terk dertleri başımdaki örtüm! Baş+örtüm eğildi önlerinde. Onlar kazandı. [Şimdilik, fani dünyada] (((“Burası okul giremezsin örtüyle, burası mahkeme giremezsin örtüyle, burası bilmem hangi Allah’ın cezası yer giremezsin örtüyle, burası Türkiye kızım yaşayamazsın örtüyle…”))) Açtım başımı buralara girdiğimde… Ve şimdi!… Siz...
Bugün nasıl da güzel bir gün diyerek kalktı yatağından. Üstünü değiştirip, mutfağa girdi. Her zaman olduğu gibi kahvaltısını hazırlayıp oturdu. Bir yandan bugün neler yapacağını düşünürken bir yandan da kahvaltısını ediyordu. Güzel bir bahar günüydü. Ağaçlar baharın gelişini kutluyordu.Bin bir renge bürünmüştü doğa. Kalkıp mutfağın balkonundan dışarıya göz attı. Derin derin temiz havayı içine çekti. Neler yapacağını tasarlamıştı artık....
Ali Asğar’ın kan damlayan boğazında, Rugeyye’nin Abbas’ı bekleyen gözlerinde, Kasım’ın o güzel cemalinde, Ali Ekber’in o cevan yaşında, Zeyneb’in dağlanmış yüreğinde, Ebelfez’in kesik kollarında, Rubab’ın parelenmiş yüreğinde, Hüseyin’imin kesik başında, Görülen yalnızlıktır Kerbela! Kufe ehlinin vefasızlığında, Ömer bin Sad’ın ordusuna verdiği emirlerde, Şimr’in elinin acımasızlığında, Yezid’in...
Kupkuru bir çöl… Issız, tenha… Güneş yakıp kavurmakta İnceden inceye. Karanlık! Adeta şehadet kokuyor. Bir çığlık Acı ve çaresiz… Ah-u figan ediyor birileri Çocuklar ağlıyor. Kadınlar inim inim inliyor. Çadırların ötesinde bir meydan var. Ceset dolu, kan dolu. Kanın keskin kokusu hissediliyor. Bir beden var, defalarca oklanmış. Fakat o da ne? Başsız bir beden bu… Üstüne taşlar atılmış Her tarafından kanlar akıyor. Birisi koşuyor meydana...
Kerbela’da güneş tutulanda, Zeyneb’in bağrı yananda, Rubab Esğer’ini soranda, Bu dünyayı neyniyim men? Ebelfez’in golu kesilende, Rugeyye su bekleyende, Ağamın beli pükülende, Bu dünyayı neyniyim men? Ağam kömehsiz galanda, Ebelfez şermende olanda, Uşahlar susuz yananda Bu dünyayı neyniyim men? Ağamın başı kesilende, Zülcenah gan ağlayanda, Ğeymeler ateşe verilende, Bu dünyayı neyniyim men? Melekler figan eliyende, Yetmiş iki gül solanda, Balalar...
İçinden geçenleri anlatmaya çalıştıysa da kelimeler boğazına düğümlenmiş ve anlatamamıştı. En yakın arkadaşı ısrarla soruyordu. Ne olduğunu. Genç kız yutkundu. Gözlerinden iri taneli damlalar düşüyordu. “Beni aldatıyormuş” diye haykırdı. Ses koridorda yankılandı. Hıçkırıkları kızı boğuyordu. Arkadaşına yaslandı. Şimdi o arkadaşın omzu diğerinin gözyaşıyla ıslanıyordu. Dost dediğimiz de bu değil miydi zaten???… Hasret sevgilisini...
“Hala babam nerede? Nerede babam hala?” Ağlayarak haykırdı küçük kız. Sesi harabede dalga dalga yayıldı. Hala da ağlıyordu. Yüzünde meçhul bir ifade. Hüzünle karışık, ama ne? Küçük kız tekrar soruyor: “Hala babam nerede, halaa?” Küçük bir kızın dudaklarından dökülen Yürekleri burkan bir soru. Halanın da hali perişan. Ağlamaktan yorgun düşmüş Bilemiyor ne diyeceğini Utanıyor! Ama küçük kız babasını soruyor sürekli. Hala ne...
Çöl, zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Güneş, yakıcı etkisini çekmişti çöün üzerinden. Etraf sakindi. Çöl yavaş yavaş kendini kanlı bir savaşa hazırlıyordu.Alemin bugüne kadar hiç görmediği ve göremeyeği bir savaş… Çadırlar sessizdi. Erkekler tek bir çadırda oturuyordu. Önemli bir konu bahsolacaktı o çadırda. Etraf yine sakindi, çadırlar sakin… Sakin olmayan bir tek yüreklerdi. Şehadete erişmeyi bekliyordu canlar. Yürekler harlanmış...
“Bütün gece uyuyamamıştı. Sükût, yalnızlığına ortak olarak buluşmuştu yaralı yüreğinde. İçinde öyle bir dert barınıyordu ki artık “O”nu saklamaya takati kalmamıştı… Gözyaşına engel olunur mu? Yaşlar sadece gözlerden mi akar? Yürekte hiç mi gözyaşı yoktur? Hangisi daha içli ve acı vericidir? Derdini içinde tutmak mı yoksa onu aşikar ederek sırları yok etmek mi?… Yine gizlice akıyordu yüreğinin gözyaşları derin nehir sularına. Kimse...












