Duydum ki insanlar seni görebilirmiş. Kendim için hiç umutlanmadım; çünkü ben senin o ay yüzünü göremeyecek kadar günahkarım. Yine de içimde baş gösteren bir hüzün dalgasıyla “seni” geçirdim yüreğimin taa içinden. O ay yüzünü hayal etmekten aciz olan yüreğim çırpındı bir kuş misali. Aslında bize çok yakın olduğunu düşündüm. Yakınlığınla birlikte fersahlarca uzak. Cemkeran’ı düşündüm… Oraya gidipte kılacağım iki rekat namazda seni düşleyip...
Bismillah… “Aşk ayetini tefsir edebilmek için önce âşık olmak lâzım.” Zulmete doğan hafif bir ışık hiç birşeyin kalıcı olmadığını anlatıyordu. Gece’nin gelmesiyle birlikte hicran meşalesini yaktım. Vuslatı tatmadan hicranla tanışmak nasıldır? Benim tek bildiğim aşkı tanıyabilmek için hicranın şart oluşudur. Minarelerden yükselen aşk ezanını sadece âşık olanlar duyup anlayabilirler. Zira aşığın gönlü her türlü acı ve çileye razılık...
Yüreğimin yine bedenimden kopup yolculuğa çıktığını hissediyorum. Gözlerim yaşlı. Gönderebildiğim tek hediye bu. İnşaallah kabul edersin bu naçiz hediyemi. Benim gibi günahkar sana gözyaşından özge ne hediye edebilir ki? Sana geliyor yüreğim Ağacan. Her zaman ki hasret yüklü. Bu sefer daha bir arzulu. Çırpınıp duruyordu yerinde daha fazla tutamadım. Gözyaşlarımı da kattım Kerbela rüzgarına ve yola verdim. O gül cemalinin düştüğü toprağa savursun gözlerimin...
Çok çetin bir akşam geçirmiştim. Öyle bunalmıştım ki artık ruhum bedenime sığmıyordu. Her zaman ki gibi ailevi meseleler sarsmıştı ailemizi. Bir türlü bölünemeyen topraklar, kardeşleri iyice bölmüştü. Bunu başaran amcalarım babama posta koyup resti çekmişti. Fatura babama kesilmiş ve bu da yetmezmiş gibi araya düşmanlık girmişti. Şimdi babam bir başınaydı. Karşımızda haksızlıkla mücadele vardı. Biz her zaman ki gibi susan taraf olmuştuk. Kabullendik....
Evet Kur’an-ı Kerim’i okumak. Allah’ın kelamını, Peygamber Efendimizin (saa) en büyük mücizesi olan Kur’an’ı okumak. Allah dostlarının okumaya doyamadığı o ilahi mesajı okumak! İnsanın tüm sıkıntısını, kederini gideren, ruhunu yücelten o yüce kitabı okumak… Hiçbir kitap yoktur ki insan okuduktan sonra tekrar okumaya başlasın da sıkılmasın. En harika kitap bile ikinci veya üçüncü kez okunduğunda insanı sıkar. Ama Allah kelamı olan o kitap öyle...
Öyle yalnızım ki; Gönül yalnızlığı benim ki… Bir ve tek olanda gizli, Derdimin çaresi! Diyorlar ki bana; “Eve kapanma asla. Çık biraz dolaş, İnsana, dosta yanaş.” Bilmiyorlar ki benim İnsanlarla değil derdim Bir yalnızlık var. Anlamaz asla onlar. Yalnızlıkta dert midir? Bunu ancak yaşayan bilir. Neredesin ey umut? Ak artık yüreğime bulut bulut. Ayı olmayan bir gece gibi, Karanlığım baştan aşağı zifiri. Gördüğüm tek renk siyahi gri, Hadi aydınlatın;...
Öyle çok özledim ki; Huşu içerisinde seccademe koştuğum günlerimi… Öyle çok özledim ki; “Ya Rab” feryadıyla, Rabbime koştuğum zamanları… Öyle çok özledim ki; Günahlarımdan ötürü Allah’ıma yalvarıp yalvarıp ağlamalarımı… Öyle çok özledim ki; Tüm bencilliklerimi bir kenara itip, Yalnız kul olduğum saatleri… Öyle çok özledim ki; Suya hasret kalmış bir insan gibi, Namaz vaktinin gelişini beklemeyi… Öyle çok özledim ki; Kendimi, Her şeyi, Unutup...
Bismillahirrahmanirrahim Şemin yakıcı sıcaklığı sadece bedeni eritir… Gözlerine hakim olan sessizlik onu uzaklara götürüyordu yavaşça esen titrek rüzgarla. O güzel gözleri dışarıya gam ile bakıyordu. Bakışları artık onu ele verir bir hâle gelmişti. Saklanılır mı gamın ağıtları? O saklamak istiyordu belki de… Pencere önünde oturup yağan karı izliyordu, diğer yandan da düşünceler zihnini meşgul etmekteydi. Kimseyle paylaşamazdı hüznünü....
Her günüm bir işkence benim. Sahip çıkmadım en değerli varlığıma. Ne istiyorlar benden anlamıyorum ki. Terk dertleri başımdaki örtüm! Baş+örtüm eğildi önlerinde. Onlar kazandı. [Şimdilik, fani dünyada] (((“Burası okul giremezsin örtüyle, burası mahkeme giremezsin örtüyle, burası bilmem hangi Allah’ın cezası yer giremezsin örtüyle, burası Türkiye kızım yaşayamazsın örtüyle…”))) Açtım başımı buralara girdiğimde… Ve şimdi!… Siz...
Bugün nasıl da güzel bir gün diyerek kalktı yatağından. Üstünü değiştirip, mutfağa girdi. Her zaman olduğu gibi kahvaltısını hazırlayıp oturdu. Bir yandan bugün neler yapacağını düşünürken bir yandan da kahvaltısını ediyordu. Güzel bir bahar günüydü. Ağaçlar baharın gelişini kutluyordu.Bin bir renge bürünmüştü doğa. Kalkıp mutfağın balkonundan dışarıya göz attı. Derin derin temiz havayı içine çekti. Neler yapacağını tasarlamıştı artık....









