Ali Asğar’ın kan damlayan boğazında, Rugeyye’nin Abbas’ı bekleyen gözlerinde, Kasım’ın o güzel cemalinde, Ali Ekber’in o cevan yaşında, Zeyneb’in dağlanmış yüreğinde, Ebelfez’in kesik kollarında, Rubab’ın parelenmiş yüreğinde, Hüseyin’imin kesik başında, Görülen yalnızlıktır Kerbela! Kufe ehlinin vefasızlığında, Ömer bin Sad’ın ordusuna verdiği emirlerde, Şimr’in elinin acımasızlığında, Yezid’in...
Kupkuru bir çöl… Issız, tenha… Güneş yakıp kavurmakta İnceden inceye. Karanlık! Adeta şehadet kokuyor. Bir çığlık Acı ve çaresiz… Ah-u figan ediyor birileri Çocuklar ağlıyor. Kadınlar inim inim inliyor. Çadırların ötesinde bir meydan var. Ceset dolu, kan dolu. Kanın keskin kokusu hissediliyor. Bir beden var, defalarca oklanmış. Fakat o da ne? Başsız bir beden bu… Üstüne taşlar atılmış Her tarafından kanlar akıyor. Birisi koşuyor meydana...
Kerbela’da güneş tutulanda, Zeyneb’in bağrı yananda, Rubab Esğer’ini soranda, Bu dünyayı neyniyim men? Ebelfez’in golu kesilende, Rugeyye su bekleyende, Ağamın beli pükülende, Bu dünyayı neyniyim men? Ağam kömehsiz galanda, Ebelfez şermende olanda, Uşahlar susuz yananda Bu dünyayı neyniyim men? Ağamın başı kesilende, Zülcenah gan ağlayanda, Ğeymeler ateşe verilende, Bu dünyayı neyniyim men? Melekler figan eliyende, Yetmiş iki gül solanda, Balalar...
İçinden geçenleri anlatmaya çalıştıysa da kelimeler boğazına düğümlenmiş ve anlatamamıştı. En yakın arkadaşı ısrarla soruyordu. Ne olduğunu. Genç kız yutkundu. Gözlerinden iri taneli damlalar düşüyordu. “Beni aldatıyormuş” diye haykırdı. Ses koridorda yankılandı. Hıçkırıkları kızı boğuyordu. Arkadaşına yaslandı. Şimdi o arkadaşın omzu diğerinin gözyaşıyla ıslanıyordu. Dost dediğimiz de bu değil miydi zaten???… Hasret sevgilisini...
“Hala babam nerede? Nerede babam hala?” Ağlayarak haykırdı küçük kız. Sesi harabede dalga dalga yayıldı. Hala da ağlıyordu. Yüzünde meçhul bir ifade. Hüzünle karışık, ama ne? Küçük kız tekrar soruyor: “Hala babam nerede, halaa?” Küçük bir kızın dudaklarından dökülen Yürekleri burkan bir soru. Halanın da hali perişan. Ağlamaktan yorgun düşmüş Bilemiyor ne diyeceğini Utanıyor! Ama küçük kız babasını soruyor sürekli. Hala ne...
Çöl, zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Güneş, yakıcı etkisini çekmişti çöün üzerinden. Etraf sakindi. Çöl yavaş yavaş kendini kanlı bir savaşa hazırlıyordu.Alemin bugüne kadar hiç görmediği ve göremeyeği bir savaş… Çadırlar sessizdi. Erkekler tek bir çadırda oturuyordu. Önemli bir konu bahsolacaktı o çadırda. Etraf yine sakindi, çadırlar sakin… Sakin olmayan bir tek yüreklerdi. Şehadete erişmeyi bekliyordu canlar. Yürekler harlanmış...
“Bütün gece uyuyamamıştı. Sükût, yalnızlığına ortak olarak buluşmuştu yaralı yüreğinde. İçinde öyle bir dert barınıyordu ki artık “O”nu saklamaya takati kalmamıştı… Gözyaşına engel olunur mu? Yaşlar sadece gözlerden mi akar? Yürekte hiç mi gözyaşı yoktur? Hangisi daha içli ve acı vericidir? Derdini içinde tutmak mı yoksa onu aşikar ederek sırları yok etmek mi?… Yine gizlice akıyordu yüreğinin gözyaşları derin nehir sularına. Kimse...
Bazen; çekip gitmek isteriz yaşadığımız yerden. Kaçmak isteriz. her şeyi geride bırakıp, ardımıza bakmadan kaçmak. Bazen; çekip gitmek isteriz yaşadığımız yerden.Kafamızı dinlemek isteriz.Bütün negatif enerjileri arkamızda bırakmak isteriz. Kötü hiçbir düşünceye aldırmak istemeyiz. Bazen; çekip gitmek isteriz yaşadığımız yerden. Duyacağımız tek sesin yüreğimizin sesi olmasını isteriz. Bazen; çekip gitmek isteriz yaşadığımız yerden. Kimse olmasın...
Baş sağlığına geldik bugün; Allah’ın Habibi Muhammed’e. Baş sağlığına geldik bugün; Allah’ın arslanı Emirel-Müminin Ali’ye. Baş sağlığına geldik bugün Kevser Fatımatüz Zehra’ya. Baş sağlığına geldik bugün Yalnız İmam Hasan-el Müçteba’ya. Baş sağlığına geldik bugün; Abidlerin ziyneti İmam Seccad’a. Baş sağlığına geldik bugün; Acıların anası Zeyneb-i Kubra’ya. Baş sağlığına geldik bugün; Bütün...
Veda Haccı’nda kainat güneşi, Tanıttı halka İslam’ın halifesini. Ali benden sonra halifedir dedi. Yazık ki bu söze ümmet amel etmedi. Önce herkes kutladı Ali’yi. Hilafete senden daha layığı yoktur dedi. Ali’nin arkasından çevirdiler işi. Ali Peygamber’i defnederken, Alındı elinden hilafeti. Sormalı değil miydi ümmet kendisine, Peygamber tayin etmemiş miydi Ali’yi hilafete? Bu tutumun sahipleri; Ali’yi hilafetten men edenlerin ki!!! Söyleyin!...









