Bundan yaklaşık 20 yıl önce bir Cuma akşamı, terzi Seyit Bakır ve bir grup cemaatle birlikte Cemkeran Mescidi’ne gitmiştik. Saat ilerleyince herkes uyumuş, bir ben bir de yaşlı bir adam uyanık kalmıştı. Yaşlı adam, tavanda mum ışığında dua okuyordu. Ben de gece namazıyla meşguldum. Ansızın havanın aydınlandığını fark ettim. Kendi kendime “Herhalde ay doğmuştur” dedim. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Ay yoktu. Ansızın yaklaşık beş...
Kum İslamî İlimler Havzası’nın önde gelen alimlerinden Şeyh Abdunebi Ensarî Dârabî’nin başından birkaç ilginç olay geçmiş. Onlardan birini numune olarak kendi kaleminden aktarıyoruz: “Bir yıl boyunca hiç kesilmeyen şiddetli bir baş ağrısına yakalanmıştım. Şiraz ve Tahran’da üçer kez çeşitli doktorlara müracaat ettim. Oldukça ilaç ve iğne kullandım. Ama bunlar geçici bir süreliğine beni sakinleştiriyor, bir süre sonra ağrılar tekrar devam ediyordu. Bu...
Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu. -”Gel seni camiye götureyim” dedim. “Bugün cuma biliyorsun.” -”Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun.”dedi. -”Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum.” -”Ne bileyim, olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri cıkar diye endişe ediyorum.”dedi. Gayri ihtiyari gülmeye başladım. -”Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi? -”Ciddi söylüyorum....
Kadının biri henüz emekleme döneminde olan yavrusunu da alarak çatıya çıkmıştı. Kendisi bir işle meşgulken çocuk da annesini izliyordu. Bir ara annesini takip ederken ansızın çatıdaki suyoluna yuvarlandı. Anne, çocuğunun düşmekte olduğunu görünce acı bir çığlık atıp yavrusuna doğru koştu. O sırada sokaktan geçenler bu manzarayı görünce aşağıdan olanları izlemeye koyulmuşlardı. Zaman az olduğu için ellerinden bir şey gelmiyordu. Derken çocuk çığlık...
Yine Ayetullah Hairî, Hacı Seyit Ali Nasır’ın adil, yalan söylemeyen, dindar ve takva sahibi arkadaşlarından Talikanî’nin şöyle anlattığını nakleder: Bir gün İsfahan’a, Ayetullah seyit Muhammed Feşarekî’nin oğlu Seyit Ali Ekber’i görmek üzere Hacı Mirza Abdulcevad Kelbasî’nin evine gittim. (Ben, adı geçen bütün bu şahısları tanıyorum.) Seyit Ali Ekber’i sordum. Maddi durumunun iyi olmadığını, parasız olarak sabah namazı için Hekim Mescidi’ne...
Yine Mevlevî, takva ve erdem sahibi Seyit Rıza Musevî Kandaharî’nin şöyle anlattığını rivayet eder: Dayım Sultan Muhammed, terzilikle uğraşırdı. Oldukça fakir ve perişan bir halde yaşıyordu. Bir gün onu mutlu ve güler yüzlü görünce “Hayırdır, bugün seni oldukça neşeli görüyorum?” diye sordum. “Haklısın, mutluluktan nerdeyse uçuyorum!” deyip başından geçen olayı anlatmaya başladı: “Dün akşam, bayramın yaklaştığı şu günlerde çocuklarımın...
Yine Mevlevî şöyle anlatır: Kandahar’da, İmam Hüseyin’i (as) anma amacıyla matem merasimleri düzenlemek için atalarımızdan kalma bir Hüseyniyemiz vardı. Biz de merasimlerimizi bu Hüseyniye’de düzenlerdik. Annemin amcasının kızı ve aynı zamanda merhum Hacı Şeyh Muhammed Tahir Kandaharî’nin halası Alimetâb, oldukça muhterem bir hanımdı. Mektep yüzü görmemesine ve bir yerlerden ders almamasına rağmen çok temiz bir inanca sahipti. Abdest alır, bir salavat...
Havariler günün birinde Hz. İsa’nın etrafını sararak ona şöyle dediler: Dünyadaki zorluklar arasında en zor ve müşkül olan şey nedir? Hz. İsa, Allah’ın gazap ve hışmı her şeyden daha zordur. diye buyurdu. Havariler yine sordular: Kendimizi hangi şey vesilesiyle Allah’ın gazabından koruyalım? Hz. İsa kendinizi Allah’ın gazabından korumak istiyorsanız kendiniz de başkalarına gazap etmemeli ve öfkelenmemelisiniz. Havariler yine sordular: İnsanın gazap...
Yine muhterem Mevlevî şöyle nakleder: Annem Kurân-ı Kerim okumayı oldukça seven biriydi. Günde ortalama yedi cüz tilavet ederdi. Mübarek Ramazan akşamları uyumaz, geceyi Kurân okuyarak, namaz kılarak ve dua ederek geçirirdi. Bir akşam, şamdanda parmak ucu büyüklüğünde mum kalmıştı. O günlerde hükümet sokağa çıkma yasağı uyguladığından dışarı çıkıp mum tedarik etmemiz mümkün değildi. Zira hükümet adamları dışarıda gördükleri herkesi tutuklayıp...
Yine Mevlevî şöyle nakleder: “Kardeşim Muhammed İshak, çocukluğunda vereme yakalanmış, iyileşmesinden ümidimizi kesmiştik. Bunun üzerine babam onu Kerbela’ya, Hz. Ebufazl’ın (as) türbesine götürdü. Türbeye vardığında kardeşimi türbenin demir parmaklıklarına bağlar, Hz. Ebulfazl’a tevessül ederek Allah’tan şifa vermesini ya da onu öldürmesini diler. Daha sonra onu kendi haline bırakarak kendisi revaka geçer. Orada namazla meşgul olur. Bir süre...
Serkuh Darab sakini takva ehli alimlerden Şeyh Muhammed Ensarî şöyle anlatır: “1373 yılında Kerbela’ya müşerref olduğumda oğlum hasta idi. Şifa bulması için onu da yanımda götürdüm. Erbain günü oğlum ile beraber Fırat Nehri’nin kenarına gittik. Ziyaret guslü almak amacıyla nehre girdik. Gusül ile meşgulken akıntı ansızın oğlumu sürükleyip götürdü. Kafası dışında tüm bedeni suyun içindeydi. Yüzmeye takatim kalmamıştı. Kurtarmak için yardım...
Toprak bir gün aynaya dedi ki: “Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!” Ayna toprağa şöyle cevap verdi: “Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin….” Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi: “Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana,...












