Ayetullah Seyit Şahabuddin Maraşî şöyle nakleder: Doğruluğundan ve takvasından şüphe edilmeyen ilim ehli bir seyit, Hz. Seyit Muhammed’in (ra) türbesini ziyaret etmek amacıyla yaya olarak Samerra’dan yola çıkar. Ne var ki yolculuk sırasında yolunu kaybeder. Bir yandan aşırı açlık ve susuzluk, bir yandan da şiddetli çöl rüzgarları derken hayattan iyice ümidini keserek kendini kızgın çöl kumlarına bırakır. Bir süre baygın yatar. Gözlerini açtığında başucunda...
Tahran’ın sayılı alimlerinden Allame Şeyh Hasan Ferid Gulpayganî, üstadı Merhum Ayetullah Hacı Şeyh Abdülkerim Yezdî Hairî’den şöyle nakleder: “Samerra’da dini ilimler tahsil ettiğim zamanlar şehirde veba salgını baş göstermiş, halkın çoğu bu salgına yakalanmıştı. Her gün onlarca insan salgın yüzünden yaşamını yitiriyordu. Bir gün üstadım merhum Seyit Muhammed Feşarekî’nin evinde bir grup alim bir araya gelmişti. Derken merhum Mirza Muhammed...
Yazın sonlarıydı. Sıcak her yeri kasıp kavuruyordu.Kıtlık ve pahalılık Medine halkını çileden çıkarmıştı. Hurmaları toplama mevsimi gelmişti… Halk yeni yeni rahat bir nefes alacakken, Romalıların Müslümanlara karşı savaş hazırlığında olduklarını haber alan Resul-i Ekrem (saa), hemen hazırlık emri verdi. Halkın, bir kıtlığı geride bırakmış, yeni yeni meyvelerden faydalanacakken her şeyi geride bırakıp o öldürücü sıcakta Medine’den Şam’a...
Yazın sıcak havası iyice şiddetlenmişti. Güneş Medine’ye, dağlara ve Medine etrafında bulunan tarlalara şiddetle vuruyordu. Bu havada, (kendini zahit, abid ve dünyaya yüz çevirmiş biri olarak gören) Muhammed b. Münkedir adında biri, tesadüfen Medine’nin dışındaki tarlalara doğru gelmişti. Bir an gözleri, tarlasına göz atmak üzere dışarı çıkanve yorgunluktan işçilerin yardımıyla yürümeye çalışan, iri yapılı bir adama takıldı. Kendi kendine “Böylesine...
Uzun boylu, iri ve atletik yapılı, gözünün kenarındaki nişaneden meydanlarda savaştığı belli olan, esmer bir adam, ağır ve kendinden emin adımlarla Kûfe pazarından geçiyordu. O esnada dükkanında oturan bir adam, arkadaşlarını eğlendirmek için eline geçen bir çöpü dükkanın önünden geçen adama fırlattı. Ama oradan geçen o adam, dönüp bakmadan, yine ağır ve kendinden emin adımlarla yoluna devam etti. Oradan uzaklaşır uzaklaşmaz dükkancının arkadaşlarından...
Resul-i Ekrem (saa), her zaman olduğu gibi mecliste oturmuştu. Ashabı, onun etrafında toplanmış, peygamberi sıkı bir çembere almışlardı. Bu arada fakir bir müslüman mescide girerek boş bir yere oturdu. Tesadüfen yanına oturduğu adam da zengin biriydi. O fakir müslümanın yanına oturduğunu gören zengin adam, hemen elbiselerini toplayıp kendini bir kenara çekti. Bu durumu fark eden Resul-i Ekrem (saa), zengin adama dönerek: -Onun fakirliğinin sana bulaşmasından mı...
Ebuzer’e uzaktan bir mektup gelmişti. Açıp okuduğunda adamın biri, Ebuzer’den , kendisine genişçe nasihat etmesini istemişti. Anlaşılan, Ebuzer’i tanıyan, Resul-i Ekrem’in Ebuzer’e verdiği değeri ve ona hikmet öğrettiğini bilen biriydi. Ebuzer, cevaben kısaca şu cümleyi yazdı: “Herkesten daha çok sevdiğin kimseye kötülük yapma.” Ardından da mektubu kapatarak sahibine gönderdi. Adam, Ebuzer’in cevabını okuduğunda, hiçbir şey anlamadı ve şaşkınlık...
Hüccetü’l-İslam Hacı Seyit Esedullah Medenî bir mektubunda şöyle yazmıştı: Dini bayramların birinde merhum Ayetullah Hacı Seyit Mahmud Şahrudî’yi ziyaret etmek amacıyla, öğlen vaktine az bir zaman kala evine gittim. Ziyaret saati sona ermiş, tüm ziyaretçiler gitmişti. Buna rağmen istiharat ettiği yerden tekrar geri dönerek benimle buluşmayı kabul etti. Kısacası, sohbet sırasında bir konu üzerine şunları anlattı: Merhum Abacı’yla birlikte ziyaret maksadıyla...
Bundan yaklaşık 20 yıl önce bir Cuma akşamı, terzi Seyit Bakır ve bir grup cemaatle birlikte Cemkeran Mescidi’ne gitmiştik. Saat ilerleyince herkes uyumuş, bir ben bir de yaşlı bir adam uyanık kalmıştı. Yaşlı adam, tavanda mum ışığında dua okuyordu. Ben de gece namazıyla meşguldum. Ansızın havanın aydınlandığını fark ettim. Kendi kendime “Herhalde ay doğmuştur” dedim. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Ay yoktu. Ansızın yaklaşık beş...
Kum İslamî İlimler Havzası’nın önde gelen alimlerinden Şeyh Abdunebi Ensarî Dârabî’nin başından birkaç ilginç olay geçmiş. Onlardan birini numune olarak kendi kaleminden aktarıyoruz: “Bir yıl boyunca hiç kesilmeyen şiddetli bir baş ağrısına yakalanmıştım. Şiraz ve Tahran’da üçer kez çeşitli doktorlara müracaat ettim. Oldukça ilaç ve iğne kullandım. Ama bunlar geçici bir süreliğine beni sakinleştiriyor, bir süre sonra ağrılar tekrar devam ediyordu. Bu...









