Merhum Hacı Şirazî şöyle anlatır: “Tahran pazarında Alman gümüşü satan Seyit Hasan Verşuçî tüm sermayesini kaybettikten sonra ağır bir borcun altına girmişti. Bir gün mağazasına genç bir bayan gelir ve şöyle der: Ben Yahudi bir kızım. 120 tümen param var evlenmek istiyorum. Sizin dürüst bir insan olduğunuzu duydum. Şu parayı alın ve karşılığında çeyizim için listede yazılı şu eşyaları verin.” Verşuçî şöyle anlatır: “Parayı alarak bende olan...
Seyit Mahmud Attarân şöyle anlatır: “Aşura günleri Serduzek mahallesinin sine destelerinde yer alıyordum. Bir gün yakışıklı bir gencin zincir vurduğu esnada kadınlara baktığını fark ettim. Bu duruma dayanamayıp ona bir tokat attım, sonra da onu deste gurubundan dışarı çıkardım. Birkaç dakika sonra elim ağrıdı ve yavaş yavaş ağrısı şiddetlenmeye başladı. Doktora başvurmak zorunda kaldım. Bana “Ağrının nedenini anlayamıyorum, ama ağrısını dindirip...
Yine Merhum Hacı Seyit Muhammed Cafer şöyle naklediyordu: “Vaktiyle merhume annemle Kerbela’ya müşerref olmuştuk. O yıl annem hastalanıp yatalak oldu. Hastalığı kırk günü geçtiğinde ağır bir borcun altına girmiştim. Bu zaman zarfında ne Şiraz’dan, ne de başka bir yerden elime bir şey geçmemişti. Mevlamın lütfüne sığınarak türbesine müşerref oldum. Yine o başucu tarafında durarak; “Ey mevlam! Ne kadar sıkıntıda ve üzgün olduğumu siz biliyorsunuz;...
Ağalar Camii’nin muhterem cemaat imamı takva sahibi âlimlerden Hacı Seyit Muhammed Cafer Süphanî şöyle anlatır: “Rüyamda, İmam Hüseyin’in (as) mübarek türbesinde duaların icabet edildiği yeri bana gösterdiler. Burası, Habib. Mezahir’in mezarıyla aynı hizada olan mukaddes türbenin baş tarafındaki yerdi. Merhum babamla ziyarete müşerref olduğumuz bir yolculukta babam ani bir baş ağrısına yakalanarak her iki gözünü de kaybetti. Bu durum beni derinden üzmüştü....
Merhum Mahmud Şirazî, bir dönemler Şiraz’da, yakın zamanda da Tahran’da eczanelere toptan ilaç pazarlayan merhum Hacı Mirza Hasan Ziyauttüccar Şirazî’den şöyle işittiğini nakleder: “Bir gün Kirmanşah yoluyla Kerbela ziyaretine gitmeye karar verdim. Bunun için bir merkep kiralayıp yolculuk hazırlıklarına başladım. Daha sonra bir kafileyle birlikte hareket ettim. Kazvin’e kadar yaya yürüyen bir adam beni yalnız görünce yanıma gelip bana eşlik etti. İşlerimde...
Adı önceki kıssalarda da geçen muhterem Kandaharî ve Necef’in bir grup güvenilir şahsiyetleri şöyle naklederler: Irak’ın en önemli ticaret adamı olarak bilinen Reşad Marza, yaklaşık yedi yıl önce kansere yakalanmıştı. Irak, Suriye ve Lübnan’da çeşitli doktorların kontrolünde bir tedavi gördü. Ancak hepsi bu hastalığın bir tedavisi olmadığını söylemişlerdi. Bunun üzerine Avrupa’ya gitti. Oradaki doktorlar da kontrolden sonra “Ameliyat etsek de, etmesek...
Bûşehr sakini merhum Seyit Abdullah şöyle anlatır: Vaktiyle İsfahan âlimlerinden biri, deniz yoluyla hacca müşerref olmak için bir grupla birlikte Bûşehr’e gelmişti. Ne var ki İngiliz elçiliği vize vermeyerek zorluk çıkarmıştı. Ben de dahil olmak üzere birçok kişi işin düzelmesi için elinden geleni yapmaya çalıştıysa da bir faydası olmadı. Şeyh ve arkadaşları bu duruma oldukça üzülmüşlerdi. Şeyh, “Epey müddettir hacca gitmek için uğraşıyoruz....
Bir Kızılderili masalında denir ki; kâinatın yaratılışı tamamlanmış, sıra insana gelmişti. Yaratıcı, insanı yaratmadan önce bütün varlıklara seslendi: “İnsanlar hazır oluncaya kadar onlardan bir sırrı saklamak istiyorum. Bu sır onların mutluluğudur. Sizce bu sırrı nereye saklayayım?” Kartal söz aldı: “Bana ver, Allah’ım; onu aya götüreyim.” Yaratıcı, “Hayır” dedi, “Bir gün gelir, oraya da giderler ve onu kolayca bulabilirler.” ...
Bir zamanlar uzak ülkelerden birisinde, verimli toprakların bulunduğu bir vadide Şeka adında kibirli bir adam yaşardı. Uçsuz bucaksız topraklarında at sırtında gezip sahip olduklarıyla gururlanmayı seven, çok cimri bir adamdı bu. Bir gün yine atıyla gezerken Salih adında ortakçı bir köylüyle karşılaştı. Salih, büyük bir söğüt ağacının gölgesinde öğle yemeğini bitirdi, elleri havada dua ediyordu. Sonunda kafasını kaldırdı ve: “Özür dilerim, efendim....
Bir zamanlar iki komşu şekerci vardı. Her ikisinin de kazançları çok iyiydi. Bunlardan birisi her akşam dükkânını kapadıktan sonra kazancı için şükrederken diğeri her akşam dükkânını kapattıktan sonra, kapısının önüne çıkıyor, gökyüzüne bakarak, elleriyle dizlerini dövüp, “Ahh… Bugün yine kaybettim” diye hayıflanıyordu. Komşusu onun bu hayıflanmasından rahatsız oluyordu. “Acaba hesabı mı şaşırıyor, çok veresiye mi var, yoksa aç gözlü...








