1 Kırk gün oldu Hüseyn’im Veda edeli sana Geçirdiğim her günüm Sanki bin yıldı bana 2 Hicranından Hüseyn’im Bin dirildim, bin öldüm Şimdi na’şın yerine Kabrin öpmeye geldim 3 Geldim Kerbubela’ya Sorsan ki bacı neden? Geldim tazelemeye Ahdimi ben yeniden 4 Duydum kefensiz kalmış Lale süslü bedenin Peki ne oldu gardaş Giydirdiğim kefenin 5 Seferden dönen kimse Armağanlarla gelir Sormaz mısın “Zeyneb’im Senin armağan nedir?” 6 Bu...
Bir bi’set bekliyorum alemlere bir daha Bir nida, çağıracak insanları felaha Bir volkan bekliyorum, patlayacak, akacak Yeşil Kasr’ı, beyazı, temelinden yıkacak Bir yiğit bekliyorum, ellerinde Zülfikar Dilinde zikir, tekbir ve de Na’ray-ı Haydar Bir ordu bekliyorum, başında genç komutan Hakk’ın aşkıyla yanan, masivayı unutan Bir bahar bekliyorum, kışlara son verecek Hicranlı bülbülleri, vuslata erdirecek Bir güneş bekliyorum, ufuklardan doğacak Bulutları...
Ya Resulallah’il-emin Ya Rahmeten lilalemin Hem dünya hem de ukbada Emrinde Cibril-i Emin Ey Muhammed, can Muhammed Canlara canan Muhammed Eylersin mahşere kadar Canlara ferman Muhammed İnkar edenlere inat Sensin bahar-ı kainat Eylesen bizlere nazar Rahmet iner bize kat kat Aşıklara rahmet yüzün Diriltir canları sözün Likaullaha götürür İzleyen her kesi izin Ali gibi bir mucize Takdim eyledin sen bize Güneş gibi parlar daim Hak arayan hakbin göze Bir mucizen de Fatıma Can...
O güzel adına “Şehrullah” denir Sofranda Kur’ani lokmalar yenir Sende açtı Kur’an gülü âleme Hayat verdi cümle ölü âleme Sende nice eşsiz fırsatlar doğar Sende bize rahmet yağmuru yağar Sende günahların hepsi pak olur Gönül sayfamız nurlanır, ak olur Ey yüce Rahman’ın en güzel ayı Sende kayboluyor rakam ve sayı Sendeki lütuflar asla sayılmaz Sendeki tatlara asla doyulmaz Sahurun bir başka, iftarın başka Senle ruhsuz bile geliyor...
Gerçekleşecektir Rabb’imin va’di Yerine gelecek enbiyâ ahdi Altüst olacaktır Şeytân’ın tahtı Hâtem-i Evsiyâ geldiği zaman Son bulacak hayat, denen bu zindân Kıtlık görmeyecek diyâr-ı Ken’ân Yakub çekmeyecek bir daha hicrân O Yusuf-i Zehrâ geldiği zaman Zâhir olur bir-bir âlemde sırlar Kış son bulur, güneş olur aşikâr Nergis gülü eder âlemi gülzâr Bahâr-ı kâinât geldiği zaman Serâba koşanlar, bulur mey-i nâb Sâkinin elinden olurlar...
Bismillahirrahmanirrahim Sona erdi artık intizarımız Sahray-ı beladır burası dostlar Yükselsin semaya ah u zarımız İşte Kerbela’dır burası dostlar Her karışı bin bir hatıra dolu Bükülür aşığın burada beli Gözyaşları akar, aratmaz seli İşte Kerbela’dır burası dostlar Her tarafında var aşkın izleri Ağlar bırakmış hicranlı gözleri Kırılır aşığın burda dizleri İşte Kerbela’dır burası dostlar Bura tarihin en müstesna yeri Halk olmamış,...
Nolur ki her zaman dünya annesi Verse aleme bir Murtezâ Ali Adalet mizanı, asla şaşmayan Eli Hakk’ın eli, dili Hak dili Nefes, hayat veren İsâ nefesi Canında öldürmüş heva hevesi Meydanlarda aslan gibi kükreyen Mihrâb-ı namâzda, tir tir titreyen Cömertlikte mahçûp önünde Hâtem İlimde vâris-i Nebiyy-i Hâtem Gecelerin sâdık dostu, sırdaşı Öksüzler babası, mazlûm yoldaşı Dosttan çok düşmanın diline destân Mertliğini düşman bile kıskanan Meşhurluğu...
Mübârek olsun, mübârek olsun İyd-i velâyet mübârek olsun Mübârek olsun, mübârek olsun Gönüllerimiz sevinçle dolsun Gadirde dini Rabb-i Zülcelâl Velâyet ile eyledi ikmâl Hacc-ı vedada Habibi’ne Hak Âyet-i teblîğ eyledi inzâl Aliyy-i A’lâ, şâh-ı velâyet Aldı Gadir’de hükm-i imâmet Ye’se kapıldı cümley-i küffâr Sürurla doldu Ahmed-i Muhtâr Nefs-i Resûl u Haydar-ı Kerrâr Ümmete oldu rehber u serdâr Âşık-ı Sâdık, Ahmed’e...
Sen doğduğun zaman doğdu âdeta Hüzünler, belâlar, fâni dünyâda Sabır, rızâ senin ikiz kardeşin Yiğitlikte olmaz yiğitler eşin İlmin bir deryâdır, üstâdın Zehrâ Senden aldı ziynet baban Murtezâ Övünür adınla senin her kadın Zâlimler titretir mukaddes adın İzzet nâmın ile eder iftihâr İffet senin ile buldu itibâr Sabrın mesajların ile yâ Zeynep! Yaşayacak ilelebed bu mektep Hutbelerin sarstı Kufe’yi, Şâm’ı Esaretin tekmil etti kıyâmı Acıklı...
Hak nasib eyledi vardım bir gece Bakî’ kenarında durdum bir gece Sürûrla karışık garip bir hüzün Sarmıştı canımı o an büsbütün Biliyor musunuz nereye gittim? Birden on dört asır geriye gittim Ya Rab, nakşolunmuş bu topraklara İbretlerle dolu bin bir hâtıra Ya Rab, buralarda Resûl gezerdi Ali’yle Zehrâ-yı Betûl gezerdi Burada oynardı Hasan, Hüseyin Buraya inerdi Cibril-i Emin Burada dururdu saf saf mu’minler Tekbir sesleriyle inlerdi her yer Burada...











