Ben o narin gerdanda, bahtiyar bir gerdanlık Ayrılmak istemezdim, gül Zehra’dan bir anlık Lâkin Zehram’ın yüzü artık gülmez olmuştu Nurla dolu cehresi hüzün keder dolmuştu Hastaydı habiblullah, sayılıydı günleri Solacaktı Fatma’nın gülzarında gülleri Haber geldi Fatıma’ya göçtü Resul dünyadan Gece gündüz yas tuttu ağladi hic durmadan Beytul ahzan olmuştu artık evi yuvası Ceddine kavuşmaktı, yaradandan duası Gider...
(1) Kum kıyısındaki Molla’yım bugün Elimden aldılar Şiraz’ımı ve Alaca karanlıklar bağladılar garip yüreğime Derken elinde asasıyla Bir garip dede göründü gözlerime Ben benden geçtim de gördüm onu öylesine Kaç kere geçtin yardan sen Kaç kere sessiz sözlerin aynasında buldu Seni sevdiğin Kaç kere İlahî nur indi yüreğine Ve gözünde öylesine anlamlandı gerçekliğin Bu vakit mütercimim derdine Yakup’un Yusuf’un kuyudan gelen sesiyim ben Kum’dan göçmüş...
Keşke eskimiş bir gazete sayfası olsaydım. Silinmeye yüz tutmuş yazılarımla avunsaydım. Sonra küçük bir çocuk bulsaydı beni kıvrılıp yattığım bir köşede, Minicik ellerine zor bela sığdırabildiği demirden bir makasla ; Yüreğimden başlasaydı doğramaya en muzip gülüşüyle. Ve bir ip bağlayıp her iki koluma, Uçurtma yapıp uçursaydı beni göklere. Keşke dalından yeni düşmüş bir elma olsaydım, Basma etekli yüzü kırışmış, İhtiyar,köylü bir ninenin...
Yavrum hele gel bir otur yanıma Söyleyecek birkaç sözüm var sana Nasihatlarımı atsan yabana Hakkım helal etmem ben sana oğul.…! Kalbinde evvela Allah’a yer ver Ehl-i beyt olsun sana da server Kul olursan bir gün iblise eğer Hakkım helal etmem ben sana oğul….! Rabbinin emrine hep itaat et Verdiği nimete her zaman şükret Şeytanla arana çekmez isen set Hakkım helal etmem ben sana oğul.! Batıla...



