Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İşte yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karsıma, Başımın tokmağı indi başıma. Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme! Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade. Günah, günah, hasad yerinde demet; Merhamet, suçumdan aşkın merhamet! Olur...
Bu gece uyumak yok fecri beklerken Belin kırılsa da uzanmak yok Bu gece uyumak yok zuhuru beklerken Damağın kurusa da susamak yok. . Yıldızları sayacaksın bir bir Çitten atlayan koyunları değil Gözün güneşin doğduğu yerde olacak Garbın zulmetinde değil! . Bu gece uyumak yok seni beklerken Hiç mi umut kalmadı gelişinden Ölüler mezarından kalkacak olsa da Üfleyici dağları yürütse de ovalara Ve denizcikler kaynasa da bir bir Bu gece uyumak yok fecri beklerken. . Üstüne...
Allah’ın adıyla… Benim adım Rugeyye, İmam Hüseyin’in nazlı kızıyım İmamet bahçesinin açmış, küçücük goncasıyım. Kerbela’da çok yaralar aldım derinden Yaşadıklarımı sizlere anlatmak geldi içimden Medine’den ayrılalı kaç gün oldu sayamadım Gül kokan şehrimize inanın doyamadım. Kervanımız hüzün diyarına doğru ilerleyince İçimde matem fırtınası kopuyordu, sessizce Kerbela’da bizi susuzluğun zulmü bekliyordu. Ben çocuktum ama babam her şeyi...
Fırat ağlıyordu Bir gece vakti, herkes çekildiğinde Fırat ağlıyordu gerçeklere Çoğunun bildiğini zannettiği Fakat bilmediği, Kiminin bilip de umursamadığı gerçeklere Fırat gerçeklere ağlıyordu Hani o kan ile yoğrulan gerçeğe… Kendini suçluyordu sanki Hüseyin’e su veremediğinden Su veremediğinden Esğer’e… Fırat ağlıyordu artık dönmeyeceklere Fırat ağlıyordu gerçeklere… Gerçekleri gizlemek için nice masallar uyduruldu Rugeyye’nin...
Her cuma şu yüreğimi Seriyorum yollarına Şimdi gelirsin diye, Bekliyorum seni güzel! Ellerim her gün duada Gözlerim hep ufuklarda Ümit ile bekliyorum, Bekliyorum seni güzel! İçim dolu intizarla Adın hep dudaklarımda Hasretin yetti canıma, Gel artık gel, gel ey güzel! Yokluğunda dünya garip İsteksiz doğuyor güneş Gönülsüz açıyor çiçek, Gel artık gel, gel ey güzel! Nice yaralı yürekler Merhem diye seni bekler Binbir yaşlı göz yolunda, Gel artık gel, gel ey güzel! En...
Ey Mikail, Söyle de ağaçlara yapraklarını döksünler Ebu Turab’ın, gönlü sonbahar yaşamakta Fatıma bu dünyadan göçtü bilsinler Ali şimdi derdini kuyuya anlatmakta. Bir aşk ki, âlemlere destandı Bir mehir ki, zırh-ı libastı Neler yaşadı Ali bu şehirde Bir şehir ki, maşuk burada tutsaktı. Ey kalem Yardım et aşkı anlatayım âleme Kevser göçtü Gözyaşlarımız doldurmaz Fedek’i Cihan başsağlığı dilerken Resul’e Rabb sözünü tuttu Teslim...
Adın susuz kalmış ey Fırat, Suyun sessiz akar Huseyn’ini yitirdiğinden. Yüreklerde dinmeyen bir acı, Sönmez bir od olmuş asırlardır. Yürek yangını adıdır Huseyn, Resulullah dilinde bir nağmedir Huseyn. Meleklere sır olmuş Kerbubela, Zehra ağlayalı… Ağlamak yürek ister mevla Huseyn’e , Her müslüman bilemiyor acısı Huseyn’nin. Sana layık olabilmekse imanın adı, Biz senin Rabbine iman ettik ya Huseyn. Kerbela kan ağlar sessiz sessiz, Esşrken...
Baba, senden sonra, derdim çoğaldı İki gözüm durmaz, giryandı baba Gönlümü hep keder, üzüntü aldı Tutuştu yüreğim, odlandı baba Rugeyye Hüseyn’e, kurbandı baba Boynunu eğmedin, zulme zillete Değer verdin şeref, şana izzete Sen, Nuh’un gemisi oldun ümmete Kerbela meydanı tufandı baba Rugeyye Hüseyn’e kurbandı baba Geçipte, karşımda durdular benim Kalbimi gönlümü, kırdılar benim Zincirle başıma vurdular benim Yüzüm gözüm kan u revandı...
Karanlıklar çöküyor Şam’dan Resul dinine! Kılıç, kan, sabır, feryat, dinmeyen bir zelzele.. Çöller, ufuklar dolmuş otuz bin satılmışla; Yetmiş üç cengaverin savunduğu mazlum din Teslim edilir mi hiç kâfirler sarayına!… Gidin tüm korkularım, karanlıklarım gidin!… Ölüm yüklü bulutlar çökmüştü asumana , Acı taşırdı her yel, ölüm kusar her vaha… Hıçkıran çadırlarda kadınlar, anne, bebek… Bebeğe susuzluğu hangi dil dinletecek...
Sordular birbirlerine Biliyorsa anlatsın bize Tanıyor mu gerçekten Hüseyin’i Yoksa yazmakla olmaz bir iki dize. Dedim ey kalem! Anlat dilin aşka boyansın Bir defa da Hüseyin’i ansın Deki onlara Bilmezsem eğer Hüseyin’i Bu beden ateşte yansın. Ben Hüseyin’i bilmez idim Aşk âleminde sarhoş idim Maşuk kadehimi doldurur iken Ona köle olduğumu görmez idim. Geldi, gördü, sordu derdin nedir Dedim Mevlam derdim senin aşkındır Dedi, âşıksın oysa yüzünde aşktan eser...









