Sana; kır çiçeklerini anlatacağım, hani dört yapraklı yoncayı, umarsızca ezdiğin! Sana; meleklerden bahsedeceğim seni hiç yalnız bırakmayan! Sana; şükürden bahsedeceğim elhamdülillahın sırrından! Sana; taşlardan bahsedeceğim, bir taşın gücünü gör ve anla diye! Sana; yokluğu anlatacağım, varlığı anlamanın en kısa yolu diye! Sana; bir resim çizeceğim mutluluğun resmi olmasa da hüznü öğrenebilirsin belki! Sana; beni anlatamam onu sen keşfetmelisin! Sana;...
Bir destan yazılıyordu dünyanın pek de bilinmeyen ücra bir köşesinde. Bir çöl, kavurucu güneş, susuz dudaklar… ve Kerbela… Bir destan yazılıyordu, dünyanın pek de bilinmeyen bir köşesinde. Bir çöl, binlerce savaşçı, 72 kahraman… ve Kerbela… Bir destan yazılıyordu insanın içini eriten güneşin altında, kızgın çöl kumlarının üstünde. Şehadete susamış yiğitler, gözü dönmüş bir kavim… ve Kerbela… Kılıçların parıltısı gözleri kamaştırıyordu,...
Hiç denedin mi bir gece vakti kalemi eline alıp yaşadığın duyguları yazmayı? Gecenin karanlığı hüzünlerinin üzerine çöktüğünde ya da ne bileyim hüzünlerin gecenin üzerine baskın yaptığında aynı duyguları paylaşacağın kimse olmuyor ya, işte o zaman bir kalem ve bir kâğıt ne kadar da vefalı dost oluyor insana! Kalem senin yerine gözyaşı dökecek kadar duygulanıyor! Kâğıt ise, bir tarla gibi dertlerinin tohumlarını yeşertmeye can atıyor! Hangi dost bunca...
Sabahın erken saatlerinde başlayan kanlı direniş, artık yerini sükûnete bırakmıştı. Kuru sahrada binlerce kişilik düşman ordusu karşısında yarensiz kalan Hüseyin (a.s), feryadına henüz bir cevap alabilmiş de değildi. Hayata karşı dakika dakika yabancılaşıyor, adeta yeni bir dünyayla tanışıyordu. Bir an için eskiye dönmüş; çektiği sıkıntıları, tattığı acıları tek tek gözden geçiriyordu: Ceddi Resul-u Ekrem’in (s.a.a) rihleti ve onun ardından anası...
Yorucu bir günün ardından, ateşin önünde oturmuş, ısınmaya çalışıyordum. Kılıçtan da keskin oluyor gece çölün soğuğu… Bir an, ateşin sıcaklığına sarılıp uyumayı düşündüm. Seferden dönüyormuşum sevinci kapladı içimi. Gecenin karanlığına atılan yalazdan okları takip etmeye başladım; varmak istedikleri hedefi aradım. Bir hayalden diğerine uzanırken çölün kumları dar bir boğazdan akıp gidiyordu. Derken, O geldi. Esenlik getirdi selamıyla....
Eğer bir Cuma günü yolunuz düşerse Beheşti-Zehra’ya, görürsünüz onca kişinin sevdikleriyle bayramlaşmaya geldiğini. Kimisi babasının mezarını, kimisi ise kendisi gibi yetim annesini, birisi kardeşinin birisi ise hayatının sonbaharında solan çiçeğini ziyarete gelmiştir. Ama benim annem uzak yoldan yavaşça gelmektedir. Okuma-yazma bilmediğinden buranın Beheşti-Zehra olduğunu da bilmemektedir. Salı günü yola çıkmakta ancak cumartesi günü kabrimin başucunda...
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar …!! Bu cümleyle başlamak istedim sözlerime..medeniyet !!.. Çoğumuzu bu masallarla nerelere sürüklediler. Hep o temiz, saf, bilindik, lekesiz yaşadığımız dinin içinden medeniyet adına çok farklı şeyler çıkardılar. Oysa eskiden yaşadığımız İslam şimdi düşününce ne kadar da farklı geliyor ne kadar saf ve tertemiz geliyor… Kuran’daki başörtü ayetini nasıl da değiştirdiler kafalarındaki batılı modele uymadığı...
Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c). Her daim hayrını üzerimizden esirgemeyen o güzel Yaratıcı’ya hamd olsun. O öyle bir yaratıcıdır ki, kulları arasında rızkını ve rahmetini eşit paylaştırır. O Allah’tır ki, nimet olarak insanlığa Ehl-i Beyt’i bağışlamış ve onları her daim yaşamlarımızda bize öncü ve örnek kılmıştır. “İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki, onlar sizi hayra çağırsın, iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye...
Hiç titremeyecek misiniz? Yüreğiniz o saniye bir fazla atmayacak mı? Kendinizden utanmayacak mısınız? Çocuğunuz bir sabah ansızın “Sevgi ne demek anne?..” dediğinde sarsılmayacak mısınız? *** Diş dişe, öfke öfkeye, kıran kırana yaşanan bu dünyada bir de sevmelerin olduğunu çocuklarınıza ne vakit öğreteceksiniz? Yiyerek, içerek, kavgalaşarak ihtiyarlıyorsunuz. Alarak, daha çok alarak, ezerek, sömürerek, yok ederek yaşamaktan usanmadınız mı? Bir...
Çalar saatimin namaz vaktini haber veren sesiyle uyanmıştım. Dışarıda sabah ezanı okunmaktaydı. Elektrikli battaniyemin ısıttığı sıcacık yatağımdan üşengeç bir halde kalkıvermiştim. Abdestimi isteksiz bir şekilde aldığım yetmezmiş gibi, karşımda yarı açık duran seccademde, hızlı bir şekilde bitirmiştim namazımı. Affet Beni Ey İmam-ı Zaman! Ferec duasını okuyamayacak kadar özlemiştim yatağımı. Bir Aşura günüydü. Soğuktu. Dışarıda kar yağmaktaydı....









