Arş titremiş, melekler feryat etmişti. Güneş utanmıştı parlamaktan. Sema kan rengine bürünmüştü. Orada, Fırat’ın kenarında insanlığın en yücesi, kainatın varlık sebebi, aşağıların en aşağısı tarafından katledilmişti. Fırat’ın suları ağlıyordu, Kerbela’nın kızgın kumları ağlıyordu, çöl ağlıyordu, kainat ağlıyordu. Esirler kervanı yola koyuldu. Çıplak develerin üzerinde, aç, yorgun, yaralı yol alıyorlardı. Küpelerini almak için yırttıkları...
İzninizle benden bir makale, günlügümden geçtim buraya. “Sıradan bir hayat rutin bir hayat diyorum hep kendi hayatıma. Sonra da yine kendime sormadan edemiyorum. Diyorum ki bir hayat ne kadar hareketli ve değişik olabilir ki? Hayat insana en fazla ne sunabilir ki? Çevreme bakıyorum aynı koşuşturmacaları görüyorum her gün, demek ki diyorum herkes böyle, hayatın bize sunduğu bu. Zaten Peygamber efendimiz (saa) dememiş mi, dünya hayatında rahat ve konfor aranmaz diye....
Allah’ın adıyla… İçimde bir hüzün var nedense… Buğulu gözlerim güneşi arıyor aşk diyarlarında… Ve kalbime Kerbela’nın hasreti yağıyor, intizar bulutlarından Bugün mutluluğa inat hüznü yazmak istiyor kalemim… İki yürek arasındaki coşkun sevdayı işlemeliyim, satır satır…Aşkı yazmalıyım,ezelden ebede…Yazmalıyım solan umutlarda, sevdanın kırılan kanatlarını… İki yürek …İki nurlu yüz…Ve bahara hasret iki güz gülü… Ve Fatıma...
Gelin hep beraber ağlayalım.. Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım.. Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım… Aşıkla mâşuk misali Allah(Celle Celâluh.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım.. Günde en az beş defa sunulan af fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım.. Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza...
Hicri 61. yıl Günlerden Aşura, Muharrem’in onuncu günü… Kerbela’da tarih yeniden yazılıyor… Tarihin en vahşi, en alçak, en merhametsiz, en korkunç, en büyük cinayeti işleniyor… Kapkara bir sayfa düşüyor insanlık serüvenine… Ama yine aynı mekanda, aynı gün tarihin en yüce, en azametli, en fedakar, en izzetli, en cesur, en yiğitçe, en aziz, en kararlı direnişini de sergileniyor… Bembeyaz, nurlu bir sayfa sunuluyor insanlık tarihine… Orada, Kerbela’da...
1. Darlık diye tarif ettiğimiz hal, verecek bir şeyimiz olmadığını düşündüğümüz haldir. “Verecek bir şeyim yok” demek, “Hiçbir şeyim verilecek nitelikte değil” demektir. Oysa, vermeyi “yarım hurma”ya kadar indiren Resul-u Ekrem (saa), bir hurması olanın bile, verilebilecek nitelikte bir şeyi olduğuna işaret eder. Sahip olduklarını az olduğu için “verilmez” diye nitelendiren, çok olduğunda da bu nitelendirmeyi değiştirebilir...
Gıybet eden, doğruyu söyler. Yalan söylemek, gıybetin tanımı içinde yoktur, “Kardeşin hakkında, onun hoşlanmayacağı doğru şeyleri söylemen gıybettir” der Peygamberimiz!. Her söylediğimiz doğru olmalı, evet, ama her doğruyu söylemek doğru değil demek ki… Gıybetin konusu, söylememin doğru olmadığı bir doğrudur. Gıybet ettiğimde haklı da olabilirim. Bana yapılan hareketi hak etmemişimdir. Ayrıca, yapılan yanlıştır da. Haklı olduğum halde, yapılan açıkça...
Ben Sakine’yim… Bugün Âşurâ günü, burası da Kerbelâ… Öğle vaktinden bir saat geçmiş olmalı… Bilemiyorum... Fakat bize bir ömür kadar uzun geldiğini biliyorum şu birkaç saatin. Özellikle babamın savaş meydanına gittiği şu lahzalar… Babamın savaş meydanında bulunduğu şu dakikalarda hiçbir şey yapamadan meydanın dört bir yanını saran toz bulutuna göz dikmek ve düşmanların vahşi naralarını işitmek çok zor geliyor bana… Çok...
İnsanın yaptığı iyi veya kötü amellerin her birinin kendi çapında bir takım etki ve sonuçları, bu dünyada ve ahirette olduğu gibi, bu ameller insanın diğer amellerini de olumlu veya olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etkileri şu ana başlıklar altında sıralayabiliriz: I. İyi amellerin, iyi ameller üzerindeki etkisi. II. İyi amellerin, kötü ameller üzerindeki etkisi. III. Kötü amellerin, kötü ameller üzerinde etkisi. IV. Kötü amellerin, iyi ameller üzerindeki etkisi. Şimdi...
Güneş her yeri kaplayan kapkara bulutlar ardına saklanmış, yağmurlar yeryüzüne acı damlalar indirmekte, ağaçlar sonbahar gelmeden yapraklarını dökerken, dünya değil, sanki arşın sütunları sallanmış. Rüzgâr esmeyi unuturken, yıldızlar gökyüzünü süslemek için nöbet değişimine hazırlanırken, nedense her şey işlevini kaybetmiş gibi. Ne oluyor? Neler oluyor? Aradan koskoca üç gün geçti, yıkık dökük harabe içerisinde yalnız üç kişi, ben, babam ve yaşlı...









