Neyin Üzerine Secde Edilmelidir?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 9 Temmuz 2009 12K kez okundu Şia'lık 13 Yorum
Neyin Üzerine Secde Edilmelidir?
Bu yazıyı değerlendirin

Soru: Şia neden secde ederken illa da bir taş üzerine secde etmeği gerekli görüyor? Temiz olan her şeye secde etmenin ne sakıncası vardır? Ehl-i Sünnet’ten bazıları sizin bu tavrınızı bir nevi taşı kutsama, taşa taparlılık olarak nitelendiriyorlar? Özellikle sürekli yanınızda secde için bir taş parçasını bulundurmanız bu yöndeki şüpheleri daha da kuvvetlendiriyor; ne diyorsunuz bu konuda?

Cevap: Muhterem Kardeşim bu, mesele tek başına bir risaleyi kapsayacak kadar geniş bir konudur; ancak özet olarak şu kadarını söyleyebiliriz ki, biz Ehl-i Beyt mektebi mensuplarının yaptığı secde şekli, Hz. Resulullah’ın emir ve sünnetine uygun secde şekli olmakla birlikte, selef-i salih olan ashap ve tabiinin büyüklerinin de uygulamasına da mutabıktır. Ehl-i Sünnet’in şimdiki uygulaması ise, bu hususta yapılan bir içtihattır. Oysa, ibadetin asıl teşrii, tevkifi (Allah’ın emriyle) olduğu gibi, şekli de tevkifidir. Yani, hiçbir kimse, içtihatla ibadet teşri edemeyeceği gibi, ibadetin şeklini de içtihatla belirleyemez; bu husus tümüyle Allah Teâlâ’nın emri ve Resulü’nün açıklamasına tabidir. Ancak bundan haberdar olmayan insanlar, kendi bilinçsizliklerine üzülecekleri yerde, sünnete uygun secde yapan Ehl-i Beyt takipçilerini taşa tapmakla suçluyorlar.

Onlara sormak lazım. Acaba Hz. Resulullah (s.a.a) ile birlikte öğle namazını kılarken sıcağın şiddetinden bir avuç çakıl taşını elinde serinleterek üzerine secde eden Cabir bin Abdullah da mı taşa tapıyordu?![1]

Üzerine secde etmesi için Merve dağı taşlarından düz bir parçanın kendisine gönderilmesini isteyen Ali bin Abdullah bin Abbâs da mı taşa tapıyordu?![2]

Gemiyle yolculuğa çıktığında üzerine secde etmesi için kendisiyle birlikte bir tuğla parçası götüren Masruk bin Acda’ da mi taşa tapıyordu?![3]

Secdeye giderken alnını üzerine koyacağı çakıl taşlarını eliyle düzenleyen Abdullah bin Ömer de mi taşa tapıyordu?![4]

Aslında bu mantığa göre bütün ashabı taşa tapmakla suçlamamız gerekir! Çünkü onların hepsi bunu yapıyordu.[5]

Hatta daha ötesi, haşa Hz. Resulullah’ı da şirkle itham etmemiz lazım! Çünkü o Hazret’in de bütün secdeleri toprak, çakıl taşlar veya hasır gibi yerden çıkan insanın tüketmediği bitkilerden hazırlanan sergiler üzerine olmuş ve Hazret bu sünnetinden, hatta yağmurlu, sıcak veya soğuk günlerde bile vazgeçmemiştir. Ümm-ül Mu’minin Âişe diyor ki: “Ben Hz. Resulullah’ın secde ederken her hangi bir şeyle alnını yere (toprağa) değmekten önlediğini görmedim.”[6]

Yine Ehl-i Sünnetin muteber hadisçilerinin naklettiği bir hadiste şöyle geçer: Ebu Said Hudri’den; dedi ki: “Ben Resulullah’ın çamur üzerine secde ettiğini gördüm. Öyle ki, çamur Hazret’in alnında iz bırakmıştı.”[7]

Ebu Hureyre ve İbn-i Abbâs da aynı şeyi nakletmişlerdir. Yine İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Hz. Resulullah taş üzerine secde etti.”[8]

Yine Vâil diyor: “Ben gördüm ki, Hz. Resulullah secde ederken alnını ve burnunu yere koyardı.”[9]

Yine Rufâa bin Râfi, merfu olarak naklettiği bir hadiste şöyle demiştir: “Sonra Hazret tekbir getirirdi. Secdeye gittiğinde de alnını yere (toprağa) ulaştırır ve organlarının hareketten durmasına kadar secdede kalırdı.”[10]

Yine İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Ümm-ül Mu’minin Âişe, Ümm-ü Seleme, Meymune, Enes bin Mâlik, Ümm-ü Eymen ve diğerlerinin naklettikleri hadislerde Hz. Resulullah’ın hurma lifinden örülen bir hasır parçası üzerinde namaz kılıp secde ettiği de geçmektedir.[11]

Yine İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Ben soğuk bir günün sabahında Hz. Resulullah’ı beyaz bir ridayla namaz kılarken gördüm. Ridasıyla el ve ayaklarını yerin soğuğundan korumaya çalışıyordu.”[12]

Dikkat ediyor musunuz? Hazret elbisesiyle ayaklarını ve ellerini soğuğa karşı korumaya çalışırken, alnını soğuktan korumak için hiçbir önlem almıyor.

Yine İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Yağmurlu bir günde Resulullah’ı namaz kılarken gördüm. Secde ederken üzerindeki ridayı eliyle yer arasında fasıla kılıyor ve bu vesileyle çamurdan korunmaya çalışıyordu.”[13]

Bu hadiste de Hazret’in elinin çamura bulaşmaması için tedbir aldığından bahsedilirken, alnı için herhangi bir tedbir aldığından söz edilmiyor.

Yine Abdullah bin Abdurrahman şöyle demiştir: “Resulullah yanımıza geldi ve bizimle birlikte “Benî Abd-ül A’şel” camiinde namaz kıldı. Bu arada ben o Hazret’in namaz halinde elini elbisesinin üzerine koyduğunu gördüm.”[14]

Bu hadiste de aynı şeyden bahsedilmektedir.

Yine Enes bin Mâlik şöyle demiştir: “Peygamber-i Ekrem insanların en güzel ahlaklısıydı. Bazen evimizdeyken namaz vakti oluyordu. O zaman altındaki sergiyi süpürüp su serpmesini emrediyor ve sonra da biz Hazret’in imamlığında namaz kılıyorduk. Sergileri de hurma lifinden örülen sergilerdi.”[15]

Bu ve benzeri hadislerden de insanın tüketmediği bir bitkiden hazırlanan sergi üzerine de secde etmenin câiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Hz. Resulullah’ın uygulaması bu doğrultuda olmuştur.

Yine Enes bin Mâlik şöyle demiştir: “Sonra ben eskiliğinden siyahlaşmış olan bir hasırı temin edip üzerine su serptim. Resulullah onun üzerinde durdu ve bize namaz kıldırdı.”[16]

Çeşitli tariklerle nakledilmiş olan bu hadislerden de aynı şey anlaşılmaktadır. Burada, Hz. Resulullah’ın ve ashabının secdelerini, yer, taş ve insan tarafından tüketilmeyen bitkilerden üretilen hasır gibi sergiler üzerine yapmalarının, bunların üzerine secde etmenin şart olduğundan dolayı değil, belki de o dönemlerde başka bir seçeneklerinin olmadığından böyle yapmış oldukları ihtimali akla gelebilir. Ancak bu ihtimale itibar edemeyiz. Çünkü bu ihtimal, bu şekilde secde etmeği ister mukim olsun, ister seferi, bütün hayatları boyunca sürdüren ashabın ve tabiinin bu davranışlarını tevcih etmekten acizdir. Zira bu davranış, onların bu şekilde secde etmeği imkansızlıktan değil, bizatihi kasıtlı olarak tercih ettiklerini göstermektedir. Üstelik ashap ve tabiinin kendileri bu şekilde secde etmenin gerekli olduğuna ve böyle yapılmayan secdenin sahih olmadığına açıkça fetva da vermişlerdir. Bizim bu konuyu burada derinliğine açmamız imkansızdır. Ama örnek olsun diye bazı ashap ve tabiinin amel ve fetvalarına değinmeğe çalışacağız:

Mesela, Ebu Ümeyye diyor ki: “Ebu Bekir yer üzerine secde eder veya namaz kılardı”[17]

Bu hadisin söz akışından, Ebu Bekir’in ömrü boyunca böyle yaptığı anlaşılmaktadır.

Yine Ebu Ubeyde şöyle nakletmiştir: “İbn-i Mesud yerin üzerinden gayrisine secde etmez veya namaz kılmazdı.”[18]

Bu hadis için de aynı şey söz konusudur.

Öte yandan İbn-i Abbâs buna da yetinmemiş, bizatihi böyle secde etmenin gerektiğine açıkça fetvâ da vermiştir; İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Kim, namaz kılarken burnunu alnıyla birlikte yere (toprak ve yerden sayılan taş gibi şeylere) değdirmezse, namazı kifayet etmez.”[19]

Yine Ubade bin Sabit’in de ısrarla bu sünnete uyduğu ilgili kaynaklarda yer almıştır. Bir hadiste şöyle geçer: “Ubâde bin Sâbit namaz kılmak isteyince sarığını alnından kaldırırdı.”[20]

Bu hadisten de Ubâde bin Sabit’in bu işi, alnın yere veya hasır gibi üzerine secde etmenin câiz olduğu şeye değmesi için yaptığı anlaşılmaktadır.

Abdullah bin Ömer’in de secdelerini bu şekilde yerine getirdiği kaydedilmiş, hatta onun elini de alnını koyduğu şeyin üzerine koyduğu nakledilmiştir. Nâfi şöyle diyor: “Ben çok soğuk bir günde onun secde ettiği çakıl taşları üzerine koymak üzere elini cubbesinden dışarı çıkardığını gördüm.”[21]

Tabiine gelince, onlar da aynı sünneti sürdürmüşlerdir. Biz bu hususta da sadece birkaç örnek vermekle yetineceğiz. İlgili kaynaklarda tabiinin önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Masruk bin Acda’nın gemide bile yerden gayrisine secde etmeği câiz görmediği yer almıştır.[22]

Peki Masruk’un bu fetvayı imkansızlıktan dolayı verdiği söylenebilir mi?

Yine Kûfe’nin fakihi İbrahim-i Nahaî’nin, namaz kılarken hasırın üzerinde durduğu, secdelerini ise yere yaptığı, bize ulaşan kesin bilgilerdendir.[23]

İbrâhim-i Nahaî’nin imkansızlıktan dolayı böyle yaptığı kabul edilebilir mi? Bakınız o hasıra bile iktifa etmiyor ve secde ederken alnının bizatihi yere değmesini tercih ediyor. O böyle yapıyor; çünkü biliyor ki, secdenin yerin üzerine olması daha faziletlidir ve Allah karşısında tevazu ve küçülmenin son derecesi olan secdenin mahiyetine daha uygundur.

Yine İbn-i Abbâs’ın öğrencisi Atâ, her halükârda yer üzerine secde etmenin gerekli olduğuna fetvâ vermiştir. İbn-i Cureyh diyor; ben Atâ’ya “İnsanın şilte veya hasır parçası üzerine secde etmesi câiz midir?” diye sordum. Atâ: “Eğer alnının ve elinin altında olmazsa, dizini onun üzerine koysa bile secdesinde bir sakınca yoktur. Çünkü yüzünü yere koymaktadır” cevabını verdi.”[24]

Atâ’nın bu fetvası da aynı gerçeği gözler önüne sermektedir.

Yine Karilerin ve tabiinin büyüklerinden biri olan Ubeydet-ül Selmânî de aynı görüş üzereydi. İbn-i Sîrîn diyor; “Benim alnım yaralanmıştı, dolayısıyla da onun üzerini sarmıştım. Bu arada Ubeydet-ül Selmani’ye o sarığın üzerine secde edip edemeyeceğimi sordum. Ubeyde: “Hayır o sarığı kaldırmalısın” dedi.”[25]

Keza Urve bin Zubeyr’in yerden gayri bir şeyin üzerine secde etmekten sakındığı rivâyet edilmiştir.[26]

Açıktır ki, mezkur ihtimal ashap ve tabiinin bir ömür boyu sürekli olarak yaptığı bu amellerini tevcih etmekten âciz kaldığı gibi, bunun gerekli olduğuna ve aksinin câiz olmadığına dair olan fetvaları, onların bu icraatlarını yukarıda işaret edilen ve benzeri nedenlerle değil, aksine ellerinde onları buna mülzem kılan şer’î bir gerekçenin olduğunu göstermektedir. Peki o şer’î gerekçe neydi? Açıktır ki, Hz. Resulullah’ın icraatı ve sünneti bu hususa gerekçe teşkil etmeye yeterlidir. Çünkü o Hazret’in sünnet ve icraatı da Müslümanlara şer’î gerekçe teşkil etmektedir. Allah-u Teâlâ, Allah’ı ve âhiret günündeki saadeti dileyenler için o Hazret’in en güzel örnek teşkil ettiğini ve neyi getirmişse ona uymalarının zorunlu olduğunu bildirmiştir.[27]

Özellikle de konu şer’î bir konu olup o Hazret de: “Ben nasıl namaz kılıyorsam, siz de o şekilde namaz kılın”[28]

buyurmuştur.İlaveten, Hazret yalnızca bu icraatıyla iktifa etmemiş ve ilahi bir elçi olarak bizatihi secdenin bu şekilde yapılması gerektiği doğrultusunda sözlü açıklamalarda bulunmuş ve emretmiştir. Bizim, o Hazret’in bu doğrultuda olan açıklama ve emirlerinin tamamına burada yer vermemiz imkansızdır. Dolayısıyla sadece birkaç örnek vermekle yetinip, size ilgili geniş kaynaklara müracaat etmeyi tavsiye edeceğiz.

Hazret’in bu husustaki sözlü açıklama ve emirlerini birkaç bölüme ayırabiliriz:

a)-Çakıl üzerine secde eden Müslümanlar, yakıcı sıcaktan dolayı çakıl üzerine secde etmelerinin zorluğunu Hazret’e şikayet ediyorlar. Ama Hazret onların bu şikayetlerini görmezlikten geliyor ve onlara: “Elbisenizle veya benzeri bir şeyle alnınızı ve elinizi sıcaktan koruyabilirsiniz” demiyor. Oysa bu hususta müsaade gelse bile bu, mutlak cevâz anlamına gelmemektedir ve sadece zaruret halinde câiz olduğunu ispat edebilir. Nitekim ileride zaruret halinde buna müsaade edildiğini göreceğiz. Ashabın şikayeti hususunda bir çok hadis vardır. Biz sadece ikisini zikretmekle yetineceğiz:

1-Beyhakî, Habbab bin Ert’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Şiddetli sıcaklık nedeniyle secde halinde alın ve ellerimizin yanmasını Peygamber’e şikayet ettik, fakat Hazret şikayetimizi kabul etmedi.”[29]

2-İbn-i Mes’ud dedi ki: “Biz yakıcı sıcaklıktan dolayı Hz. Peygamber’e şikayette bulunduk, ama Hazret bizim şikayetimizi kabul etmedi.”[30]

Ehl-i Sünnet’in önde gelen alimlerinden olan İbn-i Esir “En- Nihâye” adlı kitabında yukarıda naklettiğimiz Habbâb’ın hadisini naklettikten sonra şunları kaydediyor: “Fakihler bu hadisi secdeler bölümünde zikrediyorlar. Çünkü ashap, sıcaklığın şiddetinden secde ederken elbiselerinin kenarlarını alınlarının altına koyuyorlardı. Ama bu eylemden men’ edildiler. Çünkü onlar çakıl üzerine secde etmelerinden duydukları zahmeti Resulullah’a şikayet edince, onlara elbiselerinin kenarları üzerine secde etmeye müsaade edilmedi.” Ben diyorum ki, bu hadislerden elbise dışındaki başka bir şeyle de alnın yere değmesini önlemenin câiz olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü eğer bu câiz olsaydı, Hazret ashaba evlerinden getirecekleri deri veya elbise parçası gibi başka bir şeyle alınlarını sıcaktan koruma izni verirdi. Oysa bu hadislerde böyle bir şeye cevaz verildiğinden bahsedilmiyor.

b)-Hz. Resulullah (s.a.a), secde ederken alınlarının toprağa değmesinden korunmaya çalışan ashaba alınlarını toprağa koymalarını emrediyor. Bu hususta da birçok hadis gelmiştir. Biz onlardan sadece birkaçına değineceğiz:

1- Hâlid-ül Cuhenî şöyle demiştir: “Peygamber-i Ekrem Suhayb’in secde ederken güya topraktan korunmaya çalıştığını görünce, ona: “Ey Suhayb yüzünü (alnını) toprak üzerine koy” buyurdu.[31]

2-Ümm-ül Mü’minin Ümm-ü Seleme şöyle demiştir: “Peygamber-i Ekrem, ismi Aflah olan bir hizmetçimizin secde ederken yeri üflediğini görünce ona: “Ey Aflah alnını toprağa koy” buyurdu.”[32]

3-Bir hadiste şöyle nakletmiştir: “Hz. Resulullah Muaz’a: “Secde ederken yüzünü (alnını) toprağa bulaştır” buyurdu.”[33]

4-Ebu Sâlih diyor; ben Ümm-ü Seleme’nin yanına gittim. Bu arada onun kardeşinin oğlu da geldi ve onun evinde iki rekat namaz kıldı. Ancak secde ederken toprağı üfleyince, Ümm-ü Seleme ona: “Ey kardeşimin oğlu, toprağı üfleme. Çünkü ben Hz. Resulullah’ın, Yesâr ismindeki hizmetçisinin secde ederken toprağı üflediğinde ona: “Allah için yüzünü (alnını) toprağa koy” buyurduğunu duydum” dedi.[34]

Görüldüğü üzere bu hadislerde secde ederken alnın yere koyulmasına ilaveten yerdeki tozun üflenmesinden bile sakınılmasına emredilmiştir.

c)-Hz. Resulullah (s.a.a) secde ederken sarığın alnın üzerinden kaldırılmasını emrediyor. Bu hususta da çok sayıda hadis gelmiştir. Biz onların bir kaçını örnek olarak zikredeceğiz:

1-Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Sizden biri namaz kıldığınızda sarığını yüzünden (alnından) kaldırsın. Yani sarığı üzerine secde etmesin.”[35]

2-Sâlih bin Havân-üs Sebaî şöyle demiştir: “Hz. Resulullah bir kişinin yanında namaz kıldığını gördü. O adam alnına sarık sarmıştı. Hazret onun sarığını alnından kaldırdı.”[36]

3-Ayaz bin Abdullah El-Kureyşî şöyle demiştir: “Hz. Resulullah bir kişinin sarığının üzerine secde ettiğini görünce eliyle alnına işaret ederek, sarığını alnından kaldırmasını emretti.”[37]

4-Bir hadiste şöyle geçer: “Hz. Resulullah (S. a.a) secde ederken alnından sarığı kaldırırdı.”[38]

Bu hadislerden Peygamber-i Ekrem’in zamanında toprağın üzerine secde edilmesinin lüzumunun oldukça kesin ve bilinen bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki, Müslümanlardan biri secde ederken alnını sarığın bir parçası üzerine koyarak toprağın üzerine secde etmekten sakınınca, hemen Peygamber-i Ekrem tarafından uyarılır ve ona doğru secde şekli öğretiliyordu. Oysa eğer sarığın bir parçası gibi her şeyin üzerine secde etmek câiz olsaydı, kesinlikle Hazret onları bundan alıkoymazdı.

d)-Hz. Resulullah (s.a.a) secde ederken alnın ve burnun iyice yere (toprağa) koyulmasını emretmiştir. Bu hususta da çok sayıda hadis gelmiştir. Biz onlardan sadece ikisini zikretmekle yetineceğiz:

1-Peygamber-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Sizden biri namaz kıldığında kibirinin çıkması için alnını ve burnunu iyice yere (toprağa) yapıştırsın.”[39]

2-İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Hz. Resulullah (S. a.a) şöyle buyurdular: “Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerin (toprağın) üzerine koy.”[40]

Bu ve benzeri hadisler de secde ederken alnın yerin üzerine koyulmasının gerektiğini açıkça göstermektedir.

e)-Hz. Resulullah (s.a.a) yeryüzünün kendisi ve ümmeti için secdegâh ve temizleyici kılındığını açıklıyor. Bu alanda da Hazret’ten çok sayıda hadis nakledilmiştir. Biz bu hadislerden de sadece bir kaçına değinmekle yetineceğiz:

1-Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü benim için secdegah ve temizleyici kılınmıştır.”[41]

2-Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünün tamamı bizler için secdegâh ve temizleyici kılınmıştır.”[42]

3-Hz. Resulullah’tan (s.a.a) yine şöyle nakledilmiştir: “Yeryüzü bana temiz, temizleyici ve secdegâh kılınmıştır.”[43]

Bütün muteber kaynaklarda tevatür haddinde nakledilen bu hadislerle iki hüküm beyan edilmiştir: Birincisi yerin temizleyici oluşu, yani su bulunmayan veya suyun kullanılmasının sakıncalı olduğu yerlerde abdesti gerektiren konularda yere teyemmüm edilebileceği hükmüdür. İkincisi ise, yerin secdegâh oluşudur. Dolayısıyla bu hadislerden şu sonuç çıkar: Secde ancak teyemmümün câiz olduğu şeyin üzerine yapılabilir. Açıktır ki, teyemmüm ancak yerin üzerine yapılabilir. O halde secde de ancak yerin üzerine yapılabilir. Ve nasıl ki elbise ve halı gibi şeylerin üzerine teyemmüm etmek doğru değilse, bu hadisler gereğince secde de aynı hükmü taşımaktadır.

Elbette, sonradan, Hz. Resulullah (s.a.a) gelen ruhsat üzere, şiddetli sıcaklık veya soğukluk gibi zaruret hallerinde ashabın elbiseleri üzerine secde etmelerine de izin vermiştir. Bu husustaki hadisler de çok fazladır. Ancak sözün fazla uzamaması için biz onları nakletmekten sakınıyoruz. O halde zaruret hali dışında yer üzerine ve yerden sayılan insanın tüketmediği bitkilerden hazırlanan sergiler üzerine secde etmek gerekmektedir.

Zaten Ehl-i Beyt mektebinin bağlıları olarak bizlerin de hem amelimiz bu yöndedir hem de fetvalarımız. O halde aziz kardeşim, konu sizin sandığınız gibi basit olmadığı gibi, ne olursa olsun temiz bir şeyin üzerine secde etmekten ibaret de değildir. Hayır secde yere olmalıdır. Yer de toprak, taş ve bitkilerden ibarettir. Yok, eğer siz Hz. Resulullah’ın bu sünneti ve açıklamalarına rağmen, başka bir mantık ortaya koymak istiyorsanız ve Allah’ın maksadının, ne olursa olsun temiz bir şey üzerine secde etmekti, Resulullah’ın (s.a.a) yer üzerinde ısrar etmesini de haşa anlamsız buluyorsanız, benin söyleyecek bir sözüm kalmaz.

Çünkü biliyorum ki, bu mantık sahipleri bizatihi Hz. Resulullah’ın kendi döneminde bile olmuş ve o Hazret’in gözünün içine baka baka; “Sen hata yapıyorsun; Allah’ın maksadı bu değildir” diyebilmişlerdir. Hudeybiye anlaşmasında o Hazret’e: “Sen bu anlaşmayla mü’minleri zelil ettin” anlamına gelen sözleri sarf etmediler mi?! Veya Hazret’in Abdullah bin Ubeyy’e namaz kılmak istediğinde, sanki Allah Resulü kendine inen Kur’ân’ın anlamını bilmiyor da o zatlar biliyormuşcasına, küstahça Hazret’in yakasından çekerek; “Allah seni münafıklara namaz kılmaktan men etmemiş midir?” demediler mi?!

Yahut Hazret’in son anlarında yanında bulunan ashabına: “Bana bir kalem ve sayfa getirin, size öyle bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla sapıklığa düşmeyesiniz” buyurduğunda; “Bize Allah’ın kitabı yeter, bırakın onu, ona hastalığı galebe çalmış, ne söylediğinin farkında değildir” söylemediler mi?! Ancak kesin olan bir şey var; o da Allah-u Teâlâ’nın bu mantığı kabul etmediğidir. Allah-u Teâlâ: “Resul size ne verirse onu alın, neden sakındırırsa da ondan elinizi çekin”[44]

ve “Allah ve Resulü bir işi emrettikleri zaman, mümin erkek ve kadınların kendi isteklerine göre hareket etme hakları yoktur.”[45]

buyuruyor. Her neyse, sanıyorum bu konuyu biraz fazla irdeledik. En iyisi bu konuyu Ehl-i Beyt İmâmları’ndan nakledilen bir hadisle kapatalım:

Hişâm bin Hakem diyor; ben Hz. İmâm Sâdık’a(a.s) nelerin üzerine secde etmenin câiz olduğunu sorduğumda, İmâm (a.s) şu cevabı verdi: “Secde sadece yere ve yenilen ve giyilenleri hariç, yerden bitenlerin üzerine câizdir.” Ben: “Fedan olayım, bunun sebebi nedir?” dedim. Hazret şöyle buyurdu: “Çünkü secde etmek Allah karşısında huzu etmek ve küçülmek demektir. Bu yüzden de yenilecek ve giyilecek şeyler üzerine secde etmek doğru değildir. Zira dünya oğulları, (düşkünleri) yedikleri ve giydikleri şeylerin kullarıdırlar. Halbuki secde eden, secde anında Allah’a kulluk etmektedir. Dolayısıyla da ona secde halinde dünyaya aldanmış olan dünya uşaklarının mabudu olan şeylerin üzerine alnını koyması doğru olmaz. Alnını yere koyması ise daha efdaldir. Çünkü bu, Allah’a karşı tevazu ve küçüklüğünü göstermek için daha uygundur.”[46]

Evet aziz kardeşim, diğerleri ne diyor ve nasıl yorumluyorlarsa yorumlasınlar, biz, Hz. Resulullah (s.a.a), Ehl-i Beyt’i ve ashabının büyüklerine uyarak, yere ve yerden biten yenilmeyen ve giyilmeyen, kısacası maddi değeri olmayan ve yerden sayılan şeylerin üzerine secde ediyoruz. Zaten Hz. Resululah ve Ehl-i Beyt İmamları’nın da değindiği gibi, Allah karşısında küçülmenin nihayet derecesi olan secde etmenin kendisi de bunu iktiza etmektedir. Bu zamanda da artık camiler birbirinden güzel ve pahalı sergilerle döşendiği için, ya yanımızda insanın tüketmediği bitkilerden hazırlanan seccadeler bulundurur ve onun üzerine secde ederiz, ya da küçük bir toprak parçasını yanımızda taşır ve secde ederken alnımızı onun üzerine koymakla Cenab-ı Hak karşısında nihayet derece tevazu ve küçüklüğümüzü sergileriz.

Vesselamu aleykum ve rahmetullah.

————————–

[1] -Sünen-i Nesâi , Hadis: 1071, Sünen-i Ebî Davud, , Hadis: 338, Müsned-i Ahmed b.Hanbel, , Hadis: 13982, 13983.

[2] -Ahbar-u Mekke, C.3,  S.151.

[3] -Tabakat-ül Kübra, C.6, S.79.

[4] -Muvatta-i Mâlik, , Hadis: 335, 357.

[5] -Muvatta-i Mâlik, , Hadis: 338 ve Sünen-i Beyhakî Enes�in hadisi, C.1, S.439.

[6] -Sünen-i Ebî Davud , Hadis: 1108, Müsned-i Ahmed , Hadis: 23170.

[7] -Buhârî , Hadis: 269, 1879, Müslim, , Hadis: 1993,1994,1995, Nesâi, , Hadis: 1083, Sünen-i Ebî Davud , Hadis: 760,1174, Muvatta-i Mâlik, , Hadis: 611.

[8] -El-Musannaf,, C.1, S.379, Kenz-ül Ümmâl, C.4, S,212, Sünen-i Beyhakî, C.2, S.102, Siretunâ (Allâme Eminî), S.127.

[9] -Ahkâm-ül Kur’ân (Cessâs), C.3, S.36, Müsned-i Ahmed…

[10] -Siretunâ, S.127, Sünen-i Beyhakî, C.2, S.1-21.

[11] -El-Musannaf, C.1, S.394, Sünen-i Beyhakî, C.2, S.421, Müsned-i Ahmed , Hadis: 2300, 2674,3199,4502 ve.. Sünen-i Tirmizî, , Hadis: 124, 303 Tarih-i İsbahân, C.2, S.141, Mecme-üz Zevâid, C.2, S.65, Sünen-i Nesâi, , Hadis: 271, 381, 730, Sünen-i İbn-i Mâce, , Hadis: 624, 1018, Sahih-i Müslim , Hadis: 450, Sahih-i Buhârî , Hadis: 366, 368.

[12] -Sünen-i Beyhakî, C.2, S.106.

[13] -Ahmed bin Hanbel, , Hadis: 2264.

[14] -Sünen-i İbn-i Mâce, , Hadis: 1031, Müsned-i Ahmed, , Hadis: 18186.

[15] -Sahih-i Müslim, , Hadis: 1054, Müsned-i Ahmed, , Hadis: 12733.

[16] -Sahih-i Müslim , Hadis: 1053, 1054, Sünen-i Tirmizi , Hadis: 217, Nesai , Hadis: 729, 792, Sünen-i Ebî Dâvud , Hadis: 517, 562, Müsned-i Ahmed , Hadis: 11890, 12018, 1249…, Muvatta-i Mâlik , Hadis: 226, Sünen-i Dâremi , Hadis: 1256.

[17]-El-Musannaf, C.1, S.379, Siretunâ, S.128, Kenz-ül Ümmâl, C.4, S.212.

[18]-El-Musannaf, C.1, S.367, Tuhfet-ül Ahvezî, C.1, S.273, Siretunâ, S.128, Mecme-üz Zevâid, C.2, S.57.

[19]-Kenz-ül Ümmâl, C.4, S.100, Mecme-üz Zevâid, C.2, S.126.

[20]-Sünen-i Beyhakî, C.2, S.105.

[21]-Sünen-i Beyhakî, C.1, S.107, Muvatta, C.1, S.177.

[22]-Tabakât-ül Kübrâ, C.6, S.53, El-Musannaf, C.2, S.583, Siretunâ, S.136.

[23]-El-Musannaf, C.1, S.397, Siretunâ, S.128, Tuhfet-ül Ahvezî, C.1, S.273, Mecme-üz Zevâid, C.2, S.57.

[24]-El-Musannaf, C.1, S.391, 392.

[25]-El-Musannaf, C.1, S.401.

[26]-Feth-ül Bârî, C.1, S.410, Şerh-ül Ahvezî, C.1, S.172.

[27]-Ahzab: 21, Haşr: 7.

[28]-Sahih-i Buhâri, Hadis: 595, 5549, 6705, Sünen-i Dârimi, Hadis: 1225.

[29]-Sünen-i Beyhakî, C.1, S.433 ve, C.2, S.105, 107, Sahih-i Müslim , Hadis: 981, Müsned-i Ahmed, Hadis: 20144, 20153, Sünen-i Nesâî, Hadis: 493, Sünen-i İbn-i Mâce, Hadis: 667, El-Musannaf, C.1, S.544 vs..

[30]-Siretunâ, S.127, Sünen-i İbn-i Mâce, Hadis: 668, Lisân-ül Mizân, C.2, S.63.

[31]-El-Musannaf, C.1, S.392, Kenz-ül Ümmâl, C.4, S.100.

[32]-Kenz-ül Ümmâl, C.4, S.99, El-İsâbe, C.1, S.58, Şerh-ül Ahvezî, C.8, S.86, Sünen-i Tirmizî Hadis: 348, Müsned-i Ahmed, Hadis: 25519.

[33]-İrşâd-üs Sârî, C.1, S.405.

[34]-Müsned-i Ahmed, Hadis: 25360.

[35]-Kenz-ül Ümmâl, C.4, S.212, Sünen-i Beyhakî, C.2, S.105, Siretunâ, S.128.

[36]-Sünen-i Beyhakî, C.2, S.105, Siretunâ, S.128, Üsd-ül Ğâbe, C.3, S.9.

[37]-Aynın kaynaklar.

[38]-Et-Tabakât, C.6, S.151.

[39]-En-Nihâye, (İbn-i Esir) �Rağm� maddesi.

[40]-Ahkâm-ül Kur’ân (Cessâs), C.3, S.209, Müsned-i Ahmed, Hadis: 2473.

[41]-Sahih-i Buhârî, Hadis: 323, 419, Sahih-i Müslim, Hadis: 812, 2755, Sünen-i Nesai, Hadis: 429, Sünen-i İbn-i Mâce, Hadis: 560, Sünen-i Ebî Davud Hadis: 413, Müsned-i Ahmed, Hadis: 89, 8969, 9328, 10113, 20337, 20352, Sünen-i Beyhakî, C.1, S.212 vs…

[42]-Sahih-i Müslim, Hadis: 811, Müsned-i Ahmed, Hadis: 22167 vs…

[43]-Sünen-i Beyhakî, C.6, S.291, Müslim, Hadis: 810, Buhârî, Hadis: 323, 419, Nesâî, Hadis: 429, 728, Müsned-i Ahmed, Hadis: 13745, Sünen-i Dârimî, Hadis: 1353 vs…

[44]-Haşr: 7.

[45]-Ahzab: 36.

[46]-Bihâr-ül Envâr, C.82, S.147.


Yorum Bırak

  1. muhammad ziya dedi ki:

    şia aya gore yaninizda tas tasimak zorunda değilsiniz temiz bir taş her yerde vardir hata bulunmuyorsa baş pağrmanizin ustune secd yapa bilirsiniz

  2. bir dedi ki:

    Yani peygamberimiz hic temiz bir ortu uzerinde secde etmemis mi

  3. Alevi dedi ki:

    Bir alevi olarak şiaya uyarak peygamberin sünnetinden gittiklerini söyleyenlerden daha fazla sünnetine uyuyorum bence çünkü namaz kılış şekli ve toprağa secde etme sünni hadislerde açıkça belirtiliyor.

  4. kenan dedi ki:

    a ) Torpağa secde etmek baresinde meşhur peyğember hedisi.

    Sünnü ve şie ravileri bu hedisi Peyğemberi-ekremden (s) neql etmişler: “Yer menim üçün secdegah ve teharet (teyemmüm) sebebi qerar verilmişdir.”

    Bezileri güman etmişler ki, hedisin menası budur ki, yer küresi başdan-başa Perverdigari-alem üçün ibadet yeridir ve ibadetin yerine yetirilmesi hansısa bir yere mexsus deyildir, yehudi ve mesihilerin eqideleri kimi, “ibadet yalnız kilsede ve xüsusi mebedlerde yerine yetirilmelidir”-deye tesevvür olunmamalıdır.

    Lakin azacıq diqqet yetirdikde, bu yozumun hedisin menası ile uyğun gelmediyi melum olur. Çünki Peyğember buyurur: “Yer menim üçün hem tehur (teharet), hem de secdegah qerar verilmişdir.” Bildiyimiz kimi, “tehur” olan ve üzerine teyemüm edilmesi caiz olan şey daş ve yerin torpaqlarıdır. Demeli, secdegah da torpaqdan ve daşdan ibaret olmalıdır.

    Eger eziz Peyğemberimiz (s) bu hedisi, bezi sünni feqihlerinin başa düşdüyü kimi beyan etmeli olsaydı, onda bele demeli idi: “Yer küresinin her yeri menim üçün secdegah ve onun torpağı teharet ve teyemmüm vasitesidir.” Lakin Peyğember (s) bele buyurmamışdır. Demeli, burada qeyd olunan “mescid” secdegah menasınadır, secdegahda üzerine teyemmüm edile bilesi şeylerden olmalıdır. Amma şielerin torpağa secde etmeye iltizamlı olmaları ve secdenin xalça, palaz ve s. kimi şeylere caiz olmamasını demelerine geldikde ise, esla sehve, xetaya yol vermemişler. Çünki Peyğemberin (s) gösterişine emel etmişler.

    b ) Peyğemberin (s) siresi (adet-enenesi)

    Çoxlu revayetlerden aydın olur ki, Resuli-ekrem de (s) yalnız torpağa secde etmiş, palaz, xalça, paltar ve s. kimi şeylere secde etmemişdir.

    Ebu Hüreyrenin neql etdiyi hedisde deyilir: “Peyğemberi yağışlı bir günde gördüm. O, torpağa secde edir ve (palçığın) eserleri onun alnında ve burnunda görünürdü.”

    Ayişe deyir: “Men heç vaxt görmedim ki, Peyğember (s) (secde vaxtı) alnını bir şeyle örtmüş ve ya bürümüş olsun.”

    Ibn Hecer bu hedisin şerhinde yazır: “Bu hedis gösterir ki, secdede ilk şert alının torpağa deymesidir, lakin imkan olmadıqda bu iş vacib deyildir.”

    Diger bir revayetde Peyğemberin (s) qadınlarından biri olan Meymuneden bele neql olunur: “Peyğemberi-ekrem (s) bir parça hesir üzerinde namaz qılır ve ele oradaca secde edirdi.”

    Aydındır ki, bu hedis Peyğemberin (s) hesirden olan seccadenin üzerine secde etmesini gösterir.

    Sünnülerin meşhur menbelerinde mövcud olan çoxlu revayetler Peyğemberin (s) xumreye secde etdiyini gösterir (xumre, xurma ağacının yarpaqlarından toxunmuş seccade, yaxud kiçik hesire deyilir). Qeribedir! eger şieler bu cür emel ederek namaz vaxtı hesirden olan seccadeni ayaq altına qoysaydılar, bezi teessübkeşler ve ifratçılar terefinden bidetde müttehim olunacaq, onlara qezeb nezerlerile baxılacaqdı, halbuki, yuxarıdakı hedislerde bu işin peyğember sünnesi olduğu vurğulanır.

    c ) Sehabe ve tabeinlerin tutduğu yol

    Bu behsin maraqlı meqamlarından biri de sehabelerin ve ondan sonra gelenlerin (tabein adı ile meşhurdurlar) veziyyetleridir. Bu veziyyet gösterir ki, onlar da yerin üzerine secde edirlermiş.

    Nümune üçün: Cabir ibn ebdullah ensari deyir: “Men zöhr namazını Resulullah (s) ile birlikde qılırdım. Bir qeder kiçik daş qırıntılarını götürüb o elimden bu elime verirdim ki, soyusun ve ona secde edim. Bu iş havanın şiddetli isti olmasına göre idi.”
    Bu hedis gösterir ki, Peyğemberin sehabeleri yer üzerine secde etmeye iltizamlı idiler. Hetta havanın qızmar olduğu şeraitlerde bele, özleri üçün bir çare yolu fikirleşirdiler. eger torpağa secde etmek vacib olmasaydı, bu ezab-eziyyetli işe heç bir lüzum olmazdı.enes ibn Malik deyir: “Biz qızmar bir havada Peyğemberin (s) hüzurunda idik. Xırda daş parçalarını elimize alıb, soyudur, sonra onu yere qoyaraq üzerine secde edirdik.”

    Bu tebir gösterir ki, bu mesele sehabelerin arasında adi bir iş olmuşdur.

    Ebu Ubeyde bele neql edir: “ebdullah ibn Mesud torpaq tapmayınca namaz qılmır, yaxud secde etmirdi.”

    Eger “yer” dedikde meqsed palaz, xalça olsaydı onu demeye heç bir lüzum olmazdı. Demeli yer dedikde meqsed ele torpaq, daş, çınqıldır.

    Mesruq ibn Ecdenin (Ibni Mesudun şagirdlerindendir) tercümeyi halında yazılır: “O, torpaqdan qeyri bir şeyin üzerine secde etmeye icaze vermirdi. Hetta gemiye minen zaman, özü ile bir (daş, torpaq ve s.) şeyi aparır ve onun üzerine secde edirdi.”

    Ali ibn ebdullah ibni Abbas, Rezine bele yazdı: “Menim üçün Merve dağının daşlarından düz (hamar) bir daş gönder, onun üzerine secde edim.”

    “Fethul-Bari” kitabında (“Sehihi-Buxari”nin şerhidir) neql olunan diger bir revayetde bele deyilir: “Ömer ibni ebdül eziz hesirin üzerine secde etmekle qenaetlenmirdi; o, hesirin üzerine bir qeder torpaq qoyaraq torpağın üzerine secde edirdi.”
    Bu hedislerin mecmusundan bele aydın olur ki, sehabeler ve onlardan sonra tabeinler, ilk esrlerde yere, yeni yerin daşına, torpağına çınqılına ve s. kimi şeylerine secde edirdiler. Indi eger bizim esrimizde müselmanlardan bir qurupu bu sünneni ireli çekmek isteseler, bidetçi kimi yad edilmelidirlermi?! Sünnü alimleri ve feqihleri qabağa düşerek bu Peyğember (s) sünnesini ireli çekmemelidirlermi?! Hansı ki, hemin işler Allah dergahında bendeçilik ve xüzunun son heddini çatdırır ve bu da yalnız secdenin heqiqeti ile uyğundur.
    İmam Mehdi (ə.f): “Yer üzü heç vaxt höccətsiz qalmayacaq. İstər o höccət gizli olsun, istər – aşkar.”
    اللهم صل علی محمد و آل محمد و عجل فرجهم

  5. Ercan dedi ki:

    Kardeşim taşa secde etme mazeretlerinizi sıraladığınız yukarıdaki haller özel durumlar için. Peygamber efendimizi ve ashabını sürekli taşa secde etmiş gibi kimse gösteremez. Temiz bir bez üzerinde secde etmek varken, şekilciliğin alemi neden?

    • mahsa.jafari15@yahoo.com dedi ki:

      bak kardeşim şafiği mezhepine gore bile secde edeceniz yer sert olmasi gerekir o yuzden secde edeceğin sert olmasi lazim bunda na varki ben şia bir insana gordum taş da koymadan namaz kildi siz bunu başka amaclarla kolanmayin lütfen

  6. merziyye dedi ki:

    tabiki taşa tapmıyoruz haşa o zaman onlarda seccadeye tapıyorlar mı diyelim yazık bilinçsizce konuşup tenkit edenlere

  7. dml dedi ki:

    Allah razı olsun çok güzel bilgiler veriyorsunuz.
    Allahumme salli ala Muhammed ve Ali Muhammed ve accil ferecehum

  8. hasan dedi ki:

    Allah razi olsun sınıfımda heryerde olduğu gibi sünni çok benimde şia oluduğumu biliyolar ve sürekli soru soruyolar aralarından bir ikisini mescidlerimize götürdüm çok beğendiler ve şialığın yıllardır onlara nasıl yanlış anlatıldığını anlattılar ve inanın bana öyle bi anlatmışlarki bizi abilerim,ablalarım yani yamyamdan farkımız kalmamış.Bi keresinde bana yusuf var sınıfta dediki iranda sünniler hep dövülüyormuş eziyet ediliyormuş dedi çok güldüm dedim bu haberlerin astı astarı yoktur hem suudi arabistanda cebinde topraktan yapılmış bir taş parçası taşıdı diye öldüresiye dövülen insanlar var ve bunlar haberlere çıktı dedim sustu.Ya anlamıyorum İslam bir değilmi Peygamber efendimiz S.a.a nın en çok korkutuğu şey ümmet arasında nifak değilmi??Neden böyle olmuş neden hala yapıyolar anlamış değilim…

    ALLAHUMMESALLİ ALA MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDEHUM

  9. Hüseyin Durmaz dedi ki:

    Bismillahirrahmanirrahim

    Allahummesalli ala Muhammed ve ali Muhammed

    Bu güzel ve kıymetli bilgiler için teşekkür ediyor Allah sizden razı olsun diyorum. Dualarınızı rica ediyorum.

    Allahummesalli ala Muhammed ve ali Muhammed

  10. yolcu dedi ki:

    es selamu aleykum..güzel bir site…sia üzerine bilgiler var…ben sünniyim ama bütün müslümanlari seviyorum Allah rizasi icin…emegi gecenlerden Allah razi olsun

  11. leyl dedi ki:

    çok değerli bir konu. allah razı oslun

  12. Bal Arisi dedi ki:

    Ben de yurtta namaz kılarken önceleri pek çok tepki gördüm. Resulullah’ın toprak- taş üzerine secde ettiğini kabul etmelerine rağmen bilmezlikten gelen pek çok insan var. Yazık onlara ki doğrusunu bildikleri halde bağnazlıktan öteye gidemiyorlar.