Mead

Yazar: beytül ahzan Tarih: 9 Ağustos 2009 2.2K kez okundu Usul-i Din Yorum Yok
Mead
Bu yazıyı değerlendirin

Mead inancının Kısa Bir Açıklaması

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ölüm haktır “her nefis ölümü tadacaktır.” [1]

İnsan fena ve yokluk için değil, ebedilik  ve beka için yaratılmıştır. Ölümle de yok olmayıp sadece bedeni ile ruhu birbirinden ayrılmakta ve ruh bir diyardan diğer bir diyara göçmektedir. Nitekim Resulullah (s.a.a) hadislerinde ölümü böyle tanıtmıştır.

Resulullah (s.a.a)  Bedir’de öldürülen kafirlere hitaben şöyle buyurdu: “Ey falan ve falan kimse ben Rabbimin bana vadettiğini şüphesiz ki hak buldum. Siz de Rabbinizin size vadettiğini hak buldunuz mu?” Sonra da şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olana yemin olsun ki onlar bu sözü sizden daha iyi duyuyorlar ancak cevap veremiyorlar.”[2]

KABİR ALEMİ

Kabir alemindeki sorgulama haktır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç şeyi inkar eden bizim Şiilerimizden değildir. Miracı, kabirdeki sorgulamayı ve şefaati.”[3]

Kabirde halis iman veya küfürden sorulur. Başka şeylerden vazgeçilir önem verilmez. Doğru cevap veren kabirde ruh ve reyhan ile ahirette de cennet içinde olur ve kurtuluşa erer. Kabirde insan sorguya çekildiğinde, kabir insanı sıkıştıracaktır. Kabrin sıkıştırmasından çok az insan kurtulacaktır. Kabir azabının çoğu, kötü ahlak, ve idrardan sakınmamaktandır. Kabir azabı müminler için acı,gam,hastalık,şiddet ve can çekişme anındaki zorlukların keffaret olamadığı kalmış günahları için bir keffaret olacaktır.

DİRİLİŞ HAKTIR

Olümden sonra diriliş haktır. Zira Allah’ın adaleti ve hikmeti, kullara amellerinin

karşılığını vermeyi, müjde ve korkutmasına vefa etmeyi zalimden mazlumun hakkını almayı vb. şeyleri gerektirmektedir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Bizim sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülüp -getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız.” [4]

Ey insanlar! Eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz (gerçek şu ki) biz sizi topraktan yarattık… “

İşte böyle; hiç şüphesiz Allah hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.” [5]

“İlk yaratmaya başladığımız gibi yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz.” [6]

Resulullah da şöyle buyurmuştur: “Ey Abdulmuttalib oğulları, öncü kendi halkını aldatmaz. Beni hak ile gönderene andolsun ki uyuduğunuz gibi öleceksiniz ve uyandığınız gibi de dirileceksiniz. Ölümden sonra da ya cennet ya da ateş vardır.”[7]

SIRAT HAKTIR

Sırat köprüsü haktır. Sırat cehennemin üzerine kurulu olup sonu cennet olan bir köprüdür. Tüm yaratıklar onun üzerinden geçecektir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.” [8]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Sırat kıldan ince ve kılıçtan keskindir. Bazıları onun üzerinden yıldırm gibi geçecek, bazıları atın koşması gibi geçecek, bazıları elleri ve karnı üzerine geçecek, bazıları yürüyecek, bazıları da asılı olarak geçecek ki cehennem ondan bazı şeyleri yakacak, bazı şeyleri de bırakacaktır.”[9]

Yine şöyle buyurmuştur: “Sırat, Allah’ı tanımaya giden bir yoldur. Iki çeşit sırat vardır. Bir sırat dünyada, bir sırat da ahirettedir. Dünyada olan sırat, itaatı farz olan imamdır. Onu tanıyan ve hidayetine tabi olan ahirette cehennemin üzerine kurulmuş olan sırattan geçer. Ama onu tanımayan ahiretteki sırattan geçerken ayağı sürçer ve cehennem ateşine düşer.[10]

İmam Allah’ı tanımak yoludur, söz ve fiilleriyle Allah’ın yoluna hidayet eder. Yani dünyada imamı tanıyan ve hidayetine uyan sünnetiyle amel eden,  doğru yolda yürüyen, ahlak ve amellerinde sırat-ı müstakimi takip eden kimse, ahrette de sırattan sürçmez. Nitekim Allah-u Teala Resulullah’ın dilinden şöyle buyuruyor: “Bu benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun.” Ona uyan ahiretteki sıratın üzerinden de geçip kurtulanlardan olur. Her kim bu yolu takip etmez. ve amel etmezse ahirette de sırattan düşer, helak olur.

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyuruyor: Dünyadaki sırat ifrat ve tefrititten uzak olup dosdoğu olan ve hiçbir batıla meyletmeyen bir yoldur.[11]

Bu rivayet de aynı manayı ifade etmektedir. Zira ifrat ve tefrite meyletmeyen dosdoğru yol, imam (a.s)’ın yoludur.

Sıratın üzerinde emir ve nehiyler adıyla adlandırılan, namaz, zekat, sıla-i rahim, emanet darlık, imam (a.s)’ın velayeti ve benzeri bir takım duraklar vardır. Bu hususta kusur edenler orada durdurulur ve Allah’ın o husustaki hakkı istenir. Eğer onların birinden önceden göndermiş olduğu salih bir amel veya ona ulaşan bir rahmet sayesinde kurtulursa, başka bir durağa varır. Böylece tüm engelleri aşarak kurtulduktan sonra beka yurduna varır. Orada ölüm yoktur. Ebedi bir saadet içinde yaşar ama eğer engelleri geçemezse, sürçer ve cehenneme düşer. Allah hepimizi korusun.

MİZAN (TARTl)

Mizan ve hesap da haktır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“0 gün de tartı haktır, kimin tartıları ağır basarsa işte kurtulanlar onlardır.”[12] “Kiminde tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefsilerini hüsrana uğratanlardır. cehennemde ebedi olarak kalacak onlardır” [13]

“Biz ise kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa onu getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.”[14]

İmam Sadık (a.s) ise şöyle buyuruyor: Adalet terazileri enbiya ve vasilerdir..[15]

Mizan bir şeyin değerini tayin eden ölçüdür. Kulların amellerinin doğruluğu enbiya ve vasilerinin amellerine uymakla ölçülür. Güzel ve beğenilen söz ve ahlak ta onların söz ve ahlakına uyanıdır. Doğru inançlar da onlardan alınan inançlardır.

Onlara uymayan ameller reddedilir. Onlara her yönüyle  yakın olanlar  kabule yakındır. Uzak olanlar da kabule uzaktırlar. 0 halde amel ve ilimlerin mizanları enbiya ve vasilerdir.

HESAP

Hesap haktır. Hesap dağınık sayıları toplayarak meblağını bilmektir. Allah-u Teala bir an içinde bütün yaratıkların iyilik ve kötülüklerinin neticesini ortaya koyacak güce sahiptir. “O hesap görücülerin en süratlisidir.” [16]

Allah kullarına af esnasında fazlını ve azap zamanında adaletini beyan etmek için hesap  yapmaktadır. Allah-u Teala tüm kullarının hesabını bir defada görür. Bir muhatap ile meşgul olup diğerini öylece bırakmaz.

Öyle ki, bir anda herkes kendinin muhatap olduğunu sanır. Her insan için bir kitap verilir ki, insana yaptığı tüm amellerini söyler. O kitaptan, Kur’an- ı Kerim’de şöyle bahsedilmektedir;

“Küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor.” [17]

Allah-u Teala ona kendi nefsini muhasebe etmesini söyler: “Kendi kitabını oku, bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.” [18]

Allah-u Teala ağızlarını mühürler, el ve ayakları ile tüm organları yaptıklarına şahadette bulunurlar.

“Kendi derilerine derler ki “Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Derler ki “Her şeye nutku verip-konuşturan Allah bizi konuşturdu.” [19]

Kitaplar uçuşur ve gözler onlara dikilir, acaba sağdan mı verilecek soldan mı? “Artık kitabı sağ eline verilen kişi der ki “Alın kitabımı okuyun.”[20]

“Kitabı sol eline verilen ise; der ki “Bana keşke kitabım verilmeseydi.” [21]

Sonra mizana bakar, iyilikleri mi, yoksa kötülükleri mi ağır gelecek? İyilikleri ağır mıdır, hafif midir?

“İşte kimin tartıları ağır basarsa artık o hoşnut olunan bir hayat içindedir. Kimin de tartıları hafif kalırsa artık onun da anası (son durağı) haviye’dir (uçurum). “Onun ne olduğunu sana bildiren nedir. 0 kızgın bir ateştir.”[22]

Ahirette hesap ve mizan tehlikesinden ancak dünyada kendilerini muhasebe edenler, amel söz, adım ve her anlarını şeriat tartısıyla tartanlar kurtulabilir. Nitekim rivayette de şöyle yer almıştır:

“Nefisleriniz hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz  ve (amelleriniz) tartılmadan , kendinizi (amellerinizi)  tartınız. [23]

KIYAMET GÜNÜNÜN KORKUNÇ SAHNELERİ HAKTIR

Kıyamet gününün korkunç sahneleri, uzunluğu, sıcaklığı, insanların içinde ter dökmesi, izdiham,  halkın birbiriyle düşmanlıkları, bazılarının bazılarından uzaklaşması, insanın kardeş, anne, baba, dost ve oğullarından kaçması, sürülmesi, şahitlerin çağrılması, insanın sorguya çekilmesi v.b. şeyler haktır. Nitekim bunlar Kur’an’da ve hadislerde de yer almış ve hepsi de doğru ve haktır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Nefislerinizi hesaba çekilmeden önce hesaba çekin. Kıyamette elli durak vardır ki her birisi elli yıl çeker. Daha sonra şu ayeti okudular: Melekler ve Ruh ona süresi elli bin yıl olan bir günde çıkıyorlar.”[24]

Allah yolunda hac, cihad, oruç, kıyam, müslümanın ihtiyacını gidermek, zorluğa tahammül etmek, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak vb. farizaları eda ederken dökülmeyen terler kıyamette haya ve korku sebebiyle dökülür. Uzun süre keder ve endişe içinde yaşanılır. Her kim uzun bir süre şehvetlerini kontrol eder ve sabrederek ölürse bu günde fazla bekletilmez. Resulullah’a bu günün süresi sorulunca şöyle buyurdu:

“Nefsim elinde olan Allah’a andolsun ki, mü’min için oldukça hafifletilir. Hatta dünyada kıldığı bir namazdan daha kolay gelir ona.”[25]

Kimin birinden hakkı varsa, hakkı ölçüsünde o zalimin iyiliklerinden alınır ve mazluma verilir. Böylece mazlumun iyilikleri artar. Zalimin iyilikleri yoksa mazlumun günahları alınır ona verilir. Böylece de zalimin günahları artar. Resulullah ashabına iflas edenin kim olduğunu biliyor musunuz? diye sordu. Ashab, “Ya Resulullah (s.a.a.) bize göre iflas eden dirhem ve malı olmayan kimsedir, diye cevap verdiler. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: “Ümmetimden iflas eden, namaz, zekat ve oruçla birlikte sövdüğü, iftirada bulunduğu, malını yediği, kanını döktüğü ve vurduğu kimselerle kıyamete  gelen kimsedir. Bütün bu insanlara onun iyiliklerinden verilir. İyilikleri az gelirse o zaman da bu insanların günahlarından alınıp ona verilir ve onu cehenneme atarlar “[26]

ŞEFAAT  VE  HAVUZ

Şefaat ve havuz da haktır. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: “Havuza inanmayanı Allah havuzuma bırakmaz. Ve şefaatime inanma yana da Allah şefaatimi nasip kılmaz.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Şefaatim insanlardan büyük günah işleyenler içindir. İyilik sahipleri ise aleyhlerine bir yol yoktur.”[27]

Başka bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: “Şefaatim ümmetimden şirk ve zulüm dışında büyük günahlar işleyenler içindir.”[28]

Hakeza. şöyle denilmiştir: “Müminlerden şefaati en az olan otuz insana şefaat eder.”[29] Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki havuzum Aden ile Amman arası kadardır. Suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Yıldızlar sayısınca bardağı vardır. Ondan bir yudum içen artık ebediyen susamaz.”[30]

Rivayetlerde yer aldığı üzere bu havuzun sorumlusu Hz. Ali’ (a.s)’dır. Dostlarına su içirir düşmanlarını ise ondan uzaklaştırır.[31]

CENNET VE  CEHENNEM

Cennet ve cehennem haktır. Cennet ve cehennem şu anda da vardır. Hatta insan cennet veya cehennemdeki yerini görmedikçe dünyadan göçmez. İmamlardan (as) nakledilen rivayetlerde de böyle yer almıştır.[32]

Cennet selam ve beka yurdudur. Orada ölüm ve yaşlılık yoktur. Orda hastalık, rahatsızlık, afet, gam, dert, hacet ve fakirlik de yoktur. Orası zenginlik ve saadet yurdudur. Makam ve keramet yurdudur. Orada bulunan kimselere bir yorgunluk dokunmaz ve bıkkınlık da olmaz. “Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var ve siz orda ebedi kalacak olanlarsınız.” [33]

Cennete girenlerin çeşit çeşit lezzetleri vardır. Bazıları meleklerle birlikte Allah’ı takdis ve tesbih lezzetini elde ederler. Bazıları ise çeşitli yiyecekler, içecekler, meyveler, tahtlar, huriler, ebedi hizmetçiler, ipekler vb. nimetler ile rızıklanırlar. Herkes istediğini yer. Yediklerini defetmezler, onları misk gibi ter damlaları şeklinde dışarı atarlar. Onlara hamd ve tesbih ilham edilir ve dünyada iken büyüyüp ihtiyarladıkları gibi orda gittikçe artan bir güzellik ve kemal elde ederler.

Cennetin sekiz kapısı vardır ki her kapısının genişliği dörtyüz yıllık mesafe kadardır. Cehhennem ise kafir ve asilerden intikam almak ve zillet yurdudur:

“Onlar için ne karar verilir, ki böylece ölüversinler ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir.” [34]

“Orada ne serinlik tadacaklar ne de kaynar sudan ve irinden başka bir içecek.” [35]

Yemek istediklerinde onlara zakkum verilir. Yardım isterlerse katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup yakan bir su ile yardım edilir. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir o. Onlar sanki uzak bir yerden seslenir: “Rabbimiz bizi ateşin içinden çıkar eğer yine küfre dönersek artık gerçekten zalimler oluruz.” [36] Onlara şöyle denir: “Onun içine siniverin ve benimle söyleşmeyin.” [37]

“Ey Malik (bekçi) Rabbin bizim işimizi bitirsin” diye haykırdılar. 0 “Gerçek şu ki siz, (burda) kalacak olanlarsınız.” dedi. [38]

“Onun yedi kapısı vardır. Onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.” [39]

CENNETİ VEYA CEHENNEMİ HAKKEDENLER

Cennet iman ehli içindir. Büyük günah işlemeyen veya işleyip de tövbe edenler içindir. Veya şefaat ve rahmete nail olanlarındır. Cehennem ise şirk, küfür ve inkar ehli olanlar için ebedidir. Ama, büyük günah işleyip de tövbe etmeden ölen müminler iman sevabına nail olmak için azap sürelerince ateşi tattıktan sonra cehennemden kurtulacaklardır. Onlar, azabı işledikleri günahlar dolayısıyla tadacak ama sonra rahmet ve şefaat sebebiyle kurtulacaklardır.

Bazı rivayetlerde yer aldığı üzere tevhid ehli cehenneme girince değil ondan çıkınca elem hissedeceklerdir. Bu elem de onların yaptıkları günahların cezası olacaktır. Allah kullarına zulmetmez.

Allah bir amele sevap vadetmişse mutlaka vadine vefa edecektir. Allah vadinden dönmez. Bu amele ceza vadetmişse de onu kendisi bilir. Eğer cezalandırsa adalet ve eğer affederse fazlıyla davranmış olur. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar.” [40]

———————

[1] Al-i İmran / 185

[2] Sahih-i Buhari, c.5, s.97

[3] Emali-i,Seduk 49. Meclis, 5. Hadis

[4] Mü’minun /  115

[5] Hacc / 6

[6] Enbiya / 104

[7] Itikadat, 19. Bab

[8] Meıyem / 71

[9] Emali-i Saduk, 33. Meclis, 4. Hadis

[10]  Bihar, c.8, s.66, 3. Hadis

[11] Meani, s.33, 4. Hadis

[12] A’raf / 8

[13] Mü’minun / 103

[14] Enbiya / 47

[15] Bihar, c.7, s.249, 6. Hadis

[16] En’am, / 62

[17] Kehf, / 49

[18] İsra /  14

[19] Fussilet /  21

[20] Hakka / 19

[21] Hakka / 25

[22] Karia / 6-11

[23] Bihar, c.70, s.73, 26. Hadis

[24] Bihar, c.7, s.126, 3. Hadis

[25] Bihar, c.7, s.123

[26] Bihar, c.72, s.6

[27] Emali-i Saduk, 2. Meclis, 4. Hadis

[28] Bihar, c.8, s.38,, 18. Hadis

[29] İtikadat, 21. Bab, Resulullah’dan naklen

[30] Sünen-i Tirmizi, c.3, s.300

[31] İtikadat, 20. bab, s.117

[32] Bihar,c.8,s.119, 6. Hadis

[33] Zuhruf / 71

[34] Fatır / 36

[35] Nebe / 24-25

[36] Mü’minun / 107

[37] Mü’minun / 108

[38] Zuhruf / 77

[39] Hicr /44

[40] Nisa / 48


Yorum Bırak