Kıyamet Şafağında

Yazar: beytül ahzan Tarih: 2 Mart 2010 7.2K kez okundu Usul-i Din Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin


İnsanlar mezarlarından kalkarak koşmaya başlar, sanki özel bir hedef tablosu kurulmuştur.

Bu insanlar bir an önce o hedefe ulaşmak gayretindeler.

Ağlar gözlerle etraflarına bakarlar;

“Sanki dikili bir şeye doğru koşuyorlarmış gibi, o gün kabirlerden hızla çıkarlar…

Gözleri düşkün bir haldedir. Kendilerini de zillet bürür. İşte bu, onlara vaat edilen gündür.”[1]

Ve şöyle derler:

“Eyvah bize! Bizi mezarımızdan kim diriltti? Bu Rahman’ın vaat ettiği şeydir ve peygamberler doğru söylemişler.”[2]

“(O gün) boyunlarını uzatıp, başlarını göğe dikerler. Kirpikleri hareket bile etmez. (Çünkü nereye baksalar azabın şiddetini görürler.) Kalpleri ise (düşünce ve ümitten yana) bomboştur”[3]

İlahi azabı gördüklerinde şaşkınlık içerisinde kendi kendilerine şöyle sorarlar;

Burası neredir?

Kesinlikle kıyamet kopmuş, burası da kıyamet duraklarından birisidir!

Acaba kıyamet mi koptu? Derler.

Evet, kıyamet kopmuştur. Ben dünyada iken duymuştum şöyle derlerdi:

“Hesaba çekilmeden kendini bir muhasebe et. Zira kıyametin elli durağı vardır, her durağın arası da bin yıldır.”[4]

Ancak ben denilenleri asla dikkate almıyor, yorulmadan yanlış yoluma devam ediyordum.

Vah vah! Allah’ım beni kurtar! Ama hangi tarafa koşacak olursan daha fazla hayrete düşüyordun ve orada artık hiç kimse seni düşünmek dahi istemiyordu.

Günler ardı ardına geçer, ıstırabın daha da artar, ne yapacağını bilmezsin.

Bir başka durakta rahatlarım diye kendini avutursun, ancak tam aksine diğer durağa yaklaştıkça çığlıklar artmaktan ve onun korkunç uğultusu her yeri sarmaktadır.

Bazılarının nefesleri gırtlarında sıkışmış…

“Onları yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlara dayanır, yutkunur dururlar…”[5]

Bu manzarayı görünce korku ve ıstırap daha da artmakta, o velvele sırasında kendine sorarsın:

“Acaba akıbetim ne olacak?

Nereye gidiyorum?

Hesabım ne zaman bitecek?

Cevap veren kimse yoktur.

Herkes kendi düşüncesinde, herkesin kendine soracakları vardır…

… Ve sen bu korku ve yalvarış içinde üçüncü durağa ulaşacaksın.

O anda, nerede olduğunu daha yeni anlayacaksın.

Etrafında bulunanlardan günah ve sevapları hakkında soru sormaya başlayacaksın.

“Birbirlerine dönüp sorarlar.”[6]

Her biri farklı bir cevap verir.

Onların her verdikleri cevap senin acına bir yeni acı katıyor ve seni daha fazla korku ve dehşete düşürüyordu.

Bu duraktan geçmeği beklerken uzaktan kardeşini görürsün. Hızla ona doğru koşar ve ona şöyle seslenirsin:

“Ey kardeşim! Kardeşim! Buraya gel, buraya! Ben buradayım!”

Fakat o, seni görünce senden korkarak kaçmaya başlar. Sen onu takip ederek ona ulaşmaya çalışırsın.

Ancak sen hızlandıkça, o senden daha hızlı bir şekilde senden uzaklaşır.

Sen yorgun, ümitsiz ve bitkin bir şekilde onu takip etmekten vazgeçer ve durursun artık.

Kan ter içerisinde kalmışsındır. Terin gözlerine inip onu yakmaya başladığında onu silmeye çalışırsın ama nafile.

Sıkkın bir vaziyette başın aşağıda ilerlemek istediğinde baban seni görür ve sana seslenir.

Ama sen yaptığın günahlardan dolayı utanarak babandan kaçmaya başlarsın. Kendi kendine:

“Bu sahneden bir an önce kaçıp kurtulmam gerek.” dersin!

Bu sırada bir ses, senin bütün bedenini sarıverir:

“Kötülük kazanmış olanlara gelince; her kötülüğe aynıyla ceza verilir ve onların yüzlerini zillet bürür. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur. Yüzleri adeta kap karanlık bir gecenin parçalarıyla kaplanmış gibidir. Onlar, ateş ehlidirler. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar.”[7]

“Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”[8]

Bu sesleri duyunca kendi kendine şöyle dersin:

“İşte o gün insan: “Kaçacak yer nerede?” der. Hayır. Hiçbir sığınak yoktur.”[9]

Bir önceki yerine dönüp onca kalabalık topluluk arasında, o kıyamet sahnesinde akrabalar ve arkadaşlarını aramaya başlarsın.

Onlardan birini bulduğunda yardım dilersin, o da sana şöyle der:

“Bana yardımcı olabilirsin diye ben de seni arıyordum, eyvahlar olsun bana!”

…Ve sen rahatsız, üzgün ve şaşkın bir halde akıbetinin ne olacağını düşünürken kendi kendine:

“Acaba kurtulmam için bir yol var mı?” diye sorarsın.

Bu sırada bir ses sana şöyle seslenir:

“Dünyada bana ortak koştukların nerede? Koştuğun ortakları yardımına çağırsana!”[10]

Ona şöyle cevap verirsin:

“Allah’a andolsun Rabbim biz müşrik değildik.”[11]

Bu yalanla birlikte dudaklarına mühür vurulur.

“Dil ve dudaklar yerine bedenindeki deriler, eller ve ayakların yaptığın günahlar ve sapkınlıklarına şahitlik ederler.”[12]

Yavaş yavaş perdeler aralanır ve gerçekler ortaya çıkmaya başlar. O anda yalan konuşup, inkâr etmenin anlamsız olduğunu anlarsın.

“Her insanın amellerini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış halde karşısında bulacağı bir kitap çıkarırız.”[13]

O anda İmam Musa Kazım’ın (as) şu sözünü hatırlarsın:

“Dünyada kendinden gafil olup, her gün kendi muhasebesini yapmayan bizden değildir.”[14]

Kendi kendine şöyle dersin:

“Keşke dünyada hak rehberlerin sözlerine uysaydım! Böylece gerçek insanlık yolunu bulurdum ve bencil insanların izinden gitmezdim.”

Ancak bunun için geçtir, kurtuluşun için hiçbir yol kalmamıştır. Sen utanç içerisinde ve başın aşağıda şöyle feryat edersin:

“Allah’ım! Beni cehenneme göndermen, bu içinde bulunduğum durumumdan daha iyidir.”

Ama bu ilahi azabı tatmalısındır;

“Onu senden uzaklaştıracak güce sahip hiç kimse yoktur.”[15]

——————————–

1-Mearic, 44

2-Yasin, 52

3-İbrahim, 43

4-İlmu’l- Yakin (Allame Meclisi), s.912

5-Mumin, 18

6-Saffat, 27

7-Yunus, 27

8-Saffat, 24

9-Kıyamet, 10-11

10-Kasas, 62-64

11-Enam, 23

12-Biharu’l-Envar, c.7, s.413

13-İsra, 13

14-Camius-Saadet (Neraki), c.3, c.92

15-Mearic, 2

——————————–

“Kıyamet Yakındır” kitabından alıntıdır.

Yazar: Ali Şirazî   Sayfa:17


Yorum Bırak