Mukaddes-i Erdebili (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 20 Haziran 2010 2.2K kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok
Mukaddes-i Erdebili (ra)
Bu yazıyı değerlendirin


[Ö. H/993, M/1572]

DOĞUM YERİ VE EĞİTİMİ

Onuncu asır Erdebil şehrinde Şii bir ailelerinin birinin evinde bereketli bir çocuk dünyaya geldi. Babası Muhammed ona Ahmed adını verdi.

Ahmed başlangıç ilimlerini tahsil ettikten sonra, maneviyat ve irfan basamaklarını birer birer tırmanır. Daha sonra ilmini kemale erdirmek için Necef’e hicret ederek İmam Ali (a.s) yanında tahsiline devan etti.

Nakli ilimler ve fıkhı Şehid Sani’nin öğrencilerinden olan Seyyid Ali Saig’in yanında öğrendi.[1]

Ahmed (r.a) tam bir ilim aşığıydı. Ömrünü gaflet içinde geçirmedi. Karşılaştığı ve gittiği her diyardaki âlimden istifade ediyordu. Şiraz’a hicret ederek büyük filozof Cemalettin Mahmud’un huzurundan akli ilimleri tahsil etti. Tek ideali ilim ve ameli birlikte yaşamaktı. Takva ve zahitliği kendine ilke edinerek “Mukaddes” lakabını aldı.

BAŞKALARININ GÖZÜNDE MUKADDES-İ ERDEBİLİ (R.A)

Mukaddesi Erdebili (r.a) âlimler arasında övülmüş, ismi sıkça anılan ve herkesin önünde saygıyla eğildiği büyük bir fakih, muhaddis ve abitti. Muhakkik Erdebili’yle (r.a) muasır olan Seyyid Mustafa Tefrişi (r.a) şöyle naklediyor:

“Onun azameti, vakarı, güvenirliği ve makamı anlatılanlardan daha büyüktür. Öyle ki kalem kâğıt ve cümleler onun vasfından acizdir. O döneminin en büyük fakihi ve muhaddisiydi. Bununla birlikte yaşadığı dönemin en abit ve takvalı şahsiyetlerindendi.”

Şeyh Hürr-i Amuli onun hakkında şöyle diyor: “Ahmed b. Muhammed Erdebili (r.a), âlim, erdem sahibi, araştırmacı, takvalı, zahit, abit ve güvenilir büyük bir fakihti.”

Allame Meclisi (r.a) ise onu şu cümleler ile övüyor:

“Mukaddes-i Erdebili (r.a) nefis tezkiyesi, takva, züht ve fazilette önceki ve sonraki âlimler arasında eşine ender rastlamadığım güzide bir âlimdi.”[2]

MUKADDES-İ ERDEBİLİ (R.A) VE SAFEVİ PADİŞAHLARI

Safevi padişahları siyasi ve toplumsal konularda Şia fakihlerine saygı gösterir, onlar ile görüş alışverişinde bulunur ve kendilerine yol göstermeleri için istişare ediyorlardı. Bu saygı kendi makam ve siyasi konumlarını korumak veya Şiilerin desteğini arkasına almak için de olsa Şia fakihleri bu durumdan yararlanarak İslam ve Ehlibeyt mektebini tebliğ ettiler. Safevilerin İslam ve Ehlibeyt (a.s) mektebine ettikleri hizmetleri göz ardı etmek inkâr edilmez bir gerçektir. Sefevi döneminde Şia mezhebi resmi mezhep olarak ilan edildi. Şia âlimleri birçok eserini bu dönemde yazmış ve neşretmişlerdir. O dönemde fakihlerin toplum ve Safevi padişahları üzerinde büyük bir etkisi ve ağırlığı vardı. Mukaddes-i Erdebili’de ortamın uygunluğundan yararlanıp Şia ve İslami tebliğ eden fakihlerden biriydi. Safevi padişahlarının davetini geri çevirip Necef’i terk etmese de oradan Şiileri ve Safevi Sultanlarını irşat etmekteydi.

Safevi hükümeti görevlilerinden biri Şah Abbas’ın hışmına uğramış ve can korkusundan firar ederek Mukaddesi Erdebili’ye (r.a) sığınır. Mukaddes-i Erdebili (r.a) Şah’a şöyle bir mektup yazar:

“Ey Safevi padişahı Abbas! Şunu iyi bilesin ki bu şahıs önceden zalim olsa da şu anda mazlum konumundadır. Eğer onun hatalarını affedersen yüce Allah’ta senin hatalarından bir kısmını affeder.

Velayet şahının kulu Ahmed Erdebili.

Bu mektup Şia âlimlerinin Safevi padişahlarının emirlerinde ve hizmetlerinde olmadıklarının bir göstergesidir. Görüldüğü üzere Mukaddes-i Erdebili (r.a) mektupta padişahı övmüyor ve kendini İmam Ali’nin (a.s) kölelerinden biri olarak tanıtıyor.

Şah Abbas, Mukaddesi Erdebili’nin (r.a) isteğini kabul ederek şöyle bir cevap yazar:

“Emirlerinizi canla başla kabul ettiğimi ve şu muhibbi de hayır dualarınızda unutmamanızı huzurlarınıza arz ederim.

“Ali dergâhının köpeği Abbas.”[3]

MUKADDES-İ ERDEBİLİ (R.A) EĞİTİM KÜRSÜSÜNDE

Mukaddes-i Erdebili (r.a) Necef İlimler Havzasının yeniden canlanmasını ve eski haline dönmesini sağladı.

Ayetullah Seyyid Hasan Sadr (r.a) şöyle yazıyor: “Mukaddes-i Erdebili döneminde Necef’e ilmi hicretler başladı. İlim âşıklarının uzaktan ve yakın beldelerden buraya akın etmeleri sonucu Necef İlimler Havzası eski günlerdeki canlılığına kavuştu.”

Mukaddes-i Erdebili (r.a) yaşadığı sürece İslam ve Şia mektebine büyük hizmetler etti. Özellikle ahlak ve nefis tezkiyesi alanında seçkin öğrenciler yetiştirdi. Yetiştirdiği öğrencilerin her biri kendi dönemlerinin büyük fakihleri ve muhaddisleri oldular.

Yetiştirdiği öğrencilerden bazıları:

1-Şeyh Hasan (r.a), Şehid-i Sani’nin oğlu.

2-Seyyid Muhammed (r.a), Şehid-i Sani’nin torunu.

3-Mir Feyzullah Tefrişi (r.a)

4-İnayetullah Kuhbayeyi (r.a)

5-Molla Abdullah Şuşteri (r.a)

MUKADDES-İ ERDEBİLİ’NİN (R.A) ESERLERİ

Mukaddesi Erdebili (r.a) sıkı çalışmalarının yanı sıra İslam âlemine özellikle de Şia âlemine değerli ve paha biçilmez esreler bıraktı. O değerli eserlerden bazıları:

1-İstiynasu’l Maneviye

2-Bahru’l Menakib

3-Hadikatu’ş-Şia

4-Zubdetu’l Beyan fi Ayati’l Ahkâm

5-Menasiku’l Hac

6-Mecmau’l Fayde vel Burhan’u fi Şerh’i İrşad

Mukaddes-i Erdebili (r.a) mütevazı bir kişiliğe sahipti. Özellikle öğrencilerine karşı oldukça alçakgönüllüydü. Öğrencilerinden Şeyh Hasan Lübnan’a tebligata giderken üstadından kendisine nasihat etmesini istedi. Üstadı ona yazdığı nasihatlerin sonuna şöyle bir not yazdı: “Bu nasihatleri Allah’ın kulu Ahmed, mevlasına yazmıştır. Umulur ki bunlara amel edesin”.

MUKADDES-İ ERDEBİLİ’NİN (R.A) KERAMETLERİ

Fakir ve yoksullara yardım etmek Mukaddesi Erdebili’nin üstün sıfatlarındandı. Kuraklık ve kıtlığın yaşandığı ve fakirlerin feryatlarının yükseldiği bir yılda kendi ailesi için hazırladığı yiyecek, un ve buğdayları fakirlere dağıttı. O, fakirler aç iken kendi ailesinin tok olmasına razı olmuyordu. Bu durumu gören hanımı; “Niçin bu kuraklık ve kıtlıkta kendi yiyeceklerimizi ve buğdayları fakirlere veriyorsun?” Çocuklarım başkalarına el mi açsınlar? dedi. Mukaddes hanımına cevap vermeden evden çıkarak İtikâf için Kûfe Mescidinin yolunu tutar. İtikâfının ikinci günü adamın biri bir miktar un ve buğday getirip Mukaddesin evine vererek şöyle der:

“Ev sahibi mescitte İtikâf etmektedir, bunları o size gönderdi.” Mukaddes-i Erdebili (r.a) birkaç günlük itikâftan sonra eve döndüğünde hanımı; “Gönderdiğin un ve buğday çok lezzetliydi.” dedi. Olup bitenlerden habersiz olan Mukaddes bunun Allah’ın bir lütuf ve rahmeti olduğunu anladı. Bunun üzerine Allah’a hamd’ü senada etti. Bu büyük ibadet ehli fakihin hayatında buna benzer onlarca kerametler görülmüştür. Biz burada o kerametlerden ikisini zikretmekle yetineceğiz:

1-Mukaddes-i Erdebili’nin (r.a) öğrencilerinden ve onunla yakından irtibatta olan Mir Feyzullah şöyle der: “Ben medresede İmam Ali’nin (a.s) türbesinde odaların birinde kalıyordum. Bir gece ders ve mütalaa ettikten sonra hava almak için dışarı çıkıp etrafıma bakınıyordum. Ansızın adamın birinin aceleyle türbeye doğru gittiğini gördüm. Kendi kendime; “Bu adam türbenin kandillerini ve mumlarını çalmaya gelen hırsız olmasın dedim.” Adamın haberi olmadan gizlice onu takip etmeye başladım. Türbeye doğru hareket etti. Kapıya yaklaşınca biraz durakladı. Kapının kilidi açılarak yer düştü ve kapı açıldı. Yoluna devam etti. İkinci ve üçüncü kapılarda kilitler kendiliğinden açıldı. Mezarın yanına giderek selam verdi ve mezardan selamının cevabı geldi. Ben adamın sesini tanıdım ve İmam Ali (a.s) ile ilmi bir mesele hakkında konuştuğunu fark ettim. Cevabını aldıktan sonra türbeden ayrılarak Kûfe Mescidine doğru yola koyuldu. Beni fark etmeyecek şekilde onu takibime devam ettim. Mescitten içeri girdiğinde Mihraba doğru ilerledi. Orada da büyük bir zatla ilmi bir mesele hakkında konuşup cevabını alarak ayrıldığını anladım. Ben takibatıma devam ediyordum.

Şehrin giriş kapısına vardığımızda hava aydınlanmıştı. Şehre girmeden yüksek bir sesle; “Ey Mevla-mız ben ilk başından beri sizi izlemekteyim. İlmi meseleleri konuştuğunuz o zatların kim olduklarını bana söyler misiniz? dedim. Mukaddes-i Erdebili (r.a) bu sözümü duyunca benden hayatta olduğum sürece bu konuları kimseye söylemeyeceğime dair söz aldıktan sonra şöyle dedi:

“Ey evladım! Kimi zaman bazı meseleleri anlamadığımda türbeye gelip sorularımı İmam Ali’ye (s.a) soruyordum. O’da soruların cevabını veriyordu. Bu gece de her zamanki gibi soru sormak için türbeye gelmiştim. Meseleyi anlattım mevlam İmam Ali (a.s): “Oğlum diye buyurdu; “İmam-ı Zaman (a.f) Kûfe mescidindedir. Git meseleni ona sor! Kûfe Mescidinde gördüğün o zat İmam Zaman (a.f) idi.[4]

2-Bir gece Resul-i Ekrem’i (s.a.a) gördüm. Hz. Musa (a.s) yanında oturmuştu. Mukaddes-i Erdebili’-de yanlarındaydı. Hz. Musa (a.s) Mukaddes-i işaret ederek Resul-i Ekrem’e (s.a.a): “Bu adam kimdir?” diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kendisine sor? diye buyurdu. Hz. Musa (a.s) Mukaddes’e: “Sen kimsin? diye sordu. Mukaddes: “Adım Ahmet’tir. Muhammed’in oğluyum. Erdebil’liyim ve falan adresteki evde oturuyorum diye cevap verdi. Hz. Musa (a.s) hayretle: “Ben sana sadece ismini sordum. Bu kadar tafsilata gerek yoktu diye buyurdu. Bunun üzerine Mukaddes-i Erdebili; “Allah’u Teâlâ size elindeki nedir diye sordu. Ancak siz detaylı bir şekilde cevap verdiniz. Niçin o kadar tafsilatlı cevap verdiniz? Hz. Musa (a.s) Resul-i Ekrem’e (s.a.a) dönerek yerinde ve doğru buyurmuşsun: “Ümmetimin âlimleri Ben-i İsrail peygamberleri gibidir.”[5]

MUKADDES-İ ERDEBİLİ’NİN (R.A) VEFATI

Hicri 993 yılının Recep ayında Erdebil’de doğan fekahat güneşi bir ömür Şia ve İslam âlemini aydınlattıktan sonra Necef’te battı. Dünyada Ehlibeyt (a.s) aşkı ve muhabbetiyle yaşamış bu arif ve zahit âlim İmam Ali (a.s) türbesine defnedildi.

————————————

[1]-Ayanu’ş-Şia, c.7, s.154.

[2]-Biharu’l Envar, c.1, s.42, “Allame Muhammed Bakır Meclisi.”

[3]-Fevaidu’l Razeviye, s.42.

[4]-Biharu’l Envar, c.5, s.147, “Allame Muhammed Bakır Meclisi.”

[5]-Kısasu’l Ulema, s.354.

——————————–

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar


Etiketler:

Yorum Bırak