Şeyh Fazlullah (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Ocak 2011 2.8K kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok
Şeyh Fazlullah (ra)
Bu yazıyı değerlendirin

[Ö. H/1227, M/1806.]

DOĞUMU VE TAHSİLİ

Şeyh Fazlullah (r.a) hicri 1259 yılında Mazende-ran’ın Laşek köyünde ilim ehli, mümin, takvalı ve emin bir ailede dünyaya geldi.

Mukaddime ilmilerine Nur kasabasında başladı.[1] Daha sonra Tahran’a hicret ederek Satıh derslerini bitirene kadar orada ikamet etti.

İlmini geliştirmek için Necef’e giderek Habibullah Reşti ve Şeyh Razi gibi Necef İlimler Havzasının büyük üstatlarının derslerine katıldı. Bir müddet sonra büyük şahsiyet Mirzai Şirazi’nin derslerine katıldı. Mirzai Şirazi’nin dakikliği ve derslerinin mükemmelliği genç talebeyi kendisine âşık etmişti. Mirzai Şirazı Samerra’ya hicret ettiğinde Şeyh Fazlullah’ta üstadıyla birlikte oraya gitti. Samerra’da sekiz yıl o zatın ders okyanusundan kana kana içti. Bu üç büyük üstattan aldığı dersler Şeyh Fazlullah’ı seçkin ve büyük bir fakih etti.

Hakikatte ilmi Mirzai Reşti’den, müdüriyyet ve siyaseti Mirzai Şirazi’den öğrenmişti.

VATANA DÖNÜŞ

Bir taraftan İran’ın içtimai ve siyasi durumu diğer bir taraftan da üstadının Mirzai Şirazi’nin halkı irşat ve hidayet için kendisini davet etmesi Mirza’nın hicri 1303 yılında oraya gitmesine neden oldu.[2] Şeyh Mirza Fazlullah Tahran’da cemaat namazları kıldırıyor ve kitaplar yazıyordu. Fıkıh ve usul gibi İslami ilimlere olan hâkimiyeti sayesinde kısa bir zamanda ders toplantıları büyük âlim ve muhaddislerle doldu.

ÖĞRENCİLERİ

Şeyh Fazlullah’ın (r.a) ilmi derecesini o zatın yetiştirdiği öğrencilerden anlamak mümkündür. Yetiştirdiği her öğrencisi kendi dönemlerinde mercilik makamına oturarak Şia âleminin önderliğini üstlenmiştir.

Onlardan Bazıları:

1-Şeyh Abdülkerim Hairi (r.a), Kum İlimler Havzasının kurucusu.

2-Aga Hüseyin Kummi (r.a)

3-Aga Seyyid Mahmud Maraşi (r.a), Ayetullah Uzma Necefi Maraşi’nin babası.

4-Seyyid İsmail Maraşi (r.a)

5-Molla Ali Müderris (r.a)

6-Mirza Ebu’l Kasım Kummi (r.a)

7-Şeyh Hasan Tahrani (r.a)

8-Allame Muhammed Kazvini (r.a) [3]

KALICI ESERLERİ

Şeyh Fazlullah (r.a) tüm faaliyet ve tedrislerinin yanı sıra kalıcı ilmi eserler de kaleme almıştır.

Yazdığı eserlerden bazıları:

1-Risale-i Manzum-i Fıkhi

2-Beyaz

3-Kaidetu’z-Zemani’l Yed

4-Sahife-i Gaimiyye

5-Tahrimi Meşrutiyyet

6-Feraidu’l Usul eserine Haşiye [4]

ŞEYH FAZLULLAH (R.A) DÖNEMİ

Şeyh Fazlullah (r.a) dönemi Mirzai Şirazi’nin (r.a) tarihi fetvasıyla tütün ve nargileyi yasakladığı dönemlere rastlamaktadır. O sıralarda Şeyh, Tahran’da Mirzai Şirazi (r.a) tarafınden İran âlimlerinin öncülüğünü yapmaktaydı. Tahran’da Mirzai Şirazi’nin (r.a) vekili olarak halkın sığınağı konumundaydı.[5]

Nasiruddin (r.a), Şah’ın öldürülmesiyle, saf ve tecrübesiz oğlu Muzafferuddin Şah hükümet başına geçti. Onun hükümet başına geçmesiyle ülkenin ve halkın durumu kötüleşti. Fakir ve sıkıntılı halk tütün ve nargile yasağındaki mücadelenin başarısını bildiği için örgütlenerek hâkim düzeni değiştirmeye kalkıştı. Bu amaçla gizlice çeşitli örgütler oluştu. Bu oluşumların en önemlisi Ayetullah Tabataba’inin kurduğu örgüttü. Bu kargaşalı ortamda Belçikalı gümrük memuru Meysurmuj cübbeli hoca elbiseli resimleri yayımladı. Bunu İslam ve din âlimlerine hakaret sayan öfkeli halk ülke genelinde eylemlere başladı. Ayetullah Tabatabai ve Ayatullah Behbahani gibi büyük fakihler halkın önderliğini yapıyordu. Âlimler Hz. Abdülaziz Hasani’nin türbesinde toplanarak Şah’tan şeraite dayalı adil bir düzen talep ettiler. Şah, halkın isteğini kabul etti. Fakat Şah Aynuddevle şahsi çıkarları ve görevinin kısıtlandığını görünce itiraz ederek halkı tutuklatıp zindanlara attırdı. Bunun karşısında halk sokaklara dökülerek yürüyüşler ve itirazlara başladılar.

Adalet ve Şeriat yanlısı grupların önderleri olan Ayetullah Tabatabai ve Ayetullah Behebahani, Şeyh Fezlullah’ın toplumdaki saygınlığı ve konumundan dolayı Şeyh Fazlullah ile görüşerek ondan kendi saflarına katılmasını istediler. Şeyh Fazlullah onların bu isteklerine cevap verdi: “Ben Şeriat ve din âlimlerine hakaret edilmesine karşıyım. Sizi bu mücadelenizde yanlız bırakmayacağım ve yaptığınız her işte yanınızda yer alacağım.”

İNGİLİZ KONSOLOSLUĞUNDA EYLEM

Din âlimlerinin mukaddes Kum kentine hicretiyle şehir boşaldı. Perişan ve üfkeli halk ortamı İngiliz sömürüsü için müsait ettiler. Bu fırsattan istifade eden İngilizler, ”Devlet halka saldırıyor!” şayialarıyla halkı kışkırtarak konsoloslukta bir araya topladı. Konsoloslukta toplanan halka Hacı Eminu’z-Zarb, Hacı Şahrudi elebaşlığı yapıyordu. Bu grup adalet ve şeriat sloganları atıyordu. Görünüşte bu solaganlara İslami çehresi vardı. Ancak altında başka şeyler yatıyordu. Bu eylemler yavaş yavaş batı rengini alarak hükümet meşrutiyete dönüştürüldü.

Mücadele ve kıyamın ilk sloganı olan şeriate dayalı adil düzen yerini Meşrutiyet ve Milli Meclise bıraktı. Meşrutiyet Hükümeti’nin ne olduğunu bilmeyen ve hatta telaffuzunu bile doğru edemeyen halkın birçoğu İngilizlerin bu oyununa geldiler.

Kum âlimlerinin Tahran’a gelmesiyle, Muzaffe-ruddin Şah, meclisine İslami hükümet kurmalarını emretti. İngiliz konsolosluğunda yemek yiyen grup İslam Meclisi adına kurulan hükümete itiraz ederek adının Milli Meclis olarak değişmesine neden oldular.[6]

ANAYASANIN YAZILMASI

Şeyh Fazlullah ve Tahran’ın diğer âlimleri anayasa kanunlarının hazırlanmasında ısrarla İslam ve Şeriat ibaresinin yer alamsını istiyorlardı. Ancak batı zihniyetli meşrutiyet yanlıları Avrupa ve batı kanunlarından yanaydı. Şeyh ve taraftarlarının meclisteki sayılarının azınlıkta olması ve çoğunluğun oluşturduğu muhaliflerin baskısıyla anayasa batı anayasasına göre düzenlendi. Bu karardan sonra Şeyh ve taraftarları iftira ve hakaretlere maruz kalmaya başladılar. Hatta milletvekillerinden biri şöyle dedi: “Şeyh Fazlullah’a makam ve riyaset verilmediği için itiraz ediyor.” Şeyh sesini duyurabilmek için Rey şehrine giderek Hz. Abdülaziz Hasani’nin türbesinde eyleme başladı.

SON GÜNLER

Şeyh ve grubu samimi ve inançlı bir şekilde mücadalelerine devam ediyorlardı. Muhaliflerin baskısı gün geçtikçe çoğalıyordu. Şeyh’in taraftarlarını yakaladıkları yerlerde öldürüyorlardı. Bu kargaşalı günlerde Sa’dud-Devla Şeyh’e; “Ben Rus ve İngiliz konsolosluklarıyla görüştüm. Güvenliğin için oraya sığınabilirsin.” dedi. Haberi duyan Şeyh’in taraftarları sevindiler. Şeyh şiddetle buna ret cevabı verdi. Şeyh’ten tarafsız olmasını ve evinin üzerine bu olaylarda parmağı olmayan Hollanda bayrağını dikmesini istediler. Şeyh şöyle dedi: “Bayrağımız yabancı konsoloslukların üzerine mi dikilsin? Nasıl olur da şeriat ve din adamları başkalarının bayrağı altına sığınmayı reva görür?”

Şeyh bir başka öneri karşısında şöyle dedi: “Yetmiş yıl bu sakalı İslam yolunda ağarttıktan sonra, yabancıların bayrağı altına girmem reva mıdır?”

Sonunda arzularını gerçekleştirdiler ve Şeyh’in evine saldırdılar. Şeyh’i tutuklayarak emniyete götürdüler. Mahkemesi Recebin on üçünde Gülistan şehrinde kuruldu. Şeyh’in muhaliflerinden olan bir emniyet görevlisi şöyle naklediyor: “Altı kişilik mahkeme heyyeti Şeyh’in karşısına geçti. Mahkeme başkanlığını yapan Şeyh İbrahim, Şeyh’e hakaretamiz sorular sorarak onu küçük düşürmeye çalışıyordu. Hâkim, Şeyh’e; “Ben senden daha âlimim! Yaptıklarını anlat şimdi. dedi. Şeyh: “Üzülerek söylüyorum ki param bitti. Eğer param olsaydı eyleme devam edecektim.” dedi. Şeyh, duruşma sırasında namaz için izin istedi. Cübbesini mahkeme salonuna sererek öğle namazı kıldı. Fakat ikindi namazı için müsaade etmediler. Hâkim, tekrar Şeyh’in eylemleri hakkında sorular sordu. Bu esnada emniyet amiri yavaşça içeri girerek Şeyh’in arkasındaki sandalyeye oturdu. İçeri girmesinden Şeyh’in haberi olmadı. Fakat birkaç dakika sonra Şeyh, mahkeme heyetine; “Yükrem (emniyet amiri) hanginiz? Diye sordu. Adını işiten herkes ayağa kalktı. Mahkeme heyetinden biri saygı ve ihtiramla Şeyh’e Yükrem’i gösterdi. Şeyh oturduğu yerden soluna dönerek kaşlarını çattı ve kızgın bir şekilde; “Yükrem sen misin?” diye sordu.

Yükrem: “Evet, benim dedi. Yükrem, Şeyh’e hitaben; “Şeyh Fazlullah sen misin?” diye sordu.

Şeyh; “Evet, benim. dedi.

Yükrem; “Meşrutyeti haram eden âlim sen misin?”

Şeyh; “Evet, benim dedi ve ekledi; “Kıyamete kadar da haramdır. Meşrutiyeti kuranlar dinsiz, fasık ve hilekâr kimselerdir.

Şeyh’in ağzından çıkan bu sözlerle salonu büyük bir sessizlik bürüdü. Mahkemedekiler korkudan titriyorlardı. Mahkeme Şeyh’in idamına karar verdi. İdam, Tahran’daki Tophane Meydanında infaz edilecekti. Şeyh’i Tophaneye götürürken kalabalık halka şöyle bir baktı ve başını gökyüzüne kaldırarak şu ayeti okudu: “Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum.” (Mü’min 44) Tophane Meydanına kalabalık bir halk kitlesi toplanmıştı. Kalabalıktan dolayı büyük bir izdiham yaşanıyordu. Askerler yolu açmak için halkı sağa sola itiyorlardı. Bu sırada Şeyh vefalı hizmetçisi Nadiali’yi gördü ve onu yanına çağırdı. Hizmetçisi hemen Şeyh’in yanına geldi. Halk Şeyh’in son anlarında ne söyleyeceğini merakla bekliyorlardı. Şeyh cebindeki keseyi çıkararak Nadiali’ye verdi ve şöyle dedi: “İçindeki mühürü çıkar ve kır?” Şeyh bu hassas anda dahi kendisinden sonra mühründen suistimal edilmesini istemiyordu. Daha sonra Şeyh’i idam sehpasının üzerine çıkardılar. Şeyh halka son konuşmasını yaparak şöyle dedi: “Allah’ım! Sen şahit ol ki, ben bu halk için senin Kuran’ın üzerine yemin ettim.

Allah’ım! Sen şahit ol ki, bu son nefesimde dahi bu halka tekrar söylüyorum; “Bunlar insanları aldatan dinsiz kimselerdir. Koydukları yasalar İslam dinine karşıdır. Benimle sizin mahkemeniz Resul-i Ekrem’in (s.a.a) huzuruna kalsın!”

Yaşlı Şeyh zayıf bedeniyle korkmadan idam sahpesinde yiğitçe halkı ilahi dine çağırdı ve düşmanlarından beri olmaya davet etti. İpi Şeyh’in boğazına geçirmeden önce şöyle bir öneri daha sundular: “Bu kanuna imza at ve idamdan kurtul.” Şeyh şöyle cevap verdi: “Dün gece rüyamda Peygamberi (s.a.a) gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Yarın gece benim misafirimsin! Ben böyle bir yasaya asla imza atmam.”[7] Bu sözlerden sonra Şeyh darağacına asılarak idam edildi. Şeyh şehadetiyle sonraki nesillere büyük bir fedakârlık dersi verdi.

ŞEHADETTEN SONRA

Şeyh’in (r.a) temiz bedeni darağacından indirilip emniyete götürüldü. Emniyetteki o satılmış zalimler Şeyh’in bedenine saldırarak ellerindeki tüfek kabzası ve tekmelerle cansız bedenini kana buladılar. Şeyh’in cesedini ilk günlerde ailesine vermediler. Birkaç gün sonra ailesi cenazeyi onlardan teslim alarak evlerinde sakladılar. Ailesi yaklaşık 18 ay sonra bedenini Kum şehrine götürüp Hz. Masume’nin (s.a) türbesindeki odalardan birine defnettiler.

———————–

[1]-Payidari ta Pay-i Dar, s.139, “Ali Ebu’l Hasani.”

[2]-Hatırati Siyasi, s.17.

[3]-Paydari ta Pay-i Dar, s.305, “Ali Ebu’l Hasani.”

[4]-Şeyh Fazlullah Nuri ve Meşrutiyet, s.29-30.

[5]-Tahrim-i Tenbaku, s.179, “İbrahim Teymuri.”

[6]-İslam ve Muktaziyat-i Zaman, s.159, Murtaza Mutahhari.

[7]-Seyyid Cemaleddin ve Şeyh Nuri Faciae-i Asr , s.163.

———————–

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar


Etiketler:

Yorum Bırak