Seyyid Abdullah Şubber (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 24 Kasım 2010 2.9K kez okundu Yakın Tarih 4 Yorum
Seyyid Abdullah Şubber (ra)
Bu yazıyı değerlendirin


[Ö.H/1242, M/1821]

ŞUBBER HANEDANI

Hille, Şubber hanedanının zuhur ettiği yerdir.[1] Hasan b. Muhammed b. Hamza’nın nesebi dokuz vasıtayla İmam Zeynelabidin’e (a.s) ulaşmaktadır. Bu hanedanın on birinci evladı Muhammed Rıza Necef’te dünyaya gelerek bu hanedanın fazilet ve şerefine bir yenisini daha ekledi. Bu büyük arif ve zahit Kazmeyin’de Mütecabu’d-D’ave (duası anından kabul olan) lakabı ile tanınmaktaydı. Bu lakabın o zata verilmesinin ilginç bir hikâyesi vardır.

Bir gün Bağdat’ta kuraklık baş gösterir. Osmanlı valilerinden Said Paşa yağmur yağması için halkın üç gün oruç tutmalarını emreder. Oruçlu halk üçünçü günü hüzünlü ve gözü yaşlı bir halde Said Paşa ile yağmur namazı kılarak dua ederler. Ancak dua ve namazlarının bir etkisi olmaz ve Allah rahmet yağmurunu göndermez.

Said Paşa’nın bu başarısızlığından haberdar olan Seyyid Muhammed Rıza, Kazımeyin halkına ihlâslı bir niyet ile üç gün oruç tutup yağmur namazına hazırlanmalarını ister. Kazmeyin halkı büyük arifin buyruğu üzerine ihlâs ile üç gün oruç tutarlar. Yalınayak ve kırık bir kalp ile “Berasa Mescidine” taraf hareket ederler. Seyyid Muhammed Rıza halkın önünde hareket ediyordu. Başını gökyüzüne kaldırarak Allah’a dua etmeye başlar. Seyyid’in duası bitmeden gökyüzünde yağmur bulutları belirmeye başladı. Kısa bir sürede Allah rahmet yağmurunu susuz topraklara yağdırdı.[2]

DOĞUM YERİ

Hicri 1188’de Seyyid Muhammed Rıza (r.a) Necef’ten Kazmeyin’e hicret etmeden önce yüce Allah Şubber hanedanına Abdullah’ı ihsan etti.[3]

Abdullah diğer çocuklar gibi büyüyordu. Babası büyük bir ciddiyet ve titizlikle oğlunun eğitimi üzerinde duruyordu. Bir gün kalbinin meyvesi oğluna şöyle dedi: “Ömrünün bir gününü bile ilim tahsilinden başka bir şeye ayırırsan hakkımı sana helal etmem.”

Babasının bu sözü Abdullah’ı o kadar etkilemişti ki ders ve ilim tahsilinden geri kaldığı gün baba sofrasından yemek yemeği kendisine reva görmüyordu.

Bir gün Abdullah’ın arkadaşı onu mürekkebini satarken görür. Merakla yanına yaklaşarak: “Baban senin bütün ihtiyaçlarını karşılıyor, niçin mürekkebini satıyorsun? Diye sorduğunda Abdullah şöyle cevap verir: “Bugün hastalığım nedeniyle ders çalışamadım. Bu yüzden babamın sofrasından yemek yemem doğru bir davranış olmaz.”

Abdullah anne ve baba şefkatiyle ilim tahsiline devam ediyordu. Ne yazık ki bu durum fazla sürmedi. Hicri 1208 yılında babası Seyyid Muhammed Rıza hakkın rahmetine kavuşarak Şubber ailesini yasa boğdu.

Seyyid Abdullah (r.a), babasının ölümünden sonra Seyyid Muhsin Ereci’nin (r.a) derslerine katıldı. O büyük fakihten öğrendiği ilimler ile o dönemin büyük şahsiyetlerinden oldu.[4] Seyyid Ali Tabatabai, Mirza Muhammed Mehdi Şehristani, Mirza Ebu’l Kasım Kummi, Şeyh Esedullah Kazımi, Kaşifu’l Gita gibi dönemin büyük fakihlerinden içtihat izni alarak o zatların takdirlerini kazanmıştır.

Kaşifu’l Gita Seyyid Şubber’i (r.a) şu sözlerle övmektedir:

“Şüphesiz öyle bir şey yaptı ki herkesi hayrete düşürdü. Akıl ve nakil üstatları önünde saygıyla eğildi. Yazdığı kitaplarla çözülmeyen düğümleri çözdü. Acele etme! İlmin son basamağına geldiğinde yavaş ol ki çözülmemiş önemli bir mesele kalmasın.

ŞİA MEKTEBİNİN TAKLİT MERCİİ

Gün geçtikçe Seyyid Abdullah Şubber’in (r.a) şöhreti her tarafa yayılıyordu. Irak’ın büyük fakihi Seyyid Muhsin Ereci ve Şia âleminin taklit mercii Kaşifu’l Gita’nın vefat etmesiyle sönen güneş Irak’ın Kazmeyin şehrinden yeniden doğdu. Seyyid Şubber (r.a) 43 yaşında taklit mercii oldu.

Seyyid Şuber’in (r.a) öğrencilerinden biri üstadını şöyle anlatıyor: “O kadar etkili konuşurdu ki onu dinleyen herkes kendini onun maneviyat dolu akıcı sözlerine kaptırırdı.

Seyyid Şubber (r.a) babası gibi fakir ve düşkünlere özel bir ilgi gösterirdi. Hastalarını ziyaret eder, maddi ve manevi destekteklerini onlardan esirgemezdi.[5]

Seyyid Şubber’in (r.a) hayatı hakkında geniş bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. O kaleminde saklıydı. Tüm uğraş ve meşguliyetine rağmen çok sayıda değerli ilmi kitaplar yazdı. Bazı kitaplarını bir gecede bazılarını akşamın ilk saatlerinden gecenin yarısına kadar yazıp bitirdiği nakledilir.

Seyyid’in (r.a) başarısının sırrı neydi? Bir insan bu kadar kısa bir zamanda bu kitapları yazması nasıl mümkün olabilir? Öğrencilerinden biri şöyle naklediyor: “Bir gün üstat İmam Cevad’ın (a.s.) ziyaretinden sonra Şeyh Müfid ve üstadı Ebu’l Kasım Cafer b. Kavluveyh-i Kummi’nin mezarlarının yanı başında durup fatiha okudu. Seyyid’in yanında olan üstatlardan biri Seyyid’e; “Efendim, dedi; size iki soru sorabilir miyim? Seyyid:” buyurun sorun, dedi.”

Birincisi: Bu kadar uğraş arasında geçiminizi nasıl temin ediyorsun?

İkincisi: Bu kadar çok kitabı nasıl yazdınız?

Seyyid başını aşağıya eğdi ve biraz düşündükten sonra şöyle cevap verdi:

”Geçimim Allah’ın lütfu ve merhametiyledir. Ama bu kadar kitap yazmam konusuna gelince bu da İmam Hüseyin’in (a.s) bana inayetidir; Rüyamda mevlam bana şöyle buyurdu: “Oku ve kitap yaz! Kalemin ölünceye dek kurumayacak!”

SEYYİD ABDULLAH ŞUBBER’İN (R.A) ESERLERİ

Seyyid Allah’ın yardımı ve İmam Hüseyin’in (a.s) inayetiyle İslam âlemine çok değerli eserler kazandırdı. Onlardan bazıları:

1-Camiu’l Maarif’i vel Ahkâm (20 cilt)

2-Misbahu’l Zelam (8 cilt)

3-el-Misbahu’s Sati’i (6 cilt)

4-Safvetu’t-Tefasir (4 cilt)

5-Ravetu’l Abidin (2 cilt)

6-el Burhanu’l Mubin’i fi Fethi Ebvab’i Ulum-i Eimmeti’l Masumin[6]

SEYYİD ABDULLAH ŞUBBER’İN (R.A) ÖĞRENCİLERİ

Kazmeyin fakihi birçok kaleme aldığı eserin yanı sıra çok sayıda da öğrenci yetiştirdi.

Öğrencilerinden bazıları:

1-Şehid Seyyid Ali Amuli (r.a)

2-Seyyid Muhammed Masum Necefi (r.a)

3-Şeyh Hüseyin Mahfuz Amuli (r.a)

4-Abdünnebi Kazimi (r.a)

5-Şeyh İsmail b. Esedullah Testeri Kazımi (r.a)

6-Seyyid Haşim b. Razi Ereci Kazimi (r.a)

7-Şeyh Ahmed b. Muhammed Ali Belaği (r.a)

SEYYİD ABDULLAH ŞUBBER’İN VEFATI

Şia’nın meşhur fakihi hicri 1242 yılının Recep ayında 54 yaşında ebedi yurduna göç ederek dostlarını gözyaşlarına boğdu. Seyyid’in cenazesine oğlu Seyyid Hasan namaz kıldıktan sonra babası Seyyid Muhammed Rıza’nın yanında toprağa verdiler.

—————

[1]-Misbahu’l Envar Kitabının Mukaddimesi.

[2]-Fevaidu’r-Razaviyye, s.534.

[3]-Maarifu’r-Rical fi Teracimi’l Ulema, c.2, s.9.

[4]-Ahlak Kitabı Mukaddimesi, S. Abdullah Şubber.

[5]-Ahlak Kitabının Mukaddimesi.

[6]-Tefsiru’l Kuran Mukaddimesi, S. Abdullah Şubber.

—————

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar


Etiketler:

Yorum Bırak

  1. Ceydaa_Gunactii dedi ki:

    Cok Guzel bir Site Buldugum icin Cok Mutluyum
    Bu platform oldukça yararli bilgiler içeriyor. Siteniz google reader’a ekledim vakit buldukça takip etmeye çalisacagim. Soru ve cevaplarla siteye katkida bulunmak isterim.

    Iyi günler dilerim…

  2. sinem_kasapciyann dedi ki:

    Selamlar
    Ben internete girmek icin internet explorer kullanmaktayim. Ancak internet explorerda birden cok sayfa actigimda firefox cokmekte. Bu tarz bir problemle karsilasan arkadaslar varsa ve bana yardimci olurlarsa cok sevinirim.
    iyi gunler…

  3. Elmeddin dedi ki:

    Bismillahir rahmanir rahim
    Hamdolsun alemlerin Rabbine
    ve Selam olsun mevlamız Muhammede ve Onun ter-temiz Ehli Beytine

    bundan sonra… Esedullah kardeşim, doğrudur şii alimlerinden Kuranın tahrif edildiğine iman edenler olmuştur ama onlar Kuranın tamamen değiştirildiğine ve tahrif edildiğine değil sadece bazı ayetlerden “Ali”, “Ali Muhammed” lafzlarının çıkarıldığına inanmışlardır. bu alimler hatalıdırlar ve Şiilerde, Şii alimleride, EHli Beyt a.s mezhebide bu alimlerin hatalı olduğunu, bu görüşlerinin de bazı zayıf rivayetlerden kaynaklandığını beyan etmişlerdir. Şiiler asla Kuranın tahrifine iman etmezler, aksine Kuranın tahrif edilmediğine inanmak Şiilerin mezhebinin esasını oluşturuyor. çünkü Rasulullah s.a.a “ben size 2 emanet bırakıyorum ki, onlara tutundukca asla sapıklığa düşmezsiniz: Kuran ve itretim, Ehli Beytim” buyurmuştur. Rasulullah s.a.a bu hadisinde sapmamk için şart koşmuştur ki, bu şart Kuran ve Ehli Beyte a.s sarılmaktır. açıktır ki, Kuran ve Ehli Beyte a.s sarılmaktan maksat Kuranı ve ya Ehli beyti a.s bağrına basmak, Onlara a.s sarılmak değil akaid, ahkam, sünnet, hadis, tefsir, din ve İslamı onlardan almaktır. bu yüzden Kuran tahrif edilmiş olsa Şiilerin mezhebi ortadan kalkar. Şiilerin Kuran hakkındakı inançlarını incelemen için link bırakıyorum: http://www.velayet.com/index.php/topic,16214.msg101346.html#msg101346

    Şiilerin Kuranın tahrifine iman eden alimleri rahmetle anmasına gelince, burada şaşılacak bir şey yok kardeşim. onlar din ve mezheb için büyük uğraşlar vermiş kimselerdir. ve bu sözleri (Kuranın tahrifini) de İslama zarar vermek için değil bazı hadislerin zahirine aldanmaları ve bazı zayıf rivayetleri sahih zannetmeleri yüzündendir. yani bur bir hatadır, isteyerek İslam ve Müslümanlara zarar vermek değildir. kaldı ki, Ehli sünnette de tahrife inanmış alimler hatta sahabeler vardır. ama Ehli sünnet o alim ve sahabeleri tekfir etmiyor, sünnilerde onları hayırla anıyorlar. hayat hikayelerini anlatıyorlar. Ehli sünnet alimleri ve sahabelerden Kuranın tahrifine iman edenler hakkında da link bırakıyorum: http://www.velayet.com/index.php/topic,4493.msg71594.html#msg71594

    o yüzden kardeşim inan bu tür belgeleri yamak, bu konuda hata etmiş, hatalı davranmış olan alimlerimizi yaymak sadece ve sadece kafirlerin yararınadır. Allah hepimizi doğru yola hidayet etsin. Allaha emanet ol, selam aleykum

  4. Esedullah dedi ki:

    aynı durum. Şubbarda tahrife iman etmiş birisi. bu konudakı haberlerin mütevatir düzeyde olduğunu dile getirmiştir: http://img829.imageshack.us/img829/5114/seyyidabdullahbbr.jpg