Seyyid Ali Hamaney’in Kısaca Hayatı -3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 21 Ocak 2011 4.7K kez okundu Yakın Tarih 2 Yorum
Bu yazıyı değerlendirin

İSLAM İNKILÂBI ŞURASI

Rehberlik makamından sonraki makam; inkılabı ko­rumak için İmam Humeyni’nin emriyle kurulan İslam İnkılabı şurasıdır.

Şehit Ayetullah Beheşti bu konuda şöyle diyor: “Paris’te Hz. İmam tarafından kurulan İslam İnkılabı Şurası’nı ben, Mutahhari, Musevi Erdebili, Dr. Bahüner ve Rafsancani teşkil ediyorduk. Daha sonra Meşhed’de olan Ayetullah Hamaney bize katıldı.”

Ayetullah Hamaney bu konuda şöyle diyor: “Merhum Şehit Mutahhari kaç kez bana telefon ederek Tahran’a gelmemi istedi. Ama Meşhed’de yoğun çalışmalarım ve görevimin çok ağır olmasından dolayı gecikiyordum. Nihayet o zaman Paris’te bulunan İmam (r.a.) Tahran’a gelmemi emretmeleri üzerine Tahran’a geldim.

Tahran’da Şehit Mutahhari’nin evinde yapılacak bir toplantıya katılmam gerektiğini söylediler. O toplantıda İslam Şurası’nın tüm üyeleri vardı, işte ben orada bu şuraya üye olduğumu öğrendim, daha önce haberim yoktu”

İMAMI KARŞILAMA KOMİTESİ

İmam’ın İran’a gelişini karşılamak için merkezi “Refah Medresesi” olan İmam’ı karşılama komitesi ku­ruldu.

Ayetullah Hamaney Hz. İmam’ın propaganda ve idari işler sorumluluğunu üstlendi; gerçekten çok zor olan bu işi en iyi bir şekilde yürüttü. Çünkü o günler her taraftan eğitmen isteniyordu; diğer taraftan İmam’ın görüşmelerini düzenliyor; konuşmalarını yayın merkezlerine ulaştırıyor ve saptırıcı batı yanlısı propagandalarını yalanlıyordu. Özellikle Komünistlerin ve Milliyetçilerin ihanetlerini tek başına açıklıyor ve halkı yönlendiriyordu.

KOMÜNİSTLERİN KOMPLOSU

Komünistler Şah yönetiminin son günlerinde, İslam İnkılâbını sosyalist inkılâba çevirmek için fırsattan istifade ederek Kereç yolu üstünde olan Jeneral Motor Fabrikası’nı en uygun yer olarak seçtiler ve kendi elemanlarını toplayıp teşkilatlandılar.

Bu iş için, Komünistlerin giriştiği bu iş ancak çökmekte olan Şah rejimini güçlendirerek halkın zaferini biraz daha geciktirecek, komplolar hazırlamak için müstekbirlerin eline yeni bir fırsat geçmesini sağlayacaktı.

Bütün gazetelerde yayınladıkları bildiriler sayesinde komünist fikirler taşıyan öğrenci, işçi ve halktan toplam beş yüz kişiyi toplamışlardı.

Bu haber İmam’ın propaganda bürosuna ulaşınca Şehit Beheşti ile Şehid Diyaleme’nin aralarında olduğu bir kaç âlim girişimde bulundularsa da bir sonuç alamadılar.

Ayetullah Hamaney de iki defa oraya gidip onları dağıtmak için kısa bir konuşma yaptıktan sonra geri döndü.

9 Şubat’ta bu fabrikada olan beş yüz komünist, sekiz yüz işçi gitgide güçleniyor ve silahlanıyorlardı. Bu gurup, zalim rejime karşı yapılacak toplu halk ayaklanmalarında Müslümanlara ihanet edip iç savaşa yol açabilecekti. Bu ise İslam İnkılâbı için ciddi bir tehlike oluşturmak üzereydi.

Ayetullah Hamaney bu işi tek başına kendi üzerine aldı. Tahran’ın Refah Medresesi, öğrencilerinden ona destek veren bir grupla birlikte fabrikaya gitti. Ayetullah Hamaney ikindi vakti oraya vardı ve bin bir zahmetle kürsüye ulaşıp mikrofonu ele geçirerek konuşmaya ve sorulara cevap vermeye başladılar.

Sorularına karşılık aldıkları cevaptan rahatsız olan Komünistler topluca marşlar okumaya, alkış çalmaya başladılar. Akşam ezanına kadar böyle devam etti. Akşam ezanı okunup, cemaat namazı ilan edildi, bunun üzerine komünistler elektrikleri kestiler. Daha sonra Müslüman işçileri bunlardan koparabilmenin en iyi yolunun cemaat namazı olduğu düşünülerek Müslüman olanlardan cemaat namazı kılmak için fabrikanın bahçesine gelmeleri istendi. Akşam ezanından iki buçuk saat sonra Ayetullah Hamaney’in imametiyle fabrikanın bahçesinde namaz kılındı, işçiler namaza katıldı, komünistler de salonda kaldılar.

Ertesi gün işçiler komünistleri fabrikadan zorla çıkardılar. O gece Ayetullah Hamaney yedi saat ayakta kalarak onlara konuşma yaptı ve onları ikna ederek İslam İnkılâbının önündeki bu ciddi tehlikeyi de kaldırmış oldu. Böylece Ayetullah Hamaney’in gayretiyle İslam İnkılabı için ciddi tehlikeler doğurabilecek olan bir komplo daha önlenmiş oldu.

1978 yılında İslam İnkılâbı Şurası tarafından savunma bakanlığı vekili olarak atandı. Daha sonra sa­vunma bakan yardımcılığını kabul etti.

Yine 1978 yılında İslam İnkılâbı devrim muhafız­ları yönetmeliğine getirildi.

DEVRİM SONRASI MÜCADELESİ

İslami Şura Meclisi’nin birinci devre seçiminde bir buçuk milyona yakın oy alarak meclise girdi.

1980 yılında Şehit Beheşti ve arkadaşlarına karşı düzenlenen patlama olayından bir gün önce Tahran Ebuzer Camiinde konuşma yaptığı sırada münafıklar tarafından suikast düzenlenerek ağır yaralandı. Bu suikasttan sonra Hz. İmam Humeyni (r.a) Hz. Ayetullah Hamaney’ye hitaben verdiği mesajda şöyle diyordu: “Resulullah’ın (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) soyundan, İmam Hüseyin b. Ali’nin (Allah’ın selamı üzerine olsun) evlatlarından, İslam ülkesine hizmet eden; savaş cephesinde fedakâr bir asker, mihrapta eğitici bir öğretmen, Cuma ve cemaatta güçlü bir hatip, inkılâp sahnesinde yönlendirici bir rehber olmaktan başka bir suçu olmayan şahsınıza karşı, İslam ve İnkılap düşmanları düzenledikleri bu suikast çirkin yüzlerini göstermiş ve sizin, hak ve halkın yanında, zalimlerin karşısında olduğunuzu kendi elleriyle ispatlamış oldular.

Biz Allah’ın ve velisi İmam-ı Zaman’ın (canımız ona defa olsun) huzurunda gündüzleri savaş cephesinde ve cephe arkasında hizmet eden, geceleri ise Allah yolunda mihrabda ibadete koyulan askerlerle iftihar ediyoruz. Aziz Hamaney! Savaş cephesinde asker, cephe gerisinde alim elbisesiyle bu zulüm görmüş halka yaptığınız hizmetlerden dolayı teşekkür eder ve hizmetlerinizin devamı için Allah-u Teala’dan bir an önce sağlığınıza kavuşmanızı niyaz ederim.”

CUMHURBAŞKANLIĞI

Şehit Recai ve Bahüner’in şahadetinden sonra Cum­hurbaşkanlığına aday oldu ve o zamana kadar görülmemiş büyük bir oyla İran İslam Cumhuriyeti­nin üçüncü cumhurbaşkanı olarak seçildi.

TARİHİ CUMA NAMAZI

Ayetullah Talagani’nin Allah’ın rahmetine kavuşmasından ve Munteziri’nin sahne dışı bırakılmasından sonra İmam Humeyni (r.a) tarafından 1979 yılında Tah­ran Cuma imamlığına tayin edildi. Onun büyük cesaretini gösteren 13 Mart 1984 tarihli heyecan dolu Cuma namazı hiç bir zaman unutulmadı, unutulmayacak da.

O gün namaz saflarında İs­lam düşmanları tarafından yerleştirilmiş bombaların patlamasıyla onlarca şehit ve yaralının sesleri, havaya yükselen toz toprak Cuma namazının kılındığı yeri sarmıştı; diğer yandan havadan müstekbirlerin en gelişmiş uçakları aynı anda namaz kılınan yeri bombayla tehdit ediyor; yerden uçaksavarlar aralıksız ateş ediyordu. Bütün bunlara rağmen Cuma imamının soğukkanlılıkla hutbesine devam etmesi sayesinde halkta en ufak bir tedirginlik göze çarpmadı. O günkü Cuma namazı, onun güçlü ruhu, imanı ve cesareti sayesinde olu­şan dost ve düşmanı hayrete düşürecek özel bir huzu ve huşuyla eda edildi.

Bu tarihi cuma namazıyla ilgili İmam Humeyni (r.a) şu mesajı vermiştir. “O Cuma namazının nurlu ve coşkulu topluluğunu asla unutmam; bir yandan bombalar patlıyor, havadan uçaklar tehdit edip, aşağından uçak savarlar aralıksız ateş ediyor­lardı. Bu sırada özellikle halkın durumunu seyret­mek için bakıyordum; hiç kimse yerinden kıpırdamamış saflar dizili ve Cuma imamı halkın canına, ruhuna işleyen etkili, heyecan dolu hutbesine devam ediyordu. Bu sırada Cuma imamının sözleriyle co­şan halk hep birden “Allah-u Ekber” “Biz şehit olmaya geldik” diye feryat ediyor­lardı.”

İMAM HUMEYNİ (R.A)’İN VEFATI

İslam Cumhuriyetinin kurucusu büyük âlim, yüce arif, yılmaz savaşçı; maddi dünyadan huzurlu ve mutmain bir kalple ayrılarak milyonlarca insanı göz yaşları içerisinde manevi âleme ayak bastı.

O bugünün korkusunu içinde taşıyan yerinin doldurulmazlığına inanan kimselere güven verecek ve kendisinden sonra bu ilahi sorumluluğu üstlenebilecek, hakkını eda edecek kimsenin olamayacağı endişesini ortadan kaldırmak için şöyle diyordu:

“O (Seyyid Ali Hamaney) gerçekten rehberliğe layıktır.”

Diğer bir defasında da yanındakilere, “…sizin adamınız var.” diyor. Onlar, “kimdir?” deyince, orada bulunan Hamaney’e işaret ederek: “Hamaney’dir diyordu.

İmamın kızı Zehra Mustafavi şöyle diyor: “Rehberin Vekilinin sahne dışı olunmasından önce İmam’ın huzurundayken ona rehberlik konusunda ne düşündüğünü sordum. O Ayetullah Hamaney’nin ismini söyleyerek O (Hamaney) Veli-i Fakih için gerekli içtihat derece­sine sahiptir buyurdular.”

On milyonlarca gözü yaşlı insan; velisini, arifini, seyidini uğurlarken; şehitlerinin kanına olan aşkları, İslam İnkılâbına olan bağlılıklarından kaynaklanan güçle aynı günün güneşi ile birlikte rehberlik gü­neşlerinin batımına izin vermediler.

Uzmanlar Konseyi olağanüstü toplanıp, kesin bir karar alarak; Allah’ın yardımı, İmam’ın tavsiyeleri, halkın muhabbeti gölgesinde en doğru seçimi gerçekleştirdiler. İmam’ın bu âlemden ayrıldığı günlerde, Allah’ın bu ilahi lütfü idare gücüne sahip, emin, takvalı, dirayet sahibi, aydın, arif, yiğit ve Hüseyni bir Seyyid’in rehberlik makamına gelmesi ile mümin, Müslüman, mustazaf yürekler serinledi; kendileri için bir ümit peşinde olan emperyalist, faşist, ateist, sömü­rücü tüm güçlerin oluşturduğu küfür cephesi ümit­sizliğe düştü.

Bu güne dek yeryüzü haritasında emperyalizme, faşizme her türden zulme karşı mücadele verenler, verdiklerini iddia edenler; bugün onların sinsi ellerinde oyuncak haline gelmiş, hatta onların safında yer alıp gerçek ve tavizsiz mücadelenin bayraktarlığını yapan İslam cephesine karşı zavallıca bir saldırganlık içine girmişlerdir. Oysa bugün insanca ve akıllıca bakan her insan; bütün bir yeryüzü haritasında her türden emperyalizme, tüm faşist sömürücü güçlere karşı kararlılıkla tavizsiz direnmenin şanlı bayrağının İslam cephesinin lideri konumunda olan Ayetullah Hamaney’in elinde olduğunu görecektir. Bu bayrak tarih­ boyunca sadece İslam inancı ve ideolojisinin sembolü olmuştur; Bu bayrak Firavun karşısında Musa’nın, Nemrut karşısında İbrahim’in, Ebu Cehil ve Ebu Leheb karşısında Muhammed’in, Muaviye ve Yezid gibilerin karşısında Ali ve evlatlarının… Elinde olduğu gibi, bu gün de günümüz Firavunları, Nemrutları, Ebu Lehebleri, Muaviye ve Yezitleri karşısında Ehl-i Beyt’in soyundan olan Humeyni ve Hamaney’lerin elinde dalgalanmaktadır. Hangi özgür akıl ve vicdan bunu göremez.?!

…Evet O İslam ümmetinin rehberi, Ehl-i Beyt imamlarının soyundan büyük bir müçtehit ve müceddid; milyonlarca mustazaf ve Müslüman’ın takip ettiği yüce insan, bir filozof, arif, emperyalizm ve uşakları karşısında yılmaz savaşçı, küfür karşısında İslam’ın iman dolu yürekli, aydın görüşlü savunucusu, kendi ifadesiyle “yeryüzünde canından ve İslam’ın verdiği izzetten başka hiç bir şeyi olmayan” ve daima Allah’ı razı etme yolunda Allah’a kavuşmayı arzulayan birisi, Peygamber ve masum imamların en sadık izleyicisi İmam Ali (a.s)’ın soyunun olduğu gibi yolunun da en sadık devam ettiricisi olarak gerçek bir Alevi…

Yüce Allah onun ömrünü, ceddi İmam Mehdi’nin (Allah’ın selamı üzerine olsun) zuhuruna kadar uzun eylesin! Mümin ve mustazafların üzerinden onun gölgesini, nefesinin sıcaklığını eksik etmesin! Tüm inananlara, mustazaflara, özgürlük ve adalet âşıklarına onu tanımayı nasip etsin!

Abna.ir

Yazının ilk bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Seyyid Ali Hamaney’in Kısaca Hayatı -1

Yazının ikinci bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Seyyid Ali Hamaney’in Kısaca Hayatı -2



Yorum Bırak

  1. […] üçüncü bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Seyyid Ali Hamaney’in Kısaca Hayatı -3 Önceki Yazı: « Ey Sevgili Sonraki Yazı:Tevessülün Bereketi » […]

  2. […] üçüncü bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Seyyid Ali Hamaney’in Kısaca Hayatı -3 Önceki Yazı: « Hakkı İnkar Etmenin Nedenleri – 1 Sonraki Yazı:Hara […]