Seyyid Bahru’l-Ulum (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Ekim 2010 3.1K kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok
Seyyid Bahru’l-Ulum (ra)
Bu yazıyı değerlendirin

[Ö. H/1212, M/1791]

DOĞUM YERİ

Muhammed Mehdi, Seyyid Murtaza Tabatabai Burucerdi’nin oğludur. İmam Hasan (a.s) torunlarından olan Muhammed Mehdi hicri 1155’in Şevval ayında Kerbela’da ilim ehli, asil ve soylu bir ailede dünyaya geldi.[1] Muhammed Mehdi dünyaya geldiği gece babası rüyasında İsmail b. Bezi’nin (İmam Kazım, İmam Rıza ve İmam Cavad’ın (a.s.) ashabından) Seyyid Murtaza’nın (r.a) evinin üzerine tüm gökyüzünü aydınlatan bir mum koyduğunu görür. Seyyid Murtaza (r.a) gördüğü bu sadık ve doğru rüyanın aynı gecesi oğlu Muhammed Mehdi’nin doğum haberiyle sevinir.[2]

Muhammed Mehdi (r.a) çocukluğunu anne ve babasının gözetimi altında İslami ahlak ve terbiyesi ile geçiriyordu. Başlangıç ilimleri, fıkıh ve usul dersleri aldı. Ergenlik çağına geldiğinde babasının hariç (içtihat) derslerine katılarak beş yıl zarfında içtihat derecesine ulaştı.

MUHAMMED MEHDİ’NİN (R.A) ÜSTATLARI

Muhammed Mehdi (r.a) Kerbela’da birçok büyük üstadın dersinden istifade etti;

1-Muhammed Bakır Behbehani (r.a)

2-Şeyh Yusuf Behrani (r.a)

3-Muhammed Taki Necefi (r.a)

4-Mehdi Futuni Nebati Amuli (r.a)

5-Aga Mirza Ebu’l Kasım Müderris (r.a), Hikmet ve Felsefe üstadı.

6-Mirza Mehdi İsfahani Horasani (r.a); Hicri 1186’da İmam Rıza’nın (a.s) ziyaretine giderek 6 yıl o mukaddes şehirde ikamet etti. Akait ve kelam ilimlerini üstadından öğrendi ve üstadı ona “Bahru’l Ulum” lakabını verdi.

Üstadı Muhammed Mehdi’nin zekâsı ve ilmini görünce bir gün derste ona hitaben ”Kardeş sen “Bahru’l Ulûmsun” yani sen ilim deryasısın dedi. O günden sonra Muhammed Mehdi “Bahru’l Ulum” lakabıyla meşhur oldu.[3]

SEYYİD BAHRU’L-ULUM (R.A) HİCAZ’DA

Seyyid Bahru’l Ulum (r.a) hicri 1193’de Hicaz’a gitti. Orada halkın ilgisiyle karşılaştı. Hicaz âlimleri onun dersine iştirak etmeye başladı. Bu yüzden Mekke’de iki yıl ikamet etti. Güzel ahlakıyla Ehlisünnet mezhebine mensup öğrencilerin beğenisini kazandı. Öğrenciler onun derslerine katılmaya başladılar. Zamanın bütün ilimlerine vakıf olduğu için Ehlisünnet öğrencilerine kendi fıkıhlarına göre ders veriyordu. Gün geçtikçe Seyyid’in ders toplantılarına yeni simalar geliyordu. İşin ilginç yanı ise herkes Seyyid Bahru’l Ulûm’un (r.a) kendi mezhebine tabi olduğunu sanmasıydı. Seyyid iki yıl takiyye ile ders verdi.

Bu iki yıl içerisinde hac amellerinin mikat yerlerini belirledi. Seyyid’ten önce mikat yerleri tam ve kesin olarak belli değildi.

Bunun yanı sıra Kâbe’nin etrafındaki taşları değiştirip, Şia fıkhına göre secdenin sahih olduğu taşlar döşetti. Seyyid’in başarılarından biride, Mekke Cuma imamını hidayet ederek Şii olmasına vesile olmuştur.[4]

Seyyid, Mekke ikametinin sonlarına doğru kendi mezhebini açıkça ilan etti. Bu haber etrafa yayılır yayılmaz mezhep imamları Seyyid’in yanına gelerek, munazaraya başladılar. Seyyid, Ehlibeyt (a.s) ve Şialığın hakkaniyetini sağlam delillerle ispatlayarak onları hak yola davet etti.

SEYYİD BAHRU’L-ULÛM’UN (R.A) ÖĞRENCİLERİ

1-Şeyh Cafer Necefi (r.a), Kaşifu’l Gita

2-Seyyid Muhammed Cevad Amuli (r.a)

3-Molla Ahmed Neragi (r.a)

4-Muhammed Bakır Şifti Reşti (r.a)

5-Seyyid Yakub Kuhkemerei (r.a)

6-Seyyid Sadruddin Amuli (r.a)

7-Şeyh Muhammed İbrahim Kelbasi (r.a)

8-Zeynelabidin Selmasi (r.a)

9-Seyyid Ali (r.a)

10-Seyyid Kayser Muhammed (r.a)

11-Esedullah Kazımi

SEYYİD BAHRU’L-ULÛM’UN (R.A) ESERLERİ

1-el-Mesabih’u fil Fıkh (3 cilt)

2-el-Fevadi fil Usul

3-Mişkatu’l Hidaye

4-ed-Devretu’l Necefiyye

5-Şerhu’l Vafiye

6-Tuhfetu’l Kiram

7-Kitabu’r Rical

8-Şiir Divanı[5]

Seyyid Bahru’l Ulûm’un (r.a) onca uğraş ve meşguliyetinin yanı sıra bir takım sosyal hizmetleri de oldu;

1-Mescid-i Sehle’de İmam Zaman’ın makamını belirleyerek orada kubbe yapılması,

2-Hz. Ali (a.s.) türbesinin duvarlarının ve etrafindaki odalarının restore edilmesi,

3-Mescid-i Şeyh Tusi’nin tamamen onarılması,

4-El hattıyla yazılan kitapları bir kütüphane arşivinde toplamak (Mektebet’ul Bahru’l Ulum)

5-Hz. Hud ve Hz. Salih’in (a.s.) Necef’teki mezarlarını halka tanıtmak.

Seyyid Bahru’l Ulum (r.a) Şiir ve edebiyatta da usta isimlerdendi. Burada İmam Hüseyin (a.s) hakkındaki şiirlerinden bir numune zikretmekle yetiniyoruz:

Bu ne büyük musibettir ki, büyüklüğünden dağlar-taşlar titriyor,

Bu ne nale ve figandır ki sanki yaralı kalplerden yükseliyor.

Ne oldu göz çeşmeleri akıyor,

Sanki Suru İsrafil’e üflenmiş de kıyamet kopmuş, halk sarhoş olmuştur.

SEYYİD BAHRU’L-ULÛM’UN (R.A) AHLAKI

Seyyid Bahru’l Ulum (r.a), takvalı, edepli ve peygambeler ahlakına sahip bir âlimdi.

Öğrencilerinden Kaşifu’l Gita üstadı hakkında şöyle der: “O, güzel ahlak ve fazilete sahipti. Onda mevcut olmayan hiçbir fazilet yoktu.”

O, tevazuda kemale ermişti. Başkalarına kendinden fazla saygı gösterirdi. Halka şefkatli bir baba gibiydi. Yürümesiyle, konuşmasıyla herkesi kendisine hayran bırakmıştır.

Nefis tezkiyesinde öyle bir dereceye varmıştı ki onun manevi makamlarını idrak etmek zordur.

Gününü programlı bir şekilde bölmüştü; akşam karanlığı çöktüğünde ders ve arştırmayla meşgul olurdu. Sonra Kûfe Mescidine giderek Rabbiyle münacat ederdi.

Seyyid Bahru’l Ulum (r.a) öğrencilerini devamlı ibadet ve Allah’ı anmaya teşvik ediyordu. Onları ibadet ve münaacattan geri kalmaya dayanamıyordu.

Seyyid bir defasında dersini tatil etti. Öğrenciler araya vasıta koyarak üstatlarının niçin dersi tatil ettiğini sordular. Seyyid Bahru’l Ulum (r.a) onlara şöyle cevap verdi: “Ben geceleri Necef sokaklarında dolaşıyorum. Öğrencilerden geceleri Rabbiyle müncaat edip ağlayan birine rastlamadım. Böyle öğrencilere ders vermek istemiyorum.

Öğrenciler üstatlarının bu sözlerini duyduklarında kendilerine çeki düzen vererek ibadet ve münacaata başladılar. Üstat öğrencilerin gaflet uykusundan uyandıklarını görünce onlara tekrar ders vermeye başladı.

Seyyid, fakir ve mahrumları hiçbir zaman ihmal etmiyordu. Geceleri onlara ekmek ve yiyecekler götürüyordu.

SEYYİD BAHRU’L-ULÛM’UN (R.A) İMAMI ZAMAN İLE (A.F) GÖRÜŞMESİ

Seyyid Bahru’l Ulûm’un (r.a) makam ve maneviyatını bir nebze de olsa anlamamız için onun İmam Zaman (a.f) ile olan irtibat ve görüşmelerinden birkaç örnek naklediyoruz:

a)-Deveyle Gelen: Seyyid’in yakın dostlarından ve öğrencilerinden olan Ahunt Molla Zeynelabidin Selmasi şöyle nakleder: “Seyyid Mekke’de ikamet ettiği günlerde ben de yanındaydım. Bir gün Seyyid’e evde yiyecek bir şeyin olmadığını arz ettim. Fakat Seyyid hiçbir şey söylemedi. Her zamanki gibi düzenli olarak sabah namazından geldiğinde odasına çekilirdi. Biz de her zaman olduğu gibi nargilesini hazırlayıp yanına götürürdük. Seyyid her mezhep öğrencilerine kendi fıkıhlarına göre ders verirdi. O gün yine Seyyid namazdan gelmişti. Nargilesini hazırlayıp götürdük. Ansızın kapı çalındı. Seyyid aceleyle yerinden kalkarak, nargileyi götürun dedi.

Kendisi kapıya koştu ve kapıyı açtı. Arap elbisesi giymiş nur yüzlü ve yakışıklı biri içeri girdi. Seyyid’in odasına geçerek oturdu. Seyyid onun karşısında edepli bir şekilde kapının yanına oturdu. Bir süre birlikte sohbet ettiler. Daha sonra o nur yüzlü Arap kalktı. Seyyid kapıyı açtı. Elini öperek kapı önündeki devesine binmesine yardımcı oldu. Seyyid elinde bir kâğıtla gelerek bana; “Sefa pazarındaki dükkâna git ve bunu ona ver.” dedi. Kâğıdı Seyyid’ten alarak Sefa pazarındaki dükkâncıya götürdüm. Dükkâncı kâğıda baktı. Onu öpüp yüzüne sürdü. Bana birkaç hamal çağırmamı söyledi. Hamalları getirdim. Dört kişinin taşıyabileceği kadar yüklü para verdi. Ben hamallarla birlikte parayı eve getirdim. Olup bitenleri öğrenmek için aceleyle kendimi dükkâncını yanına attım. Sefa pazarına vardığımda o dükkânı yerinde göremedim. Etraf dükkânlardan buradaki dükkânı sorduğumda böyle bir dükkânın burada olmadığını söylediler.”[6]

b)-Derya Gibi: Mirza Kummi şöyle naklediyor: “Ben ve Seyyid Behru’l Ulûm birlikte Vahidi Behbehani’nin derslerini mübahase ediyorduk. Ben Seyyid’ten daha başarılı olduğum için genellikle dersleri ben anlatırdım. Ben İran’a döndüm. Gün geçtikçe Seyyid’in namı ve şöhreti âleme yayılıyordu. Ben, hayret ediyordum ve anlamaya çalışıyordum. Allah bana mukaddes mekânları ziyaret etmeyi nasip etti. Necef’te Seyyid’i de ziyaret ettim. Seyyid ile aramızda küçük bir ilmi bahis oldu. Seyyid’in gerçektende ilim okyanusu ve büyük bir ilme sahib olduğunu gördüm.

Seyyid’e, “Biz seninle beraberdik ve ben derslerde senden daha başarılıydım. Ancak şimdi senin bir ilim deryası olduğunu görmekteyim. Dedim. Bunun üzerine Seyyid şöyle dedi: “Mirza, bu bir sırdır. Hayatta olduğum sürece kimseye söylemeyeceğine dair bana söz ver! Bende sırrını kimseye söylemeyeceğime dair ona söz verdim.” Sonra Seyyid şöyle dedi: “Nasıl böyle olmayayım; Kûfe Mescidinde mevlam İmam-i Zaman (a.f) beni bağrına bastı.”[7]

c)-Kuran Tilaveti: Mirza Hüseyin Lahici, Şeyh Zeynelabidin Selmasi’den şöyle naklediyor: “Bir gün Seyyid Bahru’l Ulum İmam Ali’nin (a.s) türbesine geldi ve şu şiiri mırıldanmaya başladı:

Ne de güzeldir Kuran sesi

Can kulağıyla senden Allah kelamını duymak

Seyyid Bahru’l Ulûm’a bu şiiri okumasının sebebini sordum. Seyyid şöyle dedi: ”Türbeye girdiğimde mevlam İmam-i Zaman’ın (a.f) mezarın başucunda sesli bir şekilde Kuran tilavet ettiğini gördüm. Mübarek sesini işittiğimde bu şiiri okudum.[8]

GÜNEŞİN BATIŞI

Seyyid Bahru’l Ulum (r.a) hastalığından dolayı bir müddet ders veremez oldu. Bu süre içinde evinde hasta yatağında mütalaa ve telifle meşgul oldu.

Seyid (r.a) 24 Zilhicce hicri 1212’de hakkın rahmetine kavuştu. Gidişiyle Şia âlemini büyük yasa ve hüzne boğdu. Yaslı dostları pak bedenini Şeyh Tusi’nin mezarının yanına defnettiler.

—————–

[1]-Fevaidu’l Razevi, s.676.

[2]-Kısasu’l Ulema, s.168.

[3]-Ravzatu’l Cennat, c.7, s.204.

[4]-Mekarimu’l Asar, c.1, s.417.

[5]-Ayanu’ş-Şia, c.1, s.160.

[6]-Muntehal Amal, c.2, s.547.

[7]-Gencine-i Danışmendan, c.8, s.371.

[8]-Fevaidul Razeviyye, s.682.

——————

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar


Etiketler:

Yorum Bırak