Benim Dedem Ali (as)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Eylül 2009 2.8K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
Benim Dedem Ali (as)
Bu yazıyı değerlendirin

Güneş her yeri kaplayan kapkara bulutlar ardına saklanmış, yağmurlar yeryüzüne acı damlalar indirmekte, ağaçlar sonbahar gelmeden yapraklarını dökerken, dünya değil, sanki arşın sütunları sallanmış. Rüzgâr esmeyi unuturken, yıldızlar gökyüzünü süslemek için nöbet değişimine hazırlanırken, nedense her şey işlevini kaybetmiş gibi. Ne oluyor? Neler oluyor?

Aradan koskoca üç gün geçti, yıkık dökük harabe içerisinde yalnız üç kişi, ben, babam ve yaşlı annem, birde her gece ziyaretimize gelen dedem. Küçük harabemizin küçük çocuğuyum. Bugün her şey çok değişik, babam bile. Annem yıkık duvarımızın kenarında oturmuş sessizce ağlamakta, babam ise vaktini namazla geçirmekte. Gözlerim uzaklara bakmakta. Yüreğim özlem ve korku içerisinde. Kaç gün oldu dedem gelmez oldu ziyaretimize. Acaba babamla kavgamı ettiler? Yüksek tepelere çıkıp yolunu gözlemekteyim ancak ne gelen var ne giden.

Bize dedem bakıyor, her şeyimizle o ilgileniyor, nerede yaşadığını bilmiyorum ama büyük bir hurma bahçesi varmış yaşadığı yerde, vaktinin çoğunu kuyu kazarak geçirirmiş anlattığına göre, bana söz verdi bir gün götürecek beni bulunduğu şehre.
Dedemi çok seviyorum. Gelince bana masallar anlatır, hatta benimle güreş bile tutardı. Anneme yardım eder birlikte ekmek pişirirlerdi. Babama yardım eder odun keserlerdi. Ama kaç gün oldu gelmedi. O kadar özledim ki onu. Sizin de saçlarınızı okşayan dedeniz var mıdır benim gibi, başınızı dizlerine koyduğunuz da uyuduğunuz, uyuduğunuzda ise rüyalarınızda cenneti gördüğünüz.

Gece olmak ta, harabeyi korkutan bir sessizlik kaplamakta, bizim evde ışık yanmaz, bu yüzden herkes erken uyumakta. Ama Benim gözüme uyku girmemekte. Dedem gelecek biliyorum. Tekrar tepelere çıkıp bekliyorum. Uzaklara dalıyor gözlerim. Dedemle geçirdiğim günler geliyor gözlerim önüne. Ne kadar da şefkatli davranıyordu bizlere. O gelince mutlu oluyorduk. O gelince yalnızlığımızı unutuyorduk.

Uzaklarda bir karaltı görüyorum sanki evet evet bir karaltı. Dedem geliyor, geleceğini biliyordum. Bizi unutmayacağını, karanlık gecelerimize ışık olacağını biliyordum O da ne, dedemin yanında birisi daha var. Bir misafir daha geliyor. Ne yapmalıyım? Koşarak boynuna sarılmalıyım, ellerinden öpüp, başımı okşamasına izin vermeliyim. Ama önce yıkık dökük harabemize gidip dedemin geldiğini haber vermeliyim. Babamlar da sevinecektir eminim.

Yalın ayaklarla koşuyorum harabeye dedemin gelişini haber vermeye. Babam ve annem telaş ve heyecanla çıkıyorlar harabeden, heyecanla anlatıyorum, onlardan takdir beklermişçesine, dedem geliyor diyorum, yanında da biri var, karaltı gittikçe yaklaşıyor, kalbim yerinden çıkacakmış gibi. Sabaha kadar bırakmayacağım dedemin elini ve neler neler yaptığımı anlatacağım ona. Anne ve babamın az önceki sevinç ve heyecanlarından eser yok. Ne oldu? Diye soruyorum, neden suratınız asıldı? Anne neden ağlıyorsun? Yoksa sende benim gibi dedemi çok mu özledin? Babam konuşuyor, oysa bugün hiç konuşmamıştı. Gelen deden değil diyor. Yıkılıyorum, nasıl olur, ondan başka bu yolları bilen var mıdır? Ondan başka bizi tanıyan bizim bu harabemize uğrayan varmıdır? Çocuk aklımla diretiyorum gelen dedem diye. Ancak karaltı daha çok yaklaşmış ve gelenin iki tane genç olduğunu görüyoruz.

Bize selam veriyorlar. Bizde selamlarını alıyoruz. Nereden geldiklerini soruyor babam, Necef’ten gelip Kufe’ye gittiklerini söylüyorlar. Babam çekingenlikle soruyor, acaba gelirken yolda başka biri ile karşılaştınız mı? Karşılaşmadıklarını ve bu saatten sonra da kimsenin bu yolu kullanmayacağını söylüyorlar. Yüreğimi bir korku kaplıyor. Dedemi gördünüz mü diye soruyorum, sanki dedemi tanıyorlamışcasına. Deden kimdir? Soruyor birisi.

Dedem diyorum dedem, sözcükler boğazıma düğümleniyor. Nasıl biri? Diye soruyorlar. Güçlü diyorum, şefkatli, güler yüzlü diyorum. Deden ne iş yapar diye soruyor? Kendisine ait bir hurma bahçesi var vaktinin çoğunu kuyu kazarak geçirir, geceleri ise elinde erzakla bize uğrardı. Gecenin alacakaranlığında bana masallar anlatır, Annemle ekmek pişirip babama odun kesme de yardımcı olur diyorum. Başlarını önlerine eğip susuyorlar. Yapışıyorum eteklerinden, söyleyin diyorum, yoksa dedemi tanıyor musunuz? Cevap vermiyorlar. Adı neydi diye soruyorlar. Babama bakıyorum, adını söylemesini istercesine. Baba dedemin adı ne? Diyorum. Babam da bilmiyor ki, susuyor. Dedem diyorum dedem, ama ismini bilmediğim için susuyorum. Ağlıyorum, gençlerden birisi söylüyor, hazırlanın dedenize götürelim sizi. Seviniyorum, öyle ki, sevinç gözyaşları döküyorum şimdi, biliyorum tanıdıklarını biliyordum.

O gece yola çıktık, karanlık yollarda, kum fırtınalarına meydan okuyarak. Sonra bir şehre vardık adına “Necef” dedikleri. Bir mezar bulduk o iki gencin bize gösterdikleri ve sonrasında bizimle ağlayarak âleme bildirdikleri,

“Vallahi o her gece çıkar tüm evleri dolaşıp erzak ulaştırır ve onlarla sohbet edip hal ve hatırlarını sorarlardı.
Vallahi, yetimlere pek şefkatli miskinlere pek düşkündü.
Vallahi, o yetimleri bir gün tok bir gün aç bırakmazdı. Ancak o şimdi yok. O şimdi yok…

Ve bu mezar…

Sizin de saçlarınızı okşayan dedeniz var mıydı benim gibi, başınızı dizlerine koyduğunuz da uyuduğunuz, uyuduğunuzda ise rüyalarınızda cenneti gördüğünüz.

Ey fani, bilmez misin Cennet dediğin oturmaktır Ali’nin dizi dibinde
Ben öyle bir kavmin ehliyim ki,
Cenneti görürdüm Ali’nin ismini zikredince.

Fatih Kahramani


Yorum Bırak