Gel Kurtar İnsanlığı İnsanlığın Zulmetinden

Yazar: beytül ahzan Tarih: 11 Eylül 2010 1.9K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
Gel Kurtar İnsanlığı İnsanlığın Zulmetinden
Bu yazıyı değerlendirin

Hangi sözcüklerle çağırsam seni gelirsin bilmem. Hangi feryatlara sürsem çaresizliğimi duyarsın sesimi? Hangi dualarla haykırsam hasret yüklü kalbimin hacetini göklere? Bilemiyorum…

Yetim çocukların gözlerinde çapaklandı çaresiz bekleyişim. Alın çizgilerimin coğrafyasında yitirdim kendimi. Zamanın zehirli akrebi yuttu sabrımı. Geleceksen, sabrıma sabır ekletme ne olur? Farz et sapan taşında sıkılmış umut dilencisiyim. Farz et, yüreği kan çanağına dönmüş bir ananın matem sesiyim. Farz et, al nakışlı kundağında meleklere gülümseyen bir bebenin, baba ocağına düşmüş sancısıyım.

Daha dile gelmeden yutkunduğum isyanların lehçesinden gel kurtar beni. İbrahim’i yakmayan ateşler yakmakta yürekleri. Çarmıha gerilmekte ruhlar acılı bedenlerde bir bir. Gökyüzüne çarşaf çarşaf kızıllık bulaşmakta… Her gün bir mahşer yaşanmakta Kerbela tadında… Her gün binlerce can yanmakta susuz toprağında zulmün… Ölüm yağmakta mavzerinden adaletin… Toprakla belenmekte bebeler… Toprakla kefenlenmekte yiğitler…

Sabrıma söz geçiremiyorum artık. Yüreğime eğiliyorum sen, özlemlerime eğiliyorum sen… Gözlerim neye baksa, nereye yol alsa bakışlarım, alıp alıp sana getiriyor beni sonunda. Hangi mevsime uyansa mahzun yüreğim, henüz çiçeğe durmuş bir goncanın solgun nefesi okşar rüzgârlarımı. Yanan yüreklerin kederli bağırışları musallat olur vicdanıma ve vicdanım, Fırat’ın sessiz feryadına gark olur.

Hangi menzilde konaklasa vicdanım, orası Kerbela olur. Bağrı çatlar çöllerin. Yanık dudaklarında günlerin, Aşura matemi… Önüne set çekilmiş nehirler kınında kurur. En azgın dalgalar kirpiklerime dadanır. Ali Ekber, babasının gözleri önünde paramparça edilir. Ali Askar oklanır kollarında güneşin. Güneş çekilir göklerden. Kurur cemresi rahmetin ve donar pınarında abı hayat.

Zincire vurulur kuşlar kanatlarından. Tarumar edilir yuvası bülbülün. Diline mühür vurulur ve gülistana hasret yürür Şam harabesine. İşte o an, Kerbela’dan kaçan soysuzların vebali dolar içime. Soluğum kesilir. Hayatla aramdaki bütün bağlar kopar. Yerküre çekilir ayaklarımın altından. Kerbela’ya yürüyen ölüm yüklü bir kafile geçer üzerimden. Ezilirim. Küçülürüm. Çaresiz bir çaresizlik alıp götürür bütün kişiliğimi. Kişiliksiz bırakır beni suskunluğum ve kurşuna dizilir yaşama dair ne varsa içimde.

Utanç yeli kuru bir yaprak gibi savurmadan beni, gel kurtar insanlığı, insanlığın zulmetinden. Sen beni duymalısın efendim. Uzak bir iklimden sesleniyorum sana. Gazze’de yetim kızın dilice, kaldırımda yatan şehidin gönlüce, kundağında kızıl tenli bebelerin, bebesi kalbinde taş kesmiş anaların sesiyle; bu zulüm çağının çaresiz cümleleriyle sesleniyorum sana. Gel ey çağlara müjdelenmiş umut! Ellerinin yüreğimizi okşayışı aksın yanaklarımızdan. Gel, kimsesiz kaldık. Aşksız kaldı yüreklerimiz. İçimizde bir çöl boşluğu beklemekteyiz. Ağıtı yaralı kuşların acısı içimizde, ellerimiz göklerde, dilimiz duada ve baharı firar etmiş mevsimlerin sapağında, her gün biraz daha seni özlemekteyiz…

Habib Mert


Yorum Bırak