Eğer Şia Hak İse, O Halde Neden Azınlıktadır ve Dünya Müslümanlarının Çoğunluğu Onu Kabul Etmemiştir?

Eğer Şia Hak İse, O Halde Neden Azınlıktadır ve Dünya Müslümanlarının Çoğunluğu Onu Kabul Etmemiştir?

Oca 8, 2010 12 Yazar: beytül ahzan


Cevap: Hak ve batıl, takipçilerinin azlığı veya çokluğu ile tanınmaz. Bugün dünyada Müslümanların, İslâm’ı kabul etmeyenlere oranı, beşte bir veya altıda bir civarındadır.

Uzakdoğu sakinlerinin çoğunluğunu putperest, inekperest ve tabiat ötesini (metafiziği) inkâr eden kimseler oluşturmaktadır.

Çin, bir milyardan fazla nüfusuyla, Yaratıcı’yı inkâr eden komünizmin merkezlerinden biridir. Bir milyara yakın nüfusu ile Hindistan halkının çoğunluğunu ineğe tapanlar ve putperestler teşkil etmektedir. Görüldüğü gibi çoğunluk, asla hak olmanın nişanesi sayılamaz. Hatta Kur’ân-ı Kerim, genellikle çoğunluğu kınamakta ve bazı azınlıkları övmektedir. Bu hususta örnek olarak bazı ayetlere dikkatinizi çekmek istiyoruz:

“Onların çoğunu şükreder bulmayacaksın.” [1]

“Mescid-i Haram’ın mütevvellîleri, ancak takvasahibi kimselerdir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.” [2]

“Kullarından pek azı şükredendir.” [3]

Buna göre gerçekçi bir insan, asla inancının takipçilerinin azlığından endişeye kapılmamalı, çokluğuyla da böbürlenmelidir. Aksine, akıl çırağını yakmalı ve onun ışığından yararlanmalıdır.

Adamın biri, Müminlerin Emiri Hz. Ali’ye (a.s) şöyle arz etti: “Cemel Savaşı’nda senin muhaliflerin, nispî çoğunluğu teşkil ettikleri hâlde nasıl batıl olabilirler?!”

İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Hak ve batıl, kişilerin sayısıyla tanınmaz. Sen hakkı tanı, ehlini de tanırsın; batılı tanı, ehlini de tanırsın.”

Bu nedenle, bir Müslüman’a yakışan, bilimsel ve mantıksal bir yaklaşımla bu meseleyi inceleyip, “Bilmediğin şeyin ardına düşme.”[4] ayetinin ışığıyla hareket etmektir.

Ayrıca, her ne kadar Şia nüfusu Ehlisünnet’ten az olsa da, kapsamlı ve dakik bir sayım yapılacak olursa görülecek ki, dünya Müslümanlarının dörtte birini Şiîler oluşturmakta ve dünya yaşadığı bölgelerin hemen hepsinde varlıklarını sürdürmektedirler. [5]

Yine tarihin bütün dönemlerinde, Şiîler arasından meşhur bilginler, yazarlar ve eser sahipleri çıkmıştır. Hatta İslâmî bilimlerin birçoğunun kurucuları da Şiîler olmuştur. Örnek olarak; “nahiv” ilminin kurucusu Ebu’l- Esved-i Duelî, “aruz” ilminin kurucusu Halil b. Ahmed, “sarf” ilminin kurucusu Muaz b. Müslim b. Ebî Sare el- Kufî ve “belâgat” ilminin öncülerinden Ebu Abdillah Muhammed b. İmran Kâtib-i Horasanî’yi (Merzbanî) sayabiliriz.[6]

Tümünün sayılması oldukça zor olan Şia âlimlerinin sayısız telifleri ve eserleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmek için “ez-Zeria İlâ Tesanif’iş-Şia” adlı değerli esere müracaat edebilirsiniz. Şia’nın büyük şahsiyetlerini tanımak için “A’yan’uş-Şia” kitabına, Şia’nın tarihçesi hakkında bilgi edinmek için de, “Tarih’uş-Şia” adlı kitaba başvurabilirsiniz.

——-

1- A’râf, 17

2- Enfâl, 34

3- Sebe’, 13

4- İsrâ, 36

5- Daha fazla açıklama için bk. A’yan’uş-Şia, c.1, 12. bahis, s.194

6- Bu konuda Seyyid Muhammed Sadr’ın Te’sis’uş-Şia adlı eserine bakınız.

——–

“Seyyid Rıza Hüseynineseb”in “Cevaplıyoruz” kitabından alıntıdır.

Sayfa:145